• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam134
Toplam Ziyaret877675
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Hastamın Öğretmeni - 15 - Tesadüfün Böylesi

 Hastamın Öğretmeni

 

15 - TESADÜFÜN BÖYLESİ

Öğretmeni Nahit Hanım hakkında, Google’da bulabildiğim tüm bilgileri paylaşıyorum Ferihan Hanımla. Haftada birkaç kez götürebildiğim bilgileri keyifle okuyup, eski günleri heyecanla anımsıyor.

Serin bir Ekim günü neskafelerimizi yudumlarken, “Benim kafama takılan bir şey var,” dedim çantamdaki notları çıkarırken. “ Buraya gelmeden önce de araştırdım. Nahit Hanımın üç okulda görev yaptığı biliniyor: Ankara Kız Lisesi, sürgün edildiği Edirne Lisesi ve Haydarpaşa Lisesi. Kabataş lisesinde de çalışmış. Hatta Kabataş Lisesinde çalışan ilk bayan öğretmenlerden olduğu varsayılıyor.  Çapa Kız Öğretmen Okulunda çalıştığına dair hiçbir bilgi bulamadım. Siz hangi yıllarda Çapada okudunuz?”

“1942- 1945 yılları arasında”

Savaş yıllarında yani!”

“Evet, savaş yıllarında. Hitler Avrupa’yı ve Rusya’yı yakıp yıkarken, bizler Anadolu’yu aydınlatmak amacıyla eğitiliyorduk.

“Öğretmenlerinizden ismini hatırladıklarınız var mı ?”

“Olmaz olur mu hepsini hatırlıyorum. Müdürümüz Rabia Yarkındı. Müdür yardımcımız Mesadet Saver idi, lakabı ‘meso’ idi. “ Gülümsedi ve devam etti konuşmasına. “ Meso elinde makasıyla dolaşırdı ve kulak memesinden alta inen saçları keserdi. Beden Terbiyesi derslerine girerdi, erkek gibi kadındı. Matematik Hocamız Macide Hanım sarışındı, Marylın Monro’ya benzerdi. Meveddet Ekinci, biyoloji dersimize girerdi.”

“Bugün size Nahit Hanım hakkında yeni bilgiler getirdim. İki kitap yazmış: Birinin adı, ‘Çocuklara Psikolojik Yardım ve diğeri Osmanlıca Okuma Anahtarı. Bu son kitabı Nebahat Karaorman ile beraber yazmış.”

“Nebahat, ablasıydı. Evlenince soyadı değişmiş olabilir. Nahit Hanım pedagoji dersimize girerdi, ablası Nebahat hanım da Pedagoji Tarihi dersimize.”

“Yine burada kafama takılan bir şey var. Nahit Hanım, adını kullanırken hep evlendiği eşlerinin soyadlarını da kullanmış. Örneğin, Nahit Gelenbevi Fıratlı Damar. Damar, son eşi Şair Arif Damar’ın soyadı. Fıratlı, ilk eşinin soyadı. Gelenbevi soyadını nereden alıyor belli değil ve ayrıca kızlık soyadı Tendal’ı da kullanmıyor. Bir de ilk adı var: Aliye.

“İlk adının Aliye olduğunu bilmiyorum. Ve yine “Gelenbevi” soyadını niçin kullandığını da bilmiyorum.”

“O dönemden hatırladığınız kız arkadaşlarınız var mı?”

“Olmaz mı?  Necla var Necla Işıtan. Necla ile ilginç bir kader çizgimiz vardı. Ben ilkokulu Zonguldak Gazi İlkokulunda okudum. Ortaokulu ise Mehmet Çelikel Lisesinin orta kısmında. Sıra arkadaşım Necla idi. Necla’nın babası Liman İşletmesinde memurdu. Ortaokul üçüncü sınıfa geçtiğimizde, Necla’nın babasının tayini Karadeniz Ereğli’ye çıktığı için birbirimizden ayrıldık. O yıllarda sınıf birincilerini, öğretmen okuluna gidebilmesi için namzet gösterirlerdi. Beni de göstermişler. Çapa İlk öğretmen Okuluna kabul edilmeme rağmen, resmi yazı geç geldiği için 2 ay kadar Lisede okudum mecburen. Resmi yazı gelip de Çapaya gittiğimde birde ne göreyim, Necla da orda. O da okulu birincilikle bitirenlerdenmiş. Necla ile üç yıl yan yana diz dize okuduk. Okulu bitirdik, ikimizin tayini de Zonguldak ilçesinin yan yana sayılabilecek kadar yakın iki köyüne çıktı.
 

 

Kitap Tanıtım Köşesi


Milliyetçilik:
Türkiye'nin Çıkmazı

“Erdoğan Aydın, bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir etkinliğe çağırıyor okuru: Düşünmeye! Rehberlik ediyor üstelik.”


Milliyetçilikle dünyayı ve insanlığı sürekli savaş gerilimine sokmaktan başka bir şey yapılamayacağı bir yana; ülkenin sorunlarına da çözüm üretilemez!

Modernçağ tarihinin de gösterdiği gibi milliyetçilik; insanlığa, ortaçağdaki dinsel ideolojilerle kıyaslanacak denli büyük felaketler getirmiştir. Bütün savaşlar, artan silahlanma, eğitim, sağlık ve kalkınma bütçelerinin kısılması, hep milliyetçilikle meşrulaştırılmıştır. Dahası; insanı ve haklarını, dinin yerini alan yeni bir kolektif kimlikle ezmenin ve burjuvazinin çıkarlarına feda etmenin aracı olmuştur.

Sorunlarımızı görüp aşmamızı sağlayacak demokratik sağduyumuzu elimizden alıp, bizi öteki inanç ve halklara düşman etmekte din nasıl olumsuz bir misyon görmüşse, milliyetçilik de modern koşullarda aynı misyonu görmektedir.

Bu bağlamda devlet kendi halkına, sürekli olarak "davulcuya kaçabilecek kız" muamelesini reva görmektedir.

Özetle bu kitapta, milliyetçiliğin -ve yanısıra dinin- halkın kontrolü, tektipleştirilmesi ve haklarının unutturulması için nasıl temel bir ideolojik araç olarak kullanıldığı gösterilmektedir.

Kitap, kâh tarihe gidip, kâh günümüzde tartışılan sorunlara gelerek, milliyetçilikle şekillendirilmiş Türkiye’nin öyküsünü anlatıyor.

“Egemenliğin “kayıtsız şartsız millete ait” olduğunu haykıran egemen söylemin ardında, gerçekte “milletin” nasıl güdülüp kontrol altında tutulduğu yatıyor. “Halkını ve ülkesini sevmek” sanısının aksine, milliyetçiliğin hak ve özgürlüklerimizden uzaklaştırılmamıza hizmet eden bir egemenlik ideolojisi olduğunu da açıkça ortaya koyuyor.

Füsun Akatlı

Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı

Erdoğan Aydın.

ISBN: 9789750406355