Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam214
Toplam Ziyaret823895
Köşektaş Manileri

Boşa Geldik
Vahdettin ŞEN

Şiir ve manilerinde güçlü bir duygu, anlam ve içerik yoğunluğu vardır. Yazdığı her dize Köşektaşlıların ortak hafızasını barındırır. Sözleri hem yalın hem de derinlikli bir tını taşır.

Emekli bir öğretmendi. 6 Aralık 2009 Pazar günü, tedavi gördüğü Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hayata veda etti. Ardında bıraktığı şiirler, maniler ve anılar, onu tanıyan herkes için yalnızca birer hatıra değil, aynı zamanda değerli birer kültürel mirastır.

Onu özlemle anıyoruz. Çünkü o, yazdıklarıyla yalnızca kendi sesini değil, bir köyün ortak sesini duyurmuş; şiir ve manileriyle Köşektaş’ın hafızasında kalıcı bir yer edinmiştir. Vahdettin Şen fiziksel olarak aramızdan ayrılmış olsa da, dizeleriyle her zaman aramızda yaşamaya devam edecektir.


kosektas.net

Yararımız olsun yurda
Çalışmaya işe geldik
Mevsimler karışmış burada
Yaz beklerken kışa geldik.

Heycandan çarpıyor yürek
Verdiler bir kazma kürek
Çantalarda peynir ekmek
Köyden koşa koşa geldik.

Söylenen her söze kandık
Burada hayat güzel sandık
Çok çalıştık az kazandık
Alta düştük tuşa geldik.

Kimi dağıttı yuvayı
Kimi yitirdi davayı
Kimisi aldı havayı
Biz buraya boşa geldik.

Bilmem niçin nasıl niye
Çocuklar gelmez haneye
İşten çıkıp meyhaneye
İçtik içtik coşa geldik.

Ne gündüzü ne gecesi
Okunmaz yazmaz hecesi
Her yerde duman bacası
Çok çalışıp hoşa geldik.

Her millet kendi içinde
İşte böyle bir biçimde
Yabancıların içinde
Sıralandık beşe geldik

Umudumuz yarım kaldı
Emeğimi kimler çaldı
Gurbet bizi bizden aldı
Geri döndük başa geldik.

Hayalda mı düşte miyim
Baharda mı kışta mıyım
Amele mi usta mıyım
Hayallerden düşe geldik.

Sanma devran böyle döner
Biri iner biri biner
Beyler yedi birer birer
ŞEN OZAN’ ım dişe geldik.

Vahdettin ŞEN

Ernest Hemingway

"Çanlar Kimin İçin Çalıyor", Ernest Hemingway tarafından yazılan ve ilk kez 1940 yılında yayınlanan klasik bir roman. İspanya İç Savaşı sırasında geçen hikaye, Robert Jordan adında Amerikalı bir dinamitçinin, bir köprüyü havaya uçurmak için, gerilla savaşçılarından oluşan bir gruba katılmasını konu alıyor. Roman, savaş, aşk, ölüm ve insan davranış temalarını araştırıyor ve Hemingway'in kendine özgü yazma stilini ve insan doğasının karmaşıklıklarına dair derin içgörüsünü sergiliyor.

"Çanlar Kimin İçin Çalıyor", İspanya İç Savaşı'nın arka planında geçen bir roman. Kahramanı Robert Jordan, düşman için kritik bir köprüyü yıkmakla görevli bir gerilla grubuna atanan Amerikalı bir dinamitçi. Anlatı, çeşitli savaşçı gruplarının yaşamlarını derinlemesine inceliyor, onların mücadelelerini ve dostluklarını tasvir ediyor.

Hikaye ilerledikçe Jordan, Maria adında İspanyol bir kadınla romantik bir ilişkiye giriyor ve görevine kişisel ve duygusal bir karmaşıklık katmanı ekliyor. Roman, savaşın sert gerçeklerini, şiddetin bireyler üzerindeki etkisini ve yaşam ve ölümü çevreleyen varoluşsal soruları araştırıyor.

Hemingway'in seyrek ve ekonomik anlatımı savaşın yoğunluğunu ve karakterlerin iç çatışmalarını yansıtıyor. Bir John Donne şiirinden alınan başlık, birbirine bağlılığın genel temasını ve savaşın insanlığa verdiği zararı yansıtıyor. "Çanlar Kimin İçin Çalıyor", çatışmaların ortasında insanlığın durumuna dair dokunaklı bir araştırmayı temsil ediyor.

Hemingway'in "Çanlar Kimin İçin Çalıyor" adlı eseri kapsamlı eleştirel analizlere konu oldu, savaşın psikolojik etkisini keşfetmesi nedeniyle övüldü ve algılanan romantik unsurlar nedeniyle eleştirildi. Kritik tartışmaların temel yönleri:

1. **Karakterizasyon ve İnsan İlişkileri:**
    - Hemingway'in karakterleri genellikle savaş zamanındaki insanların farklı yönlerini temsil eden arketipler olarak görülür. 
   - Robert Jordan ve Maria arasındaki ilişki, savaşın kaosunun ortasında aşk için verilen mücadeleyi resmediyor.

2. **Savaş ve Etkileri:**
   - Eleştirmenler, romanın savaşın vahşetini ve bunun bireyler üzerindeki psikolojik etkisini tasvir ettiğini vurguluyor. 
   - Savaşın ayrıntılı tasviri ve karakterler üzerindeki etkisi Hemingway'in bir savaş muhabiri olarak ilk elden deneyimlerini yansıtıyor.

3. **Varoluşsal Temalar:** 
   - Roman, yaşamı, ölümü ve insan varlığının anlamını inceleyerek varoluşsal temaları araştırıyor. 
   - Hemingway'in karakterleri ölümün kaçınılmazlığıyla boğuşuyor ve insanlığın daha geniş bağlamı içinde bireylerin birbirine bağlılığını vurguluyor.

4. **Yazma Stili:** 
   - Hemingway'in kendine özgü düzyazısı, romanın duygusal etkisine katkıda bulunuyor. 
   - Eleştirmenler onun karmaşık duyguları ve durumları ekonomik ve kesin bir şekilde aktarmak için kullandığı dili takdir ediyor.

5. **Siyasi Yorum:** 
   - Kimi eleştirmenler romanın siyasi tonlarını analiz ediyor ve onu İspanya İç Savaşı'na ve buna bağlı olarak dönemin daha geniş sosyo-politik ortamına dair bir yorum olarak görüyor.

6. **Romantizmin Eleştirisi:** 
   - Kimileri Hemingway'in savaş ve aşkı romantik tasvirinin bu deneyimlerin karmaşıklığını aşırı basitleştirebileceğini iddia ediyor. 
   - Eleştirmenler, romanın, özellikle de kahramanlık ve fedakarlık tasvirlerinde savaşı romantikleştirip romantikleştirmediğini sorguluyor.

7. **Sembolizm ve Başlığın Önemi:** 
   - John Donne'un meditasyonundan alınan başlık, insanlığın birbirine bağlılığı ve ortak acı deneyimi için bir metafor görevi görüyor. 
   - Eleştirmenler, karakterlerin tarihin gidişatını değiştirme girişimini temsil eden köprünün sembolizmini odak noktası olarak araştırıyor.

Genel olarak, "Çanlar Kimin İçin Çalıyor" derin temaları keşfetmesi nedeniyle övgüyle karşılanıyor, ancak romanın savaşı ele alışı ve bunun bireyler üzerindeki etkisi hakkında tartışmalar devam ediyor. Kişisel ilişkiler, varoluşsal tefekkür ve çatışmanın sert gerçeklerinin karışımı, onu zengin bir eleştirel analiz konusu haline getirmeye devam ediyor.

Britannica l English Literature

Köşektaş Hikayeleri
 
Köşektaş'ta altına bakmadık
taş bırakmadık!

Celalettin Ölgün

Yazıya yansıtılan hikayelerin eğlendirici niteliği yanında bir
de bilgilendirici gücü olduğu herkesçe bilinen, tartışma kaldırmaz bir gerçektir. Aracı
da, amacı da Köşektaş ve Köşektaşlılar olan Celalettin Ölgün hikayeleri, gerek yazım biçimiyle, gerek anlatım
tarzıyla, gözlerimizi kendi öz
benliğimize çevirmemizi, kendi kendimizle buluşmamızı sağlayan en kısa yoldur!

kosektas.net


Tahavit

Kızılağıllı babası seferberlikte şehit olduğundan, iki yaşında yetim kalmış. Anası, “Kardeşlerimin yanında büyütürüm!” diyerek babaocağına, Köşektaş’a getirmiş. Orada büyütüp evlendirmiş. “Çocukluğunun çok sıkıntılı geçtiğini, yetimliğin, garipliğin, kimsesizliğin ne demek olduğunu benden daha iyi bilen çok azdır!” diye anlatırdı.

Gençlik yıllarında, o dönem yeniden kendini göstermeye başlayan tarikatçılığa heveslenmiş. Nevşehir ve çevresinde “Kadiri Tarikatı” öğretisini yaymaya çalışan Sulusaraylı Hüsamettin Hoca’ya bağlanmış ve bu yüzden de, o yıllarda köyün bağlı olduğu Topaklı nahiyesi Jandarma Karakolu’nda, diğer yandaşları Hurşit, Kadirin Ali, Mehmet Şeref, Musa Şernaz, Mulla Şeref ve daha birçokları ile çok işkence görmüştü. Hepsi de o yıllarda aşırı, hem de gösterişli bir biçimde ibadet etmişlerdir. Ömrünün son yıllarında, gerek hastalığından gerek yaşlılığından dolayı gerektiği gibi namaz kılamamaktaydı. Namazını neden daha dikkatli ve düzenli kılmadığını soranlara, “Biz tarikatçılığımızın ilk yıllarında namazın demini aldırdık, kuzum!” diye kendince savunma yapardı.

Sessiz, kendi halinde birisiydi. Yanık sesiyle kasideler söyler, Ramazan aylarında camide orucu karşılama ve uğurlama ilahileri okurdu.

1928–1936 yılları, etkisini en fazla Orta Anadolu’da gösterdiği söylenen kıtlık yılları olarak bilinir. Üç–beş yıl süren kuraklıktan ot bile bitmemiş. Ekilen ekin bitmediği gibi, köylünün elindeki hayvanlar yayılacak ot bulunamadığından birer ikişer telef olmuş, ölüp gitmişler. Ege Bölgesi’nde durum farklı olmalı ki, eli iş tutanların çoğu İzmir, Aydın, Balıkesir gibi kentlere çalışmak için giderek evlerini geçindirmeye çalışmışlar.

Birçok Köşektaşlı gibi, Tahavit de İzmir’e çalışmaya gitmiş. İş bulmuş, bulamamış ama daha çok boş kalmış. Çalışmaya giden tüm gurbetçiler gibi, bitin, pirenin ve her türlü mikrobun kol gezdiği hanlarda, sırtına sarıp götürdüğü yorgana sarılır yatarmış. Doyurucu bir iş yok ki yeterli yesin, iyi beslensin. Böylesi bir ortamda yaşarken, ıslanmaktan mı, yetersiz beslenmeden mi, yoksa başka bir nedenden mi hastalanmış; öksürmekten ciğeri yırtılma noktasına gelmiş. Ateş, kusmalar, halsizlik… Bakıma ve tedaviye ihtiyacı var ama kim bakacak, hangi parayla kim tedavi ettirecek? İzmir’e birlikte gittiği Köşektaşlı yol arkadaşları kendi ekmeklerini kazanma çabası içindedirler. Biraz da babası Kızılağıllı olduğundan yabancı gibidir. Köhne bir han köşesinde, çekilmez hale gelen hastalığıyla yalnız başına kalmıştır. Hana yatmaya gelenlerin acıyıp verdiği yiyeceklerle yaşamaya çalışmaktadır. Köyüne dönecek ne gücü ne parası vardır.

Handa üç aydan fazla kaldığından hancı da bıkmıştır ama hiç uğramayan, arayıp sormayan köylüleri kadar da acımasız değildir. Hancı ile han sakinleri “öldü ölecek” diye beklerlerken, Belbaraklı Cansızın Veli gelmiş, durumunu görmüş, acıyarak ilgilenmiş. Trenle köyüne dönerken Tahavit İbrahim’i de yanına alarak evine kadar getirmiş.

Tahavit, İzmir’de kaptığı hastalığı hiç iş göremez bir şekilde beş–altı yıl boyunca çekmiş, ancak altı yıl sonra askere gidebilmiş. Aynı hastalıktan kaynaklanan rahatsızlıkları ise bir ömür boyu taşımıştır.

Cansızın Veli, Köşektaş’a her gelişinde uğrar, “Daha ölmedin mi?” diye takılırdı.

Tahavit’le karısı Gafer, her nedense tarlada ekin biçerken kavga etmişler. Kavga, sözlü atışma ve bağrışmalarla bir müddet sürmüş. Tahavit, yerden bir taş alıp karısına doğru fırlatmış. Sonra bakmış, taş kötü gidiyor, bir tehlike yaratacak gibi. Arkasından bağırmış: “Kaç, kaç, taş geliyor!”

Hile‑i Şer’iye: Türkçe tanımı; şeriata hile karıştırmak olmalı. Halkımız, katı ya da uygulamada zorlandığı dinsel kuralları yumuşatmayı her zaman bilmiştir.

Erlikte çalınan dıbıdık duyulmamış olmalı ki vaktinde kalkılamamış. Tan yeri attı atacak, ortalık hafiften ağarıyor. İmsak vaktinin sonu, ak ve kara iplik ayırt edilinceye dek olduğundan, Tahavitler acelece kalkıp pencerenin perdesini kapatmış, sırtlarını pencereye dönerek erlik yemeğini tezce yemişler.

Pencereden sızan aydınlık görülüp de oruç mu sakatlanacak?

Tahavit: İbrahim Ölgün. Ölümü: 1986.
Hurşit: Hurşit Cesur
Cansızın Veli: Veli Cansız, Belbaraklı. Ölümü: 1970.
Gafer: Sultan Ölgün. Ölümü: 1994.
Erlik: Sahur.
Dıbıdık: Sahurda davul yerine çalınan teneke.


Bilgi: İlk kez 8 Nisan 2004 tarihinde yayınlanmış bir yazıdır.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası