• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam137
Toplam Ziyaret861402
Köy Enstitüsü Anıları


Hasanoğlan Köy Enstitüsü bana, köyümle olan sevgi bağımı koparmadan, hayatı ve hümanizmi öğretti!

Musa Kâzım Yalım

Köy Enstitülerini kapatmanın ve Türk Milli Eğitim Tarihi‘ni karartmanın gerisinde olan güçleri hiç affedemiyor.
Mehmet Erbil

Musa Kâzım Yalım, 1950-1951 öğretim yılı Hasanoğlan Köy Enstitüsü mezunu. Köy Enstitülerini kapatmanın ve Türk Milli Eğitim tarihini karartmanın gerisinde olan güçleri hiç affedemiyor. Bu okullarımız sürseydi, eğitim kesintiye uğratılıp,  kapatılmasaydı ülkemiz bugünkü sıkıntıları yaşamayacak, yetiştirilen üretici ve yaratıcı insanlarla hem eğitim düzeyi artacak hem de her zorluğu yenmeyi başaracaktık. Kişilikli bir eğitimle, kendimize özgü bu sistemle, kişilikli kuşaklar yetişecek, el açmadan, bel bükmeden, kimselere yanaşmadan, ülkemiz kalkınma aşamalarını başaracaktı. Çok yazık ettiler, çok...

Okuldaki ilk günlerimi hiç unutamam. Babamla birlikte Hasanoğlan'a geldik. Annem yoktu. Okumak zorundaydım. Babamla beni misafirhaneye götürüp ağırladılar. Ablalar bana yol gösterdi, okulu tanıttı. O kadar hoşuma gitmişti ki, güzel yataklar, üç öğün yemek vardı. Ben bunları köyde bulamazdım, bulma olanağım da yoktu. Köyde nerdeyse ayağımda çarık bile yoktu diyebilirim. Bu ortam, bu yakınlık beni okula bağladı. Zaten başka çarem de yoktu. Ben okuyacaktım.

Babam beni bırakıp gitti. Benimle gelen dayımın oğlu daha sonra dayanamayıp okuldan ayrlıp köye döndü. Ben devam ettim. Mutluydum... Okulun çalışma düzeni, derslerde aldığım bilgiler beni buraya bağladı. Örneğin, kürenin hacmini ölçmek için öğretmenin sınıfta bir karpuzu ortadan kesip, çevresine ip dolaması, basit ölçüm yöntemini göstermesini hala unutamam.

Hele bağ çubuklarını dikip, numara verek, her öğrenciye bakım için yanlarına diktiği plakalarla bu çubukların bakımının yapılması anlatılamaz. 1000 kök bağ çubuğu vardı. Numaralara göre bağ çubukları tek tek incelenirdi.  Öğrenciler bu incelemelere göre notlar alır, çubuklardan hangi gübre ile ne kadar verim alınacağı kayıt altına alınırdı. Böylece bulunan kayıtlara göre çubukların verimi o gübre ile artırılırdı.

Tarım öğretmenimiz İzzet Palamar bu titizlik ve düzen içinde bizlere ciddi çalışmalar yaptırdı. Numaralara göre tek tek çubuklar incelenir, notlar ve öneriler hazırlanırdı. Her öğrenci titizlikle kendi bakımında olan asmaları izler, çalışmalarını yürütürdü.                             

Müzik eğilimi olan 80 kişi belilenerek, bir mandolin orkestrası oluşturuldu.  Müzik öğretmenimiz Mehmet Öztekin'di. Çalışmalar ilerleyince, oluşan bu orkestra ile konserler vermeye başladık. Orkestra elemanlarından biri de bendim. Konserde öğrendiğimiz çeşitli parçaları çaldık. Bizi dinleyenler arasında opera sanatçısı birisi de varmış, bizleri çok beğenmiş. Daha sonra bu sanatçı ile çok seslilik üzerine çokça konuşarak, tartışmalar yaptık. Çok sesli Türk müziği üzerinde ağırlıklı duruldu. Benim çok ilgimi çekiyordu. Sonraları bu sanatçının çok sesli Türk müziği çalışmaları oldu. Ne var ki, bazı tepkiler almaya başlayınca, çok sesli müzik çalışmalarından vazgeçtiğini öğrendik. O günlerde o tartışmaları sık sık anımsar, çok sesli müziğin yapılmasının gerektiğini hep düşünürdüm.

Söyleşi • Mehmet Erbil …2010-11-16

Kätap l Nexus l Yuval Noah Harari

Yuval Noah Harari – Neksus: Temaların Derinlemesine Tanıtımı

ISBN:9786256896246

Nexus, Harari’nin insanlık tarihine dair büyük anlatısını geleceğin eşiğine taşıyan bir kitap. Bu kez merkezde, insan zihni ile dijital sistemler arasındaki giderek sıkılaşan bağ var. Harari, bu bağı yalnızca teknolojik bir yenilik olarak değil, insanlık tarihinin en köklü kırılmalarından biri olarak okuyor.
1. Zihin–Teknoloji Birleşimi: Yeni Bir Evrim Eşiği
Harari’nin temel iddiası şu: İnsanlık artık biyolojik evrimle değil, bilişsel-teknolojik evrimle şekilleniyor.
Bu evrim, bedenimizi değil, düşünme biçimlerimizi dönüştürüyor.
• Zihinlerimizin dışarıya açılan kapıları artık yalnızca dil, jest, yazı değil; veri akışları, algoritmalar ve nöroteknolojik arayüzler.
• İnsan ile makine arasındaki sınır, “kullanıcı–araç” ilişkisinden “ortak bilinç alanı”na doğru kayıyor.
• Bu kayma, insanın kendini anlama biçimini de kökten değiştiriyor: “Ben kimim?” sorusu, “Benim verilerim kimde?” sorusuyla iç içe geçiyor.

Harari’ye göre Nexus, insan zihninin tarihte ilk kez dışsal bir sistemle eşzamanlı çalışabileceği bir çağın habercisi.
2. Özgür İrade ve Dikkat Ekonomisi: Sessiz Bir Kuşatma
Kitabın en çarpıcı temalarından biri, özgür iradenin kırılganlığı.
Harari, özgürlüğün artık politik bir hak olmaktan çok, bilişsel bir kapasite olduğunu söylüyor.
• Dikkatimiz, algoritmalar tarafından ölçülebilir ve yönlendirilebilir bir kaynağa dönüşmüş durumda.
• Kararlarımız, tercihlerimiz, hatta duygularımız bile veri modellerinin öngörü alanına giriyor.
• Bu durum, özgür iradeyi “içsel bir güç” olmaktan çıkarıp “korunması gereken bir ekosistem” haline getiriyor.

Nexus, özgürlüğün geleceğini tartışırken, bireyin zihinsel alanının nasıl bir mücadele sahasına dönüştüğünü berrak bir şekilde gösteriyor.
3. Güç Yoğunlaşması: Veri İmparatorlukları ve Yeni Egemenlik Biçimleri
Harari’nin tarihsel sezgisi burada devreye giriyor:
Her büyük teknolojik dönüşüm, yeni bir güç mimarisi yaratır.
• Veri, modern dünyanın en stratejik kaynağına dönüşmüş durumda.
• Bu kaynağı kontrol edenler, yalnızca ekonomik değil, bilişsel egemenlik kuruyor.
• Harari, geleceğin imparatorluklarının toprak değil, zihin yöneteceğini öne sürüyor.

Nexus, bu yeni güç düzeninin etik, politik ve toplumsal sonuçlarını tartışırken, okuru “kim karar veriyor?” sorusuyla yüzleştiriyor.
4. İnsan Kimliğinin Dönüşümü: Beden, Bellek, Bilinç
Harari, insan kimliğinin üç temel sütununu — beden, bellek, bilinç — yeniden düşünmeye çağırıyor.
• Beden: Teknoloji artık bedenin sınırlarını aşan bir varlık alanı yaratıyor.
• Bellek: Kişisel hafıza, dışsal veri depolarıyla rekabet ediyor.
• Bilinç: Bilincin ölçülebilir olup olmadığı sorusu, etik tartışmaların merkezine yerleşiyor.

Nexus, insanın kendini tanımlama biçiminin tarihte ilk kez bu kadar radikal bir şekilde dışsal sistemlere bağlı hale geldiğini gösteriyor.
5. Etik ve Sorumluluk: Henüz Yazılmamış Bir Gelecek
Harari’nin en güçlü vurgularından biri şu:
Teknoloji hızla ilerliyor, ama etik çerçeve aynı hızda gelişmiyor.
• Nöroteknoloji ve yapay zekâ, insan zihninin mahremiyetini tehdit edebilir.
• Veri temelli karar sistemleri, eşitsizlikleri derinleştirebilir.
• Küresel ölçekte ortak bir etik dil oluşturulmazsa, bu dönüşüm insanlık için kırılgan bir geleceğe yol açabilir.

Nexus, bir kehanet değil; bir uyarı ve davet.
Harari, geleceği “öngörmek”ten çok, onu “şekillendirmek” için kolektif bir sorumluluk çağrısı yapıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
Musa Kâzım Yalım


MKY
Büngülgözden Sivri'ye Hayali Bakış

Musa Kâzım Yalım öğretmeni, ölümünün ikinci yıldönümünde saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.

Cumhuriyet’in aydınlanma idealinin köylere uzanan yolculuğunda Köşektaş’ın payına yalnızca bir okul binası ya da bir müfredat düşmedi; o payın en canlı örneklerinden biri, ışığıyla köyümüzü aydınlatan Musa Kâzım Yalım’dı.
Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nün disiplinini, üretkenliğini, sanatla iç içe geçmiş ruhunu ve sorgulayıcı aklını Köşektaş’ın günlük yaşamına taşıyan kişi oydu.

Musa Kâzım Yalım, öğrencileri için disiplinli ve mesafeli bir öğretmendi; öğretmen‑öğrenci çizgisini titizlikle korurdu. Öğrencisi olmayanlar içinse samimi, nüktedan, sohbeti derin bir ağabey, empati kurabilen bir arkadaştı. Farklı yüzlerinin ardında aynı inanç vardı: Bilginin, sanatın ve düşüncenin insanı özgürleştirdiği düşüncesi.

Onun varlığı öğretmenlikle sınırlı değildi. Karşılaştığı herkese okumanın heyecanını, yazmanın özgürleştirici yanını ve merakın insanı canlı tutan gücünü aşılamaya çalıştı. Kim olursa olsun bir kimsenin eline aldığı her kitabı bir nesne değil, bir kapı, bir ihtimal olarak görürdü.

Köşektaş’ın peyzajını yalnızca bilen biri değildi; onu yaşayan, hisseden ve anlamlandıran bir tanıktı. Harman yerinin rüzgârını, kavakların gölgesini, Kırlangıç Tepesi’nden açılan geniş ufku, akşamüstlerinin ağırlaşan sessizliğini, göksel ışınların tepelere yansıyan parıltısını içerden duyardı. Bu duyusal zenginliği yalnızca sözle değil, fırçasıyla da kayda geçirirdi. Köyün ışığını, renklerini, tepelerini ve kıvrımlarını tuvalde yeniden kurar; yalnızca gördüklerini değil, hissettiklerini de resmederdi. Bu yüzden onun anlattığı Köşektaş, dışarıdan görülen bir köy değil; içeriden hissedilen, kültürel ve duygusal katmanlarıyla yaşayan bir dokuydu.

Bu dokunun en güçlü parçalarından biri de müzikti. Musa Kâzım Yalım’ın ut çalması ve şarkı söylemesi, onu kültürel dokunun sıradan bir parçası olmaktan çıkarır; köyün estetik ritmini belirleyen bir figür hâline getirirdi. Müzik, Köşektaş’ta yalnızca bir eğlence değil; duyguları düzenleyen, toplumsal bağı güçlendiren bir ortak deneyimdi. Udu eline alışındaki zarafet, sesinin mekânda dolaşımı, seçtiği ezgilerin topluluğun ritmini belirleyişi bunun en somut örnekleriydi.

Köşektaş’ta herkesin onunla ilgili bir anısı vardır. Kimi onu utuyla hatırlar, kimi kütüphanesinin kapısını aralayıp Tolstoy’la, Balzac’la, Nazım’la ilk kez tanıştığı anı… Kimi de 1960’ların ve 1970’lerin tartışma dolu yaz akşamlarını. Harman yerinde, kavakların altında gençlerin halka olup “sömürü”, “emek”, “kapitalizm”, “hümanizm” gibi kavramları ondan dinlediği günleri. Bu tartışmalar bir ideolojinin değil, bir vicdanın sesiydi. Musa Kâzım Yalım öğretmen, köyün çelişkilerini, emeğin karşılıksız kalışını, köylünün hor görülüşünü konuşmaktan çekinmezdi. Bu yüzden gençler, 68’in rüzgârında yönlerini bulmak için ona bakardı.

Ankara’daki mütevazı yaşamında da değişmedi. Kasketinin altından bakan gözleri hâlâ merakla doluydu; udu eline aldığında parmakları hâlâ gençliğindeki gibi kıvraktı. Müzikli sohbetlerinde kısa bir taksimden sonra sorduğu “Türkü mü istersiniz, şarkı mı?” sorusunda bile hayatla kurduğu o incelikli bağ hissedilirdi. Rönesans’tan Molière’e, Galileo’dan Shakespeare’e, Austin’den Woolf’a uzanan geniş bir kültür dünyası taşırdı içinde. Bilimin önemini anlatırken sesi toklaşır, Atatürk’ün aydınlanma idealinden söz ederken gözleri parlar, “Zaman boş oturma zamanı değil. Herkesin kalkıp bir şeyler yapması gerekiyor.” derdi. Bu söz, onu tanıyanlar için bir öğüt değil, bir çağrıydı.

Bugün geriye dönüp bakıldığında Musa Kâzım Yalım yalnızca bir öğretmen değil; bir köyün kültürel belleğini yoğuran, gençlerin ufkunu açan, sanatla düşünceyi birleştiren bir Cumhuriyet aydını olarak duruyor karşımızda. Köyün ritmini duyan bir müzisyen, peyzajı dönüştüren bir göz, okuma‑yazma kültürünü köyün damarlarına işleyen bir rehberdi. Bıraktığı iz, kendi ömrünü aşan bir iz oldu; okunan her kitapta, tartışılan her fikirde, köyün değişen her taşında hâlâ görünür.

İyi ki vardı. Işığı hâlâ bu hikâyenin içinde dolaşıyor. Köşektaş’ın hikâyesi onunla daha geniş, daha derin, daha insanca bir hâl aldı.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Bilgi: Musa Kâzım Yalım öğretmenin ölümünün ikinci yılı dolayısıyla hazırladığımız bu metni, nisan ayı sonunda yaşayacağınız yoğunluk nedeniyle, 26 Nisan’daki ölüm yıldönümünden yaklaşık iki hafta önce paylaşıyoruz.