• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam89
Toplam Ziyaret875488
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Hastamın Öğretmeni - 15 - Tesadüfün Böylesi

 Hastamın Öğretmeni

 

15 - TESADÜFÜN BÖYLESİ

Öğretmeni Nahit Hanım hakkında, Google’da bulabildiğim tüm bilgileri paylaşıyorum Ferihan Hanımla. Haftada birkaç kez götürebildiğim bilgileri keyifle okuyup, eski günleri heyecanla anımsıyor.

Serin bir Ekim günü neskafelerimizi yudumlarken, “Benim kafama takılan bir şey var,” dedim çantamdaki notları çıkarırken. “ Buraya gelmeden önce de araştırdım. Nahit Hanımın üç okulda görev yaptığı biliniyor: Ankara Kız Lisesi, sürgün edildiği Edirne Lisesi ve Haydarpaşa Lisesi. Kabataş lisesinde de çalışmış. Hatta Kabataş Lisesinde çalışan ilk bayan öğretmenlerden olduğu varsayılıyor.  Çapa Kız Öğretmen Okulunda çalıştığına dair hiçbir bilgi bulamadım. Siz hangi yıllarda Çapada okudunuz?”

“1942- 1945 yılları arasında”

Savaş yıllarında yani!”

“Evet, savaş yıllarında. Hitler Avrupa’yı ve Rusya’yı yakıp yıkarken, bizler Anadolu’yu aydınlatmak amacıyla eğitiliyorduk.

“Öğretmenlerinizden ismini hatırladıklarınız var mı ?”

“Olmaz olur mu hepsini hatırlıyorum. Müdürümüz Rabia Yarkındı. Müdür yardımcımız Mesadet Saver idi, lakabı ‘meso’ idi. “ Gülümsedi ve devam etti konuşmasına. “ Meso elinde makasıyla dolaşırdı ve kulak memesinden alta inen saçları keserdi. Beden Terbiyesi derslerine girerdi, erkek gibi kadındı. Matematik Hocamız Macide Hanım sarışındı, Marylın Monro’ya benzerdi. Meveddet Ekinci, biyoloji dersimize girerdi.”

“Bugün size Nahit Hanım hakkında yeni bilgiler getirdim. İki kitap yazmış: Birinin adı, ‘Çocuklara Psikolojik Yardım ve diğeri Osmanlıca Okuma Anahtarı. Bu son kitabı Nebahat Karaorman ile beraber yazmış.”

“Nebahat, ablasıydı. Evlenince soyadı değişmiş olabilir. Nahit Hanım pedagoji dersimize girerdi, ablası Nebahat hanım da Pedagoji Tarihi dersimize.”

“Yine burada kafama takılan bir şey var. Nahit Hanım, adını kullanırken hep evlendiği eşlerinin soyadlarını da kullanmış. Örneğin, Nahit Gelenbevi Fıratlı Damar. Damar, son eşi Şair Arif Damar’ın soyadı. Fıratlı, ilk eşinin soyadı. Gelenbevi soyadını nereden alıyor belli değil ve ayrıca kızlık soyadı Tendal’ı da kullanmıyor. Bir de ilk adı var: Aliye.

“İlk adının Aliye olduğunu bilmiyorum. Ve yine “Gelenbevi” soyadını niçin kullandığını da bilmiyorum.”

“O dönemden hatırladığınız kız arkadaşlarınız var mı?”

“Olmaz mı?  Necla var Necla Işıtan. Necla ile ilginç bir kader çizgimiz vardı. Ben ilkokulu Zonguldak Gazi İlkokulunda okudum. Ortaokulu ise Mehmet Çelikel Lisesinin orta kısmında. Sıra arkadaşım Necla idi. Necla’nın babası Liman İşletmesinde memurdu. Ortaokul üçüncü sınıfa geçtiğimizde, Necla’nın babasının tayini Karadeniz Ereğli’ye çıktığı için birbirimizden ayrıldık. O yıllarda sınıf birincilerini, öğretmen okuluna gidebilmesi için namzet gösterirlerdi. Beni de göstermişler. Çapa İlk öğretmen Okuluna kabul edilmeme rağmen, resmi yazı geç geldiği için 2 ay kadar Lisede okudum mecburen. Resmi yazı gelip de Çapaya gittiğimde birde ne göreyim, Necla da orda. O da okulu birincilikle bitirenlerdenmiş. Necla ile üç yıl yan yana diz dize okuduk. Okulu bitirdik, ikimizin tayini de Zonguldak ilçesinin yan yana sayılabilecek kadar yakın iki köyüne çıktı.
 

 

19 Mayıs

Portre
MKY

19 Mayıs’ın Anlamı, Önemi ve Bugünün Toplumsal Duyarsızlığı


19 Mayıs, bir halkın kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tarihsel simgesidir. Ancak bu günün taşıdığı anlam, yalnızca geçmişteki bir diriliş anısına değil, bugünün toplumsal ruh hâline de ayna tutar. Çünkü bir ulusun geleceğe bakışı, gençliğine verdiği değerle ölçülür; gençliğin geleceğe bakışı ise içinde yaşadığı toplumun duyarlılık kapasitesiyle.

Bugün Türkiye’de 19 Mayıs’ın ruhunu zayıflatan en önemli sorunlardan biri, giderek yaygınlaşan toplumsal duyarsızlıktır. Bu duyarsızlık, kendiliğinden ortaya çıkmış bir hâl değildir; uzun yıllar boyunca çeşitli kültürel, siyasal ve sosyal mekanizmalarla üretilmiş, beslenmiş ve normalleştirilmiştir.

🔘 Duyarsızlığın Kaynağı: Toplumsal Baskı ve “Ne Gerek Var” Kültürü

Günümüz gençliği, çoğu zaman “ne gerek var”, “boş ver”, “karışma”, “başını belaya sokma” gibi söylemlerle çevrelenmiş bir kültürel atmosferde büyüyor. Bu atmosfer, bireyin toplumsal meseleler karşısında sorumluluk hissetmesini değil, geri çekilmesini teşvik ediyor. Böylece gençler, potansiyellerini toplumsal dönüşüm için kullanmak yerine, kendilerini korumaya odaklanan bir sessizliğe itiliyor.

Bu sessizlik, yalnızca bireysel bir tercih değil; çevre baskısının ve toplumsal normların ürettiği bir davranış biçimi. Gençlerin sorgulama, eleştirme ve yenilik arama kapasitesi, çoğu zaman “uyumsuzluk” ya da “tehlike” olarak etiketleniyor. Oysa 19 Mayıs’ın ruhu tam da bu sorgulama cesaretinde saklıdır.

🔘 Kültürel İklim ve Değerler Üzerindeki Baskı

Toplumun bazı kesimlerinde uzun yıllardır güçlenen muhafazakâr ve din merkezli söylemler, kamusal alanın nasıl algılandığını da dönüştürdü. Bu dönüşüm, kimi zaman gençliğin dinamizmini, yaratıcılığını ve özgür düşünme kapasitesini gölgeleyen bir davranış kalıbı üretti:
Toplumsal meselelerden uzak durmak, eleştirel düşünceyi geri plana itmek ve bireysel sorumluluğu yalnızca kişisel ahlak çerçevesine indirgemek.

Bu durum, 19 Mayıs’ın temsil ettiği kamusal sorumluluk, toplumsal dayanışma ve özgür yurttaşlık bilincinin zayıflamasına yol açıyor. Gençlik, kendisine emanet edilen geleceği şekillendirmek yerine, çoğu zaman toplumun dayattığı dar bir çerçevede hareket etmeye zorlanıyor.

🔘 19 Mayıs’ın Bugüne Söylediği

Tüm bu süreçler, 19 Mayıs’ın anlamını daha da kritik hâle getiriyor. Çünkü 19 Mayıs yalnızca bir tarih değil; toplumsal duyarlılığın yeniden inşası için bir çağrıdır.
Bugünün gençliğinin ihtiyacı, geçmişi tekrarlamak değil; geçmişin ruhunu bugünün koşullarında yeniden üretmektir. Bu da ancak:

➡️ sorgulayan,
➡️ katılan,
➡️ sorumluluk alan,
➡️ korkmadan düşünen,
➡️ toplumsal baskıya rağmen ses çıkarabilen

bir gençlik kültürüyle mümkündür.

19 Mayıs’ın gerçek mirası, gençlere “itaat etmeyi” değil, kendi akıllarıyla düşünmeyi, kendi vicdanlarıyla karar vermeyi ve kendi geleceklerini kurmayı öğretmesidir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası