Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam334
Toplam Ziyaret826727
İbrahim Özdoğan

İbrahim Özdoğan
1950 - 1984

Tartışma götürmez bir gerçek: Zaman çok çabuk akıp gidiyor. Onu durduramadığımız gibi, bizi kendi akışına sürüklemesine de engel olamıyoruz. Zaman ilerledikçe yalnızca günler değil, insanlar ve onların bıraktığı izler de yavaş yavaş görünmez hâle geliyor. Çoğu kişiden ya tesadüfen ya da ancak vefat ettiklerinde haberdar oluyoruz.

Henüz otuzlu yaşlarda kaybettiğimiz öğretmen İbrahim Özdoğan da onlardan biri. Daha hayatının baharında amansız bir hastalığa yakalanmış, bir süre mücadele etmiş ve 1984 yılının sonbaharında hayata veda etmiştir. Aradan kırk yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen, onu tanıyanların hafızasında bıraktığı etki varlığını hâlâ sürdürmektedir.

İbrahim Özdoğan, 1971 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’na atanmış, 1981 yılında görevinden ayrılmış ve bu süre boyunca Köşektaş Köyü’nün eğitim‑öğretim faaliyetlerine on bir yıl kesintisiz katkıda bulunmuştur¹.

İbrahim Özdoğan, öğreticiliği, insani ilişkileri, dostluğu ve hatırbilirliğiyle örnek bir öğretmen, örnek bir insandı. Köşektaş’ta görev yaptığı on bir yıl boyunca başarılı öğrenciler yetiştirdi².

İbrahim Özdoğan’ın Köşektaş Köyü İlkokulu’ndaki görev süreci incelendiğinde, o dönemin köydeki kültürel etkinliklerin niteliği üzerinde belirgin bir etki yarattığı görülür. Özellikle piyes, kısa oyun ve benzeri sahne etkinliklerine yönelik çalışmaları, köy halkının sahne oyunlarına olan ilgisinin artmasına katkı sağlamıştır. Milli bayramlar kapsamında hazırladığı kısa skeçler ise iki yönlü bir işlev üstlenmiştir: Bir yandan köy halkının kültürel etkinliklere olan ilgisini güçlendirmiş, diğer yandan öğrencilerin kendilerini ifade etme becerilerinin gelişimine destek olmuştur. Bu durum, İbrahim Özdoğan’ın eğitim faaliyetlerinin yalnızca sınıf içi öğretimle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda toplumsal ve kültürel yaşam üzerinde de etkili olduğunu göstermektedir.

Büyük küçük herkes tarafından sayılan ve sevilen İbrahim Özdoğan’ın genç yaşta hayata veda etmesi, özellikle annesi, kardeşleri ve yakın arkadaş çevresi için derin bir üzüntü kaynağı olmuş; bu üzüntü zaman içinde çeşitli biçimlerde ifade edilmiştir. Zaman geçse de, onun ardından duyulan özlem ve bıraktığı insani ılımanlık, Köşektaşlıların hafızasında sessiz ama kalıcı bir yankı olarak varlığını sürdürmektedir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

𝗗𝗶𝗽𝗻𝗼𝘁𝗹𝗮𝗿

[1] Sinan Uçar, atanma ve nakil bilgisi
[2] Celalettin Ölgün: “Köşektaş’ta Altına Bakmadık Taş Bırakmadık” adlı çalışmada yer alan, “Yel Öttürdü” adlı öyküden alınmış pasaj.

Anasayfa

www.kosektas.net



Musa Kâzım Yalım l Hastayım Yaşıyorum Gözrünmez Hayâliyle
Hicaz Şarkı l Beste ve Güfte: Udi Hrant Kenkiloğlu

Musa Kâzım Yalım, ömrünü utun tınısına ve şarkının büyüsüne adamış bir musiki sevdalısıydı. Utu eline aldığı anda etrafındaki dünya yavaşlar, sesi ve nefesiyle birleşen teller adeta başka bir âleme kapı aralardı. Onun için ut çalmak bir boş zaman uğraşı değil, hayatın kendisiydi; her notada bir hatıra, her nağmede bir ömür saklıydı.

kosektas.net

KEZİBAN CEYHAN'IN ÇİLESİ, ONURU VE SESİ


Ahmet Çavuş (Uçar)'un Hafızasından

Anadolu’nun köylerinde söz, çoğu zaman yazıdan daha kalıcıdır. İnsanlar yaşadıklarını taşlara değil, birbirlerinin hafızasına kazır; acılar, sevinçler, kayıplar ve direnişler kuşaktan kuşağa anlatılarla aktarılır. Bu sözlü mirasın taşıyıcıları, yalnızca hikâye anlatan kişiler değil; bir toplumun belleğini ayakta tutan sessiz emekçilerdir. Köşektaş’ta bu görevi yıllarca üstlenenlerden biri de Ahmet Çavuş’tur. Onun hafızasında saklanan Keziban Ceyhan’ın hikâyesi, yalnızca bir kadının yaşamı değil; bir dönemin, bir coğrafyanın ortak kaderini  içinde taşıyan güçlü bir sözlü mirastır.

KOSEKTAS.NET

Keziban Ceyhan'ın Çilesi, Onuru ve Sesi l 20 Ocak 2026

Köşektaş’ın belleğinde derin bir iz bırakan, sözü berrak, anlatısı ağır akan Ahmet Çavuş (Uçar), geçmişin acılarını, sevinçlerini ve insanın içini burkan hikâyelerini yıllarca taşıyıp aktaran bir hafıza emanetçisiydi. Onu dinleyen herkes, sözlerinin ardında yalnızca bir anlatıcının değil, zamanın kendisinin konuştuğunu hissederdi.

Ne bir kelimeyi eksik bırakır ne de bir duyguyu abartırdı. Sözünde ölçü, anlatısında vakar, yüzünde ise yılların yorgunluğunu taşıyan bir sükunet vardı.

O, yalnızca bir anlatıcı değil; köyün geçmişini bugüne taşıyan, bugünü yarına emanet eden bir hafıza bekçisiydi. Onun dilinden dökülenlere göre Keziban Ceyhan, Yusuf’un, Rıza’nın ve Süleyman’ın anasıydı; ama bundan öte, kaderin en sert rüzgârlarına tek başına göğüs germiş bir Anadolu kadınıydı.

Keziban Ceyhan’ın ömrü, savaşın gölgesinde kalmış, yoksulluğun taşına toprağına sinmiş kadınların ortak yazgısını taşır. Kocası cephede kalmış; geriye üç yetim, bir avuç umut ve yokluğun ortasında ayakta durmaya çalışan bir kadın bırakmıştır. Kıtlığın, yoksunluğun ve çaresizliğin kol gezdiği yıllarda hem çocuklarını kimseye muhtaç etmemeye uğraşmış hem de çevrenin acımasız diliyle, ağır yargılarıyla baş etmek zorunda kalmıştır.

Konu komşu, akraba, hatta kocasının yakınları bile ona omuz vermek yerine çoğu zaman yük olmuş; sözleriyle, bakışlarıyla, iftiralarıyla yüreğini daha da yaralamışlardır.

Dul bir kadının toplum içinde ayakta durmasının ne kadar zor olduğunu gösteren en acı örneklerden biridir Keziban Ceyhan’ın hikâyesi. Hem dışlanmış, hem hor görülmüş, hem de zaman zaman şiddete maruz kalmıştır. Ama yine de eğilmemiş; çocuklarını büyütmüş, onlara hem umut hem de onur bırakmıştır.

Yaşadığı acılar, iç dünyasında ağır ağır bir ağıda dönüşmüş; sitem, sabır ve yanık bir sesle yoğrulmuştur. İçinden kopan dörtlüklerinde hem kaderine karşı bir iç çekiş hem de insanın insana ettiği zulmün sessiz tanıklığı vardır. Onun dizelerini okurken Yunus Emre’nin o derin nefesi hatırlanır:

Ben bir usanmaz ozanım,
Derdim vardır inlerim.”

Keziban Ceyhan’ın sözleri de böyledir: İçine gömülmüş bir sızı, dışına vurmuş bir çığlık. Hem çocuklarına duyduğu sevdayı taşır hem de kendisine yapılan haksızlıkların izini her dizede yeniden kanatır.

Bugün hem Keziban Ceyhan’ı hem de onun sesini bize ulaştıran Ahmet Çavuş’u saygıyla anıyoruz. Onların bugüne taşıdığı bu sözler, yalnızca bir kadının değil; bir dönemin, bir toplumun, bir acının ağıdıdır.

Keziban Ceyhan’ın Dörtlükleri l Yüreğin Yandığı, Sözün Ağıda Döndüğü Yer

Aşağıdaki dizeler, onun yaşadığı çileyi, gururu, yalnızlığı ve direncini bütün çıplaklığıyla, bütün yanıklığıyla taşır:

Batkın diyorlar babamın evine
Kapıya gelir bir sürü koyunu

İnil inil iki katar gelirken
Yetim diye içmiyorlar suyunu.

Bu dizelerde hem yoksulluğun hem de toplumun acımasız bakışının izleri vardır. “Yetim diye içmiyorlar suyunu” sözü, hem çocuklarının sahipsizliğini hem de insanların duyarsızlığını anlatır.

Ben garibim, benim arkam yoğudu
Yandı yandı yüreklerim soğudu

Gene de Mevla’ya şükürler olsun
Üç oğlum var arka arkaya büyüdü.

Burada hem kaderine boyun eğiş hem de annelik gururu vardır. “Arkam yoktu” derken yalnızlığını, “Üç oğlum büyüdü” derken direncini anlatır.

Ciğer yakar Temmuzların sıcağı
Irızam görmedi ana kucağı

Bu kadar büyüklenme düşman
Şen ettiğin İbalı’nın ocağı.

Bu dörtlükte kaderin sertliği ve insanın insana ettiği zulüm dile gelir. “Irızam görmedi ana kucağı” sözü, hayatının en derin yaralarından biridir.

Keziban Ceyhan’ın yaşamı, Anadolu’da bir kadının tek başına ayakta durmak için verdiği mücadelenin ağıtlaşmış hâlidir. Çevresindeki baskılara, yokluğa ve haksızlığa rağmen çocuklarına sarılarak hayata tutunmuş; acısını sözleriyle, onurunu ise kararlı duruşuyla korumuştur.

Onun dörtlükleri, yalnızca geçmişte yaşanmış acıların değil, insanın içindeki tükenmeyen direnme isteğinin de sesidir. Her dize, omuzlarına yüklenen haksızlıkların, yalnızlığın ve yokluğun içinden süzülüp gelen bir nefes gibidir. Bu sözlerde hem bir annenin çocuklarına tutunarak ayakta kalma çabası hem de toplumun dar kalıplarına sıkışmış bir kadının sessiz başkaldırısı duyulur.

Bugün bu dizeleri okurken Keziban’ın sesi, yalnızca kendi zamanına değil, hâlâ benzer yükleri taşıyan bütün kadınların hayatlarına dokunur. Onun ağıdı, bir köyün sınırlarını aşarak insanlığın ortak hafızasına karışır. Dörtlüklerinin yanık tınısı, hem acının hem de onurun nasıl taşındığını hatırlatır; bir kadının sessizce büyüttüğü direncin söz olup yüzyılları aşabileceğini gösterir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası l 6 Agustos 2006


Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası'nda yer alan metin, resim, fotograf gibi tüm içeriklerin hakları asıl sahiplerine aittir! Söz konusu bu içerikler, sahiplerinin rızası olmadan, matbu ya da dijital, başka ortamlarda kullanılamaz!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


www.kosektas.net| www.kosektas.com l İletişim: kosektas@kosektas.com

 Son Güncelleme: 20 Ocak 2026
Ruhande Tandoğan
Fotograf: ASTÖB

Ruhande Tandoğan
İki Ülke Arasında Bir Köprü

Köşektaş’tan Almanya’nın Osnabrück kentine uzanan bir hayat.

Ruhande Tandoğan, sadece bir öğretmen değil; iki kültür arasında köprü kuran, insanları birbirleriyle kaynaştıran bir Cumhuriyet kadınıydı. Onun hikâyesi, köklerinden kopmadan dünyaya açılmanın ve değer yaratmanın hikâyesidir.

Ruhande Tandoğan, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine bağlı Köşektaş Köyündendir. Anadolu’nun dinginliğini, insanlarının ılımanlığını ve dayanışma ruhunu daha genç yaşta içine sindirdi. Bu değerler, onun ilerideki yaşamında yol gösterici oldu. 2025 yılında elim bir trafik kazasında hayata veda ettiğinde, ardında dokunduğu hayatlarda silinmeyecek izler bıraktı.

Almanya’da Bir Eğitim Elçisi

Osnabrück’te geçirdiği uzun yıllar boyunca Ruhande Tandoğan, Türkçe öğretmeni olarak çok sayıda öğrencinin hayatına dokundu. Onun nezdinde Türkçe sadece bir dil değil; kimlik, aidiyet ve kültürün taşıyıcısıydı. Öğrencilerine kelimelerle birlikte özgüven, farkındalık, değerbilirlik, kökleriyle bağ kurma gücü ve gelecek için umut aşıladı.¹

Ruhande Tandoğan’ın çabaları bunlarla sınırlı kalmadı:

➡️ Osnabrück Türk Veliler Birliği’nin kurucu üyesi olarak aileleri eğitimin bir parçası hâline getirdi.²

➡️ FöTEV Nds e.V. (Föderation Türkischer Elternvereine) çatısı altında, Aşağı Saksonya’daki Türk veli derneklerini bir araya getirerek güçlü bir dayanışma ağı oluşturdu.³

Onun ilkeleri açıktı: fırsat eşitliği, eğitim ve uyum. Bu kavramlar, onun hayatının pusulasıydı.⁴

Köşektaş’a Uzanan Bağlar

Her ne kadar yaşamını Almanya’da sürdürmüş olsa da, doğduğu topraklarla olan bağı hiçbir zaman koparmadı. Köşektaş, onun için yalnızca doğduğu yer değil; kimliğinin, değerlerinin ve aidiyet duygusunun temelini oluşturan bir merkez niteliğindeydi.

Köşektaş’a gerçekleştirdiği her ziyarette toplumsal ve kültürel yaşama katkı sunmayı bir sorumluluk olarak gördü. Özellikle Cumhuriyet kutlamalarının düzenli hâle gelmesine öncülük ederek bu etkinliklerin köyde bir gelenek olarak yerleşmesine önemli katkılar sağladı.⁵ Bu çabaları, hem ortak değerlerin korunmasına hem de Köşektaş’ta güçlü bir toplumsal birliktelik duygusunun sürdürülmesine hizmet etti.

Bir Ömrün Özeti

Ruhande Tandoğan, yaşamı boyunca iki kültür arasında köprü kuran örnek bir temsilci olarak öne çıkmıştır. Almanya’daki Türk toplumu için olduğu kadar, doğduğu Köşektaş Köyü için de daima bir gurur kaynağı olmuştur.

Eğitime yönelik özverili çalışmaları, toplumsal dayanışmayı güçlendiren katkıları ve kültürel değerlere bağlılığı, onun adını kalıcı kılan temel unsurlar arasında yer almaktadır. Bu nitelikleriyle hem görev yaptığı çevrelerde hem de köklerinden aldığı güçle şekillenen toplumsal hafızada saygıyla anılacak bir miras bırakmıştır.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

𝗗𝗶𝗽𝗻𝗼𝘁𝗹𝗮𝗿

1. ASTÖB (Aşağı Saksonya Türk Öğretmenler Birliği) Başkanın doğruladığı bilgiler.
2. Osnabrück Türk Veliler Birliği kayıtları.
3. FöTEV Nds e.V. (Föderation Türkischer Elternvereine) bilgi kayıtları.
4. FöTEV ve Osnabrück Türk Veliler Birliği’nin ortak açıklamaları.
5. Köşektaş köyü yerel etkinlik kayıtları.