Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam315
Toplam Ziyaret829960
Zeynep Uçar

Resim (*)

Zeynep Uçar’ın Muhtar Vekilliği
Seferberlik Yıllarında Kadın Emeği

Emperyalist işgale karşı ülkenin tüm güç ve kaynaklarının seferber edildiği yıllarda, Köşektaş Köyü’nde Zeynep Uçar bir süre muhtar vekilliği görevini üstlenmiştir¹. Bu görevlendirmenin hemen ardından ilan edilen genel seferberlik kapsamında, muhtar vekili olarak Zeynep Uçar, cepheye çağrılan yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmiş; onların birliklerine güvenli biçimde ulaşmalarını sağlamıştır. Köşektaş’a Sarılar’dan gelen Zeynep Uçar, Hasan Hüseyin Uçar’ın babaannesidir².

Küçük yaşta yetim kalan Ahmet Çavuş (Uçar), Zeynep Uçar tarafından büyütülmüş; böylece aile içi dayanışmanın ve kadın emeğinin kuşaklar arası aktarımında önemli bir rol üstlenmiştir³.

Savaş, Yokluk ve Milli Mücadele Yılları; Kadınların Kamusal Alana Çıkışı

Ülkenin varoluş mücadelesi verdiği bu dönemde, erkek nüfusun büyük bölümü cepheye gitmiş; bu durum yerleşim birimlerinde idari boşlukların oluşmasına yol açmıştır. Bu boşluk çoğu zaman kadınlar tarafından doldurulmuş, ancak kadınların bu süreçteki katkıları ne resmi kayıtlara ne de toplumsal hafızaya yeterince yansımıştır.

Ayrıca, Milli Mücadele yıllarında kırsal bölgelerde kadınların kamusal görevler üstlenmesi son derece nadirdir. Kadınlar çoğunlukla ev içi sorumluluklar, yaşlı ve çocuk bakımı, tarımsal üretimin devamı ve geride kalanların ihtiyaçlarının karşılanmasıyla meşgul olurken; idari bir görevi üstlenmek ise istisnai bir durumdur.

Savaşın kırsal bölgelerdeki kadınları, cepheye yiyecek-mühimmat taşıyan, cephe gerisini ayakta tutan, erkeklerin yokluğunda tarlaları işleyip evlerini savunan kahramanlar olarak tasvir edilir⁴.

Zeynep Uçar’ın muhtar vekilliği, bu açıdan bakıldığında, savaş yıllarında kadınların üstlendiği sorumluluğun somut ve değerli bir örneğidir.

Cepheye Giden Yükümlülere Eşlik Etmesi: Sıradan Bir Görev Değil

Zeynep Uçar’ın yükümlülere Ulukışla’ya kadar eşlik etmesi, dönemin koşulları göz önüne alındığında olağanüstü bir cesaret örneğidir. Yolculuklar güvenli değildir; ulaşım imkânları sınırlıdır; kadınların tek başına uzun mesafe yolculuk yapması alışılmış bir durum değildir. Ortam gergin, belirsiz ve tehlikelidir⁵.

Bu nedenle Zeynep Uçar’ın böylesi riskli ve özveri gerektiren bir görevi üstlenmiş olması, yalnızca bireysel cesaretin değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal sorumluluk bilincinin de göstergesidir.

Toplumsal Hafızada Kadınların Yeri

Zeynep Uçar’ın hikâyesi, köy tarihinin çoğu zaman gölgede kalan kadın unsurunu görünür kılar. Bu tür anlatılar, yalnızca bireysel bir hatırayı değil; kadınların savaş yıllarında taşıdığı yükü, toplumsal dayanışmayı ve kadın emeğinin tarihsel sürekliliğini de ortaya koyar. Bugünden bakıldığında, onun üstlendiği sorumluluk, kadınların tarih boyunca çoğu zaman görünmez kılınan kahramanlıklarının bir yansımasıdır. Yaptıkları resmi belgelere geçmemiş olsa da köyün hafızasında ve aile anlatılarında yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle Zeynep Uçar’ın hikâyesi, yalnızca bir aile anlatısı değil; Köşektaş’ın toplumsal belleğinde yer alması gereken tarihsel bir tanıklıktır.

Resim (*): Zeynep Uçar’ın fotoğrafına ulaşamadığımız için metni telif hakkı bulunmayan yukarıdaki resimle yayımlamayı uygun gördük.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Dipnotlar

1. Celalettin Ölgün, sözlü aktarım, 2024.
2. Bülent Uçar, aile anlatısı, 2025.
3. Leyla Uçar Bayazıt, aile bilgisi, 2025.
4. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, (Bilgi Yayınevi). Turgut Özakman, Milli Mücadele dönemindeki kırsal kesim kadınlarının cephe gerisindeki fedakârlıklarını “Şu Çılgın Türkler” adlı kitabının büyük bölümünde anlatır.

İsteyen kitabın PDF sürümüne buradan ulaşabilir.

5. Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Savaş ve Seferberlik Bölümleri.

Hasretin Hası

TATİL VE GEZİ ANILARI

Yaşlanan Sözcükler - Hasretin Hası




Şair Dr. Salim Çelebi


27. Ağustos 2012

Yaz bitti, tatil de bitti tabi. Tatilin yazın yapılabilirliği, genel kabul gören bir olgu. Gezme ve görme özgürlüğünün, daha az kısıtlanıyor olmasından dolayı olsa gerek. Hasretler giderildi, anılar canlandırıldı, moral depolandı; yeni yıla motivasyon amacıyla.

Tatile gidenler, gidemeyenlere anlatacak yaptıklarını, gördüklerini. Değişimlerden bahsedilecek; bir önceki yılla kıyaslandığında, görülen farklılıklardan.

Değişimler sadece fiziki yapıda olmuyor; zaman içinde, bedensel ve zihinsel olarak da farklılaşıyoruz: Kelleşiyoruz, göz kusurlarımız oluşuyor, boylarımız kısalıyor… Gelişen teknoloji, daha haberli, daha hünerli, daha bilgili olmamızı zorunlu kılıyor. Anne ve babalarımızdan daha farklı düşünüyoruz ki çocuklarımız da doğal olarak bizden farklı düşünecekler: Bizim oyuncaklarımız; balon, aşşık ve evimizin kedisiydi; çocuklarımızın oyuncakları ise, bilgisayar ve cep telefonları.

Yıllık iznimi geçirdiğim Dikilide bir çay bahçesinde otururken, çevrede gezinmekte olan bir kediyi gören 5-6 yaşlarındaki bir çocuğun, çığlıklar atarak sandalyenin üzerine çıkması, ürküttü beni. “Çevreden ve doğal yaşamdan kopuk, teknoloji bağımlı bir nesil mi yetiştiriyoruz?” sorusunu defalarca sordum kendime…

Anımsadığım kadarıyla, 1960 yılında köyümüzün nüfusu 1063 idi ve köyümüzdeki temel üretim araçları; orak, çekiç, tırpan ve çok az da olsa traktör idi. Kimimiz okuyabilmek, kimimiz de çalışmak amacıyla savrulduk dört bir tarafa. Önce üretim araçlarımız ve bunun sonucunda da üretim ilişkilerimiz değişti. Bu değişim dilimize de yansıdı tabi. Yeni kelimeler öğrendik, köyümüzde öğrendiğimiz birçok kelimeyi de kullanmaya, kullanmaya unuttuk.

Biz 60 yaşına gelenler, bundan 50-55 yıl önce, Acer, kırmızı, töngü, çedik, delice, gilik,  külbe, soku, geçgere, haft, sitil, kındap,  horanta,  seten, kirmen, çörten, hedik, çalık, kösa (kössa), anadut, dirgen, yarpız, keleş, harım, keven, bıldır,  kerme,  hatıl, karık, tumutma, heyket, sızgıt, çömçe, harnıp, çinik, köşger, urupla, keli, meses, bağırtlak,  imbal, sokum, çeten, tatlık, kaşağı, örk, kömbe, kile, evlek, firik…” sözcüklerini konuşma dilinde kullanırdık. Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğünde, tek tek anlamları olan yukarıdaki sözcükleri, artık ne yazık ki kullanmıyoruz. Çocuklarımız ise bu sözcüklerin bulunduğunun farkında bile değiller.

Kendimiz gibi bazı sözcükleri de yaşlandırdık. Farklı bir bakış açısıyla hayatın amacı yaşlanmak değil mi?

Yaz tatilini köyümüzde geçirenler, yukarıdaki sözcüklerden bazılarını duyabilmenin mutluluğunu mutlaka yaşamışlardır. Bu olgu, geçmişi özlemden, nostaljiden, farklı bir içselleştirme.

Dildeki bu değişim bile, tek başına evrimin en büyük kanıtı. Yukarıdaki kelimelerle yapılan bir sohbeti özleme ise, hasretlerin en hası.


Yorumlar - Yorum Yaz
Nazmi Ceyhan

Fotograf (*)

Nazmi Ceyhan’dı köyümüzün neşesi; taklitsizdi, kendine özgüydü süksesi.

kosektas.net


Nazmi Ceyhan, kendine has hareketleri, tasarımları, hayalleri, takındığı takı ve tavırlarıyla köyümüzün özgün bir ayrıcalık çehresiydi.

Kasılarak yürürdü; özentisinde hayli aşırıya kaçar, ortamı müsait bulduğunda zihninde tasarladığı tüm tasavvurları coşkulu bir şekilde tersim ederdi.

Çoğu zaman takındığı tavırla karşısındakilere şiddetli bir zenginlik, asla ulaşılamaz bir üstünlük taslardı. Kimi zaman İranlı bir petrol kralı, kimi zaman Orta Doğulu bir silah tüccarı, kimi zaman da Sicilyalı bir mafya babası rolüne bürünürdü.

Gemi ve uçak filoları tüm dünyaya silah, gıda ve petrol nakliyatı yapardı. Aslında tuttuğu her iş tıkırında gider, hafsalanın almayacağı ölçüde kazanç sağlardı. Sevgililerinin ve metreslerinin sayısını, servetinin miktarını ne başkaları, ne hizmetkârları ne de kendisi bilirdi.

Ancak gelin görün ki söz dinlemeyen, ipe sapa gelmeyen, bildiğinden dönmeyen, kime çektiği bilinmeyen, son derece ölçüsüz yaşayan bir oğlu vardı. İşte o oğlu ki, nesi var nesi yok har vurur harman savururdu. Bu yüzdendir ki kimi zaman beş kuruşa muhtaç olurdu.

Gönül isterdi ki köyümüzün on özgün ayrıcalık heveskârı daha olsaydı. Kuşkusuz o zaman köyümüzün sosyal dokusu daha renkli olurdu. Çünkü toplum farklılıklarla zenginleşir; renkli çehreler ise bu farklılığın olmazsa olmaz temsilcileridir.

Hacıbektaş Huzurevi’nde bugün vefat ettiğini öğrendiğimiz Nazmi Ceyhan’ı derin bir saygıyla anıyoruz. Onun sessiz tevazusu, hayata bakışındaki dinginlik ve hayatı boyunca taşıdığı özgünlük, onu tanıyan herkesin hafızasında silinmez bir iz bıraktı. Ardında bıraktığı hatıralar, onu tanıyan kuşağın gönlünde yaşamaya devam edecek.

Fotograf (*): Nazmi Ceyhan’ın üstteki fotografının kime ait olduğunu bilmiyoruz. Ancak onu kadraja alan kişinin hoşgörüsüne sığınarak ve bu görüntünün onun varlığından geriye kalan ışığı taşıdığına inanarak, bu fotografı Nazmi Ceyhan’ı anlatan metinle birlikte paylaşıyoruz.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası