Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam436
Toplam Ziyaret839448
On İki Dakika

Vincent Gibi Olun

Vincent Kompany’nin Cuma günü ırkçılık ve hâlâ saygının ne anlama geldiğini kavrayamamış; futbolda yaşanan ırkçılık vakalarına gösterilen kısa süreli tepkinin ardından hızla günlük rutine dönmek isteyen bir toplum hakkında konuştuğu süre tam olarak on iki dakikaydı.

Vincent Kompany, Bayern Münih’in teknik direktörü, Cuma günü futbolda ırkçılık üzerine on iki dakika boyunca konuştu. Kendiliğinden, duygusal ve açık bir şekilde. Bayern Münih Başkanı Hainer bunu “zekice ve cesurca” olarak nitelendirdi. Ve hemen o tanıdık refleks ortaya çıktı: “Siyaset spora ait değildir.” Oysa, aittir. İnsanların birlikte yaşadığı her yerde siyaset vardır. Sporda, yönetim katlarında, aile toplantılarında ve her mekânda. Çünkü siyaset, birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuz sorusundan başka bir şey değildir.

🔘 Siyaset Her Yerde - Siyasetin çok geniş bir yelpazesi vardır. Tıpkı futbolda sayısız oyun sistemi, taktik, oyun kurgusu ve koşu yolu olması gibi. Tiki-Taka vardır, pres vardır ve kontra vardır. İşleyen her şey mümkündür. Soldan oynayabilirsiniz ya da sağdan, ofansif ya da defansif, üçlü savunmayla ya da dörtlü savunmayla. Bunların hepsi meşrudur. Hepsi siyasettir.

🔘 Ama Kurallar Var - Ama futbolun kuralları vardır. Elle oynamak yasaktır. Rakibin bacağına kasıtlı olarak girmek de öyle. Ve futbolu seven herkes, bu kuralların uygulanması için çaba göstermelidir. Yoksa futbol bir gün MMA(*)'a dönüşür. Her şeyin serbest, hiçbir şeyin korunmadığı bir alana. 

🔘 Demokrasinin VAR’ı - İşte tam burada Demokratik Analiz devreye giriyor. Biz, demokrasinin Köln’deki VAR odası gibiyiz. Siyasal tartışmanın Video Yardımcı Hakemi. Ölçülü çizgiler çekiyor, süper ağır çekimi analiz ediyoruz. Tüm verileri topluyor ve kim ne kadar faul yapıyor, bunun sıralamasını çıkarıyoruz. Oyunu durdurmak için değil, adil kalmasını sağlamak için. Bizim oyun kurallarımız Anayasa’da yazıyor. Özgürlükçü demokratik temel düzen, siyasal oyunun sınırlarını belirliyor. İnsan onuru. Hukuk devleti. Kuvvetler ayrılığı.

🔘 Faul Fauldür - Anayasayı Koruma Dairesi, AfD(**)’nin faullerini bin sayfayı aşan bir raporda belgeledi—en azından küçük bir kısmını. Biz tüm siyasetçilerin faullerini listeliyoruz. Çünkü ne kadar üzücü olursa olsun: Bir rövanş faulü de fauldür. Sert oyun serbesttir ve buna ihtiyacımız da var. Ama faul fauldür. Ve asla kabul edilemeyecek olan şey, başkaları faul yapıyor diye oyun kurallarını sorgulamaktır.

🔘 Vincent Gibi Olun - Vincent Kompany, duruşun ne demek olduğunu gösterdi. Kenarda durmadı. “Bu benim konum değil” demedi. Konuştu, çünkü susmak bir seçenek değildi. Hepiniz biraz daha Vincent gibi olun.

Bilgi: 22.02.2026 tarihinde bir sosyal medya platformunda paylaşılmış Almanca metnin Türkçe sürümüdür.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

(*)Mixed Martial Arts (MMA), farklı dövüş disiplinlerinden tekniklerin bir araya getirildiği tam temaslı bir karma dövüş sporudur. Hem vurma (striking) hem de güreşme–boğuşma (grappling) tekniklerini içerir ve boks, güreş, judo, jiu-jitsu, Muay Thai gibi birçok branştan beslenir.

(**) AfD, Toplumsal çeşitliliğe karşı sert bir dil kullanan, ırkçı ve milliyetçi çizgide bir siyasi hareket.

Anasayfa

www.kosektas.net



Arşivimizde kayıtlı bu fotografın kime ait olduğunu tespit edemedik.
Hak sahibi bildirdiği takdirde gerekli atfı mutlaka yaparız.

Köşektaş’ın batısında, Kervansaray Dağları’nın doğu cephesini oluşturan Kırlangıç
Tepesi yer alır: Güneş, Kırlangıç Tepesi'nin ardına her kayışında,
içinde yanılası turuncu bir cehennem yaratır!
kosektas.net

"KÖŞEKTAŞ" ADLI ŞİİRİN ÖYKÜSÜ



Ay’ın değişik biçimlerde doğuşu; Güneş’in Kaçkaç’ın sırtından yükselip Çataldağ’ın çatağından altın bir avize gibi guruba dalışı; Üçkuyu ovasındaki ekinlerin yeşil bir deniz gibi dalgalanışı… Daha sayabileceğim binlerce şey, ama her şey ilgimi çeker ve sanki benimle konuşmak, dertleşmek istermiş gibi gelirdi.

ŞAİR NEDİM UÇAR

"Köşektaş" Adlı Şiirin Öyküsü l Şair Nedim Uçar l 23 Şubat 2026, Pazartesi

Doğduğum Köy:

Kırşehir iline bağlı Avanos ilçesinin Köşektaş köyünde, rahmetli annemin söylediğine göre bağlar bozulurken ve pekmezler kaynatılırken dünyaya gelmişim. Nüfus cüzdanımda doğum tarihim 05.01.1945 olarak yazılıdır. Yaptığım araştırmalar sonucunda asıl doğum tarihim olan 10.10.1944’ü tespit ettim. Bu nüfus kayıtlarımız 1954 yılına kadar devam etti.

Nedeni ise, Türk siyasetinin renkli siması rahmetli Osman Bölükbaşı’nın siyasi etkinliğini azaltmak amacıyla, o zamanki iktidar tarafından Kırşehir’in ilçe yapılması; ilçe olan Nevşehir’in ise ile dönüştürülerek Kırşehir’e bağlanmasıdır. Bu süreçte Köşektaş köyü de Avanos’tan alınarak Hacıbektaş’a bağlandı. Böylece bizim de 10 yıllık Kırşehir–Avanos kayıtlarımız, 1954 yılında Nevşehir–Hacıbektaş olarak kayıtlara geçti.

Çocukluk yıllarımda doğduğum köye çok yakın olan Kayseri’nin, on yıllık ilimiz Kırşehir’in, ilçemiz Avanos’un, yeni ilimiz Nevşehir’in ve ortaokulu okuduğum Hacıbektaş’ın kültürel dokularından etkilenmiş olabilirim.

Babam, Kızıl Halilli soyundan Hoca Mehmet oğlu Halil Efe; annem ise aynı soya bağlı Hacı Musa kızı Fatma (Fade) Hanım’dır. Ailemiz üç erkek, beş kız olmak üzere sekiz kardeşten oluşmaktadır.

Çocukluğum oldukça huzurlu ve mutlu bir ortamda geçti. Henüz dört yaşlarındayken şiirle ilk kez tanıştığımı ve şiirsel sözler söylediğimi hatırlıyorum. Rahmetli annem, benim şiirsel bir dille konuştuğumu fark ettiğinde önce çok şaşırmıştı. Bana, “Oğlum, yavrum; sen ruhlara mı karıştın, yoksa bu yaşta âşık mı oldun? Aşıklık karın doyurmaz ama olsun, her şeyde bir hayır vardır, bu da Allah’tandır.” der, dua eder ve ellerimi tutup dualarını yüzüme üflerdi. Ben de söylediğim sözlerin bir anlam ifade ettiğini düşünür, mutlu olurdum.

Özellikle tabiatta meydana gelen değişimler beni çok etkilerdi: İlkbaharda kuşların cıvıltıları, aniden havalanmaları, suların çağlaması, Bozdağ’ın üzerindeki karların erimesi, vadilere çöken mor sisler, yaylalarda açan bin bir renkli kır çiçekleri, leyleklerin yuvalarına dal parçaları taşımaları, kuzuların melemeleri, sığırların köye dönüşü, askere gidenlerin uğurlanması, dönenlerin şeker ve helva dağıtmaları, dalların yapraklanması, geceleri yıldızların pırıl pırıl yanması, sarı yıldızın bana göz kırpar gibi duruşu, yıldız kaymaları, Ay’ın farklı biçimlerde doğuşu, Güneş’in Kaçkaç’ın sırtından yükselip Çataldağ’ın çatağından altın bir avize gibi guruba dalışı, Üçkuyu ovasındaki ekinlerin yeşil bir deniz gibi dalgalanması… Daha sayamayacağım binlerce şey ilgimi çeker, sanki benimle konuşmak isterlerdi.

Bunca güzellik karşısında duyarsız kalmam beklenemezdi. Gördüğüm her şey hakkında dilim döndüğünce bir şeyler söylemeye çalışırdım. Henüz dört yaşında başlayan bu şiir söyleme tutkusu hiç eksilmedi; her geçen gün üst üste yığılarak devam etti. Bu yükü taşıyabilmek için gecelerimi gündüzlere katarak çalıştım; göz nuru ve yürek teri döktüm. Ben şiirle doğdum, şiirle yaşayacağıma inanıyorum. Şiir benim için vazgeçemediğim bir kara sevdadır.

İlkokul birinci sınıftayken rahmetli öğretmenim Yahya Doğan, Karacaoğlan’dan dört kıtalık bir şiir okudu. Şiir bitince söz istedim ve ayağa kalkarak öğretmenimin okuduğu şiirin tamamını tekrar ettim. Öğretmenim ve sınıftakiler çok şaşırdılar. İlkokulda yazdığım şiirleri bir defterde toplamıştım; ne yazık ki o defter tandır tutuşturmak için yakılarak heba oldu. Elimde ortaokul yıllarında yazdığım şiirlerin bir bölümü vardır. Polis Koleji ve Polis Akademisi yıllarında yazdığım şiirler de mevcuttur. Ancak bu dönemdeki şiirlerimin yeterli ilgi gördüğünü söylemem doğru olmaz.

Özellikle ortaokul yıllarında yazdığım şiirler köyleri anlatmaktadır. Bunların bazıları 1974 yılında yayımladığım Öksüz adlı kitabımda yer almıştır. İlk yazdığım şiirlerden biri olan Köy Gerçeği adlı şiiri 1958 yılında yazdım:


KÖY GERÇEĞİ

Taş ile kerpiçten düz örtü damlar,
Çıra ışığında erir akşamlar,
Teneke çerçeve kâğıttır camlar.

Bulgur pilavından bezen kapkacak,
Mobilgaz yerine külleli ocak,
Tezekte pişecek yerde yenecek.

Bir özellik taşır duvarın rengi,
Yegâne sırdaşı kalbur, elengi,
Çivi yaraları yüzde frengi.

On parça yamalık unun çuvalı,
Topal fare gece evin kralı.


İşte bu ve bunun gibi şiirler ilk yazılı denemelerim sayılabilir.

Köşektaş köyünün Anadolu’nun, hatta dünyanın odak merkezinde olduğunu haritalarda bile görmek mümkündür. Bu köyde her aileden birkaç kişinin yükseköğrenim yapmış olması; gençlerin neredeyse tamamının en az lise eğitimi almış bulunması; sanat, kültür ve eğitim açısından bu kadar ön plana çıkmasının nedeni elbette bir gün uzmanlarca araştırılacak ve Anadolu’nun gerçek tarihine ışık tutacaktır.

Şair Nedim Uçar

"Köşektaş" Adlı Şiirin Öyküsü l 6 Mart 2014, Perşembe

Bilgi: Köşektaş Köyü’nü de içine alan bu yazı, şair hakkında 2002 yılında yapılan bir yüksek lisans tezi sırasında gerçekleştirilen mülakattan alınmıştır.

Bu yazıya ulaşmamıza vesile olan sevgili şairimiz Dr. Salim Çelebi’ye çok teşekkür ediyoruz. kosektas.net


Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası'nda yer alan metin, resim, fotograf gibi tüm içeriklerin hakları asıl sahiplerine aittir! Söz konusu bu içerikler, sahiplerinin rızası olmadan, matbu ya da dijital, başka ortamlarda kullanılamaz!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


www.kosektas.net| www.kosektas.com l İletişim: kosektas@kosektas.com

 Son Güncelleme: 23 Şubat 2026
Beni de Köşektaşımızın çoğu insanı gibi Yahya Öğretmen okuttu: Yahya Doğan. Okulumuzda iki öğretmen vardı 1960’lı yılların başında: Yahya Doğan ve amcamın oğlu Fethi Çelebi. Birinci ve ikinci sınıfı Yahya öğretmende; üçüncü, dördüncü ve beşinci sınıfı da Fethi öğretmende okumuştuk. Derslik sayısı azdı, birinci ve ikinci sınıflar bir derslikte; diğer üç sınıf da başka bir derslikte ders yaparlardı. Aynı derslikte eğitim gören üç ayrı sınıfa, yetişmek zorundaydı öğretmen!
19.12.2025
Sonbahar ve Eskibağ, birbirine çok yakışan zaman ve mekân. Çocukluğumdan beri beni çeken bir yanı vardır Eskibağ’ın. Bozkır ortasında az da olsa bitki örtüsüne sahip olması, belki de bende ormanlık alan izlenimi bırakmış olmalı. Zerdali, badem, alıç, kara erik ağaçlarının kapladığı alanın zemini, harap kalmış bağlarla kaplıdır. Yirmi yıl önceki yangında büyük zarar görmesine rağmen hâlâ o özgün yapısından izler taşıyor. Çoraklık’ın suyunu köyde bilmeyen yoktur. Hazmı kolaylaştıran hoş tadı, onu damacana sularından üstün kılar. Az ama kararlı akışıyla yaşanan kuraklığa meydan okur. Çeşmeden biraz yukarı çıkınca alıç ağaçlarıyla karşılaşırsınız. Çoğu kırmızı alıçtır; sarı alıç pek tutmaz ama tadı fena değildir. Biraz daha iç kesimlerde badem ağaçları vardır. Yılına göre ya çok verir ya da hiç olmaz. Bu sene pek yoktu.
07.01.2025
Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle. Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum.
27.01.2016
Anlatılır: İki komşu kadın önce “davlaşmışlar”, sonra da saç saça baş başa kavga ederek birbirlerini dövüp giysilerini yırtmışlar. En çok dayak yiyen o olmalı ki, akşam eve gelen kocasına olanı biteni bire bin katarak, ağlayarak anlatmış. Onu döven kadın kesinlikle mahkemeye verilecek, hapislerde çürütülecek. Adam çaresiz. Sabah erkenden kalkıp komşu kadını mahkemeye vermek için Hacıbektaş’a gitmiş. Günün her saatinde, yarı sarhoş durumdayken bile “muska” yazan Ali Hoca’nın arzuhalci dükkânına varmış.
14.03.2012
Köşektaşlı Öğretmenler


Köşektaş’ın Öğretmenleri
Bir Hafızanın İzleri

Bu fotoğraf, Köşektaş Köyü’nün eğitim tarihine tanıklık eden bir yüzeydir.

Siyah beyaz tonların içinde, bir köyün kaderini değiştiren onlarca yılın emeği, sabrı ve inancı görünür. Bu kare, öğretmenliğin bir meslekten çok daha fazlası olduğunun bir hatırlatmasıdır.
Fotoğrafın merkezinde oturan Yahya Doğan, 1941’den 1977’ye kadar tam 38 yıl boyunca aynı okulda, aynı sınıfta, aynı köyün çocuklarına okuma yazmayı öğretmiştir. Onun ellerinden geçen her çocuk, köyün geleceğine yazılmış bir harf, bir cümle, bir umut olmuştur. Birinci sınıfa başlayan herkesin ilk öğretmeni olmak, bir ömürlük bir bağlılık, bir topluluğa adanmış bir hayat demektir.

Yahya Doğan’ın yüzündeki dinginlik, bu uzun yolculuğun hem yorgunluğunu hem de gururunu taşır. 65 yaşında emekli olduğunda ardında bıraktığı şey yalnızca mezun ettiği öğrenciler değil; Köşektaş’ın hafızasına kazınmış bir eğitim kültürüdür. 1986’da 85 yaşında vefat ettiğinde, köyün belleğinde bir boşluk değil, bir miras bırakmıştır.

Fotoğrafta onun yanında duran Elmas Yavuz ve İbrahim Özdoğan ise bu mirasın sürdürücüleridir. On yılı aşan emekleri, Köşektaş’ın eğitim damarının kesintiye uğramadan akmasını sağlamıştır. Kırsal koşulların zorluğuna rağmen her sabah sınıfa giren, her çocuğun gözünde bir ışık arayan bu iki öğretmen, fotoğrafta sessiz ama güçlü bir duruşla yer alır.

Ve İbrahim Özdoğan...
Bu karede genç, umutlu ve üretken bir öğretmen olarak duran İbrahim Özdoğan’ın hikâyesi ne yazık ki kısa sürmüştür. Amansız bir hastalığa karşı verdiği mücadeleyi kaybederek henüz 34 yaşında hayattan ayrılmıştır. Onun erken gidişi yalnızca bir öğretmenin kaybı değil; Köşektaş’ın eğitim yolculuğunda açılan derin bir yaradır. Öğrencilerinin hafızasında sıcaklığıyla, meslektaşlarının belleğinde çalışkanlığıyla, köyün tarihinde ise yarım kalmış bir umut olarak yaşamaya devam eder.

Ve çocuklar...
Öğretmenlerin kucağında, ellerinde, yanlarında duran bu küçük bedenler, Köşektaş’ın geleceğidir. Onların varlığı, öğretmenliğin yalnızca bilgi aktarmak değil, bir topluluğu büyütmek, bir köyü ayakta tutmak olduğunu hatırlatır.

Arka plandaki ağaçlar, açık alan, kırsal peyzaj — tümü, bu öğretmenlerin çalıştığı koşulları görünür kılar. Büyük kentlerin kalabalığından uzak, imkânların sınırlı olduğu bir yerde eğitim zorlu bir mücadeledir. Bu fotoğraf, o mücadelenin kanıtıdır.

Bugün bu kareye baktığımızda yalnızca geçmişi hatırlamıyoruz. Aynı zamanda bir borcu da hatırlıyoruz:
Köşektaş’ın öğretmenlerine duyduğumuz vefa borcunu.

Yahya Doğan’ın ömrünü adadığı sınıflar, Elmas Yavuz ve İbrahim Özdoğan’ın sabırla sürdürdüğü emek, köyün her hanesine dokunan bir ışık olmuştur. Bu fotoğraf, o ışığın hiç sönmediğini, hâlâ köyün belleğinde parladığını gösterir.
Bu yazı, onların hatırasına bir saygı duruşudur.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Atanma ve Nakil Bilgileri:

🔘 Yahya Doğan
Köşektaşlı olan Yahya Doğan, 1941 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’na eğitmen olarak atanmıştır. Aynı okulda 38 yıl boyunca aralıksız görev yapmış, 1977 yılında 65 yaşında yaş haddinden emekli olmuştur. 1941’den 1977’ye kadar birinci sınıfa başlayan her öğrenci onun eğitiminden geçmiştir. 1986 yılında, 85 yaşında vefat etmiştir.

🔘 Elmas Yavuz
Hacıbektaşlıdır. 1968 yılında Köşektaş Köyü İlkokulu’nda göreve başlamış, 1981 yılında görevinden ayrılmıştır.

🔘 İbrahim Özdoğan
Köşektaşlıdır. 1971 yılında göreve başlamış, 11 yıl kesintisiz çalıştıktan sonra hastalığı nedeniyle 1981 yılında görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

Atanma ve nakil bilgileri: Sinan Uçar