Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi23
Bugün Toplam522
Toplam Ziyaret837694
Mustafa Onbaşı


Çanakkale'de Mustafa Onbaşı

Hüseyin Seyfi

Fotograftaki sahne, Çanakkale Savaşı’nın ağır ve insanî yönünü yansıtan etkileyici bir anı canlandırır. Çarpışmada düşen arkadaşının başında diz çökmüş bir asker, elindeki miğferi sıkıca kavrayarak sessiz bir yas tutar. Yüzündeki ifade, hem savaşın yıkıcılığını hem de silah arkadaşlığına duyulan derin bağlılığı taşır. Karanlık arka plan, anın ağırlığını ve kaybın sarsıcı gerçekliğini daha da belirginleştirir.

kosektas.net

Bizim topçulardı
yukarı cepheden
ateş eden,

çok gecikmedi
onlar da
karşılık verdi,

akşam olunca
ortalık kararınca
toz duman arasında

bilmem bizimkiler
bilmem onlarınkiler
anlayamadık
karanlığın içinden

dedi,
arkadaşlar,

sen yaralanmişen
kan sızıyor yeninden

gördüm ki
bir kolum
tam dirseğimden
...

eh
dedim,
ben
de
yaralanmişem

baktım,
yere düşen
elim,
toprak sıkıyor,
belki de
öfkesinden

Hüseyin Seyfi

Eleanor Coerr


Sadako Sasaki İle Kağıttan Bin Turnanın Gerçek Hikayesi
Eleanor Coerr

Bu Bizim Çığlığımız l Bu Bizim Duamız l Dünyada Barış Olsun!
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3828266

Bu kitapta savaşın etkileri yüzünden hayatını kaybeden cesur Sadako’nun tüm dünyaya barış çağrısı yapılmasına ilham veren hikâyesini ilk kez eksiksiz olarak okuyacaksınız. 
 
Koşmayı, arkadaşlarıyla oyunlar oynamayı çok seven, hayat dolu bir kızdı Sadako. Henüz on iki yaşındaydı. Günün birinde koşup oynayamaz oldu.

Önce ne olduğunu anlamadı. Ailesi ona sadece bir süre hastanede kalması gerektiğini söyledi. Ancak gerçek çok acıydı. İki yaşındayken atom bombasının etkilerine maruz kalan Sadako, lösemiye yakalanmıştı. Ve en fazla bir yıl ömrü kalmıştı. Durumdan habersiz olan sevgi dolu ve şefkatli Sadako, ailesine yalnızca iyileşmeye odaklanacağına söz verdi ama anne babasının borçlarını ve faturalarını ödemekte zorlandığını biliyordu. Böylece iyileşmek ve ailesine yük olmamak için kâğıttan turnalar yapmaya başladı. Çünkü bir Japon efsanesine göre kâğıttan bin turna kuşu katlayan kişinin dileği gerçek olurdu. Acı gerçeği öğrendiğinde bile yılmadı ve bunu sonunda artık katlayamaz hale gelene kadar sürdürdü.

Ölüm döşeğindeyken bile kendinden çok ailesini düşünen, çektiği büyük acılara rağmen onlara yük olmamak için pahalı ilaçlar almayı reddeden Sadako’nun heykelinin bulunduğu Çocuk Barış Anıtı, bugün Hiroşima Barış Parkı’nın içinde yer alıyor. Sadako’nun ağabeyi Masahiro Sasaki ile Barış Turnaları Projesi’nin kurucusu Sue DiCicco, Sadako’nun ve ailesinin daha önce hiç görülmemiş fotograflarıyla dolu eksiksiz hikâyesini ilk kez bu kitapta anlatıyor.

Eleanor Coerr’ın “Sadako ve Kâğıttan Bin Turna Kuşu” Adlı Çocuk Eserinin Yapı, İçerik ve Eğitsel İlkeler Çerçevesinde Değerlendirilmesi l Eylül Şerife YÜKSEL

Kitap l Sadako Sasaki İle Kağıttan Bin Turnanın Gerçek Hikayesi l Eleanor Coerr l ISBN 9786254102653
Öteki Çanakkale

Çanakkale Savaşları`nın yıldönümlerini, toplumu sarmalayan şiddet kültüründen uzaklaşmak için; yaşamın, kardeşliğin, yurt ve dünya barışının dillendirildiği
günlere dönüştürmeliyiz!

Hacı ÇÖL

Son günlerde sitemizde Çanakkale Savaşları’yla ilgili tartışma yazılarını ilgiyle izliyorum. 18 Mart yaklaştıkça konunun daha da güncel hâle geleceğini düşünüyorum.

Genel kabul, 18 Mart’ın savaşın başlangıcı olduğudur. Oysa İngiliz birlikleri 19 Şubat 1915’ten itibaren bir ay boyunca Seddülbahir ve Kumkale mevkilerini bombalamıştı. Çanakkale Savaşı’nı bütün olarak değerlendirdiğimizde başlangıç tarihinin 19 Şubat olması gerekir.

Ortaokul Sosyal Bilgiler öğretmenim Köksal Altun (Köksal Hoca), tarihi “sebepler, olaylar ve sonuçlar” üzerinden incelememiz gerektiğini öğretmişti. Ne iyi öğretmiş; kendisini saygıyla anıyorum. Bu bakışla Çanakkale Savaşı’na döndüğümüzde önce şu soruyu sormalıyız: Bu savaş neden yapıldı? İlk akla gelen yanıt “düşmanlar yurdumuzu ele geçirmek istiyordu” olur. Evet, İtilaf Devletleri bunu istiyordu; ancak asıl hedefleri boğazları geçip Rusya’ya yardım ulaştırmaktı. Bu arada Enver Paşa’nın iki Alman gemisine Osmanlı bayrağı çektirerek Karadeniz’e çıkması ve Rus limanlarını bombalamasıyla Osmanlı Devleti resmen savaşa girmişti. Savaşlardan yorgun düşmüş bir halkı yeni bir felaketin içine atan İttihatçıların temel motivasyonu ise Turan ülküsüdür. Mustafa Kemal’in o yıllarda düşünsel olarak İttihatçılardan ayrıldığını da belirtmek gerekir.

Birinci Dünya Savaşı bütün şiddetiyle sürerken kendimizi savaşın içinde bulduk. Yıllardır süren Rus savaşları (93 Harbi), Balkan Savaşları, Trablusgarp, Suriye ve Mısır cepheleri derken hem askerî hem ekonomik olarak tükenmiştik. Ordu yıpranmıştı. Çanakkale için yeniden seferberlik ilan edildi; eli silah tutan herkes askere alındı. Bu insanların çoğu asker değil; öğretmen, doktor, esnaf, tüccar gibi ülkenin aydın ve üretken kesimleriydi.

Savaş yaklaşık bir yıl sürdü. Her iki taraftan yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Bu cümleyi söylemek kolay; oysa her birinin bir ailesi, bir hikâyesi, geride bıraktığı bir yaşam vardı. Savaşın yarattığı psikolojik yıkım da cabası.

Bugün rahat koltuklarımızda otururken o insanların yaşadıklarını anlamaya çalışmak, onlarla empati kurmak ve hak ettikleri saygıyı içimizde duyumsamak belki de yapabileceğimiz en anlamlı şeydir. Karşı cephelerde savaşan, adını sanını bilmediği insanlarla ekmeğini paylaşan askerlerin onuru, savaşın ne kadar gereksiz olduğunu bize gösteriyor.

Savaş bittiğinde Çanakkale geçilememişti. Yokluklar içinde mevzilerini savunan insanlar, kendilerinden kat kat büyük ordulara boyun eğmedi. Başta Anafartalar Komutanı Mustafa Kemal olmak üzere hepsini rahmet ve şükranla anıyoruz. (Annemin dedesi de Çanakkale’de kalmış; künyesi bile gelmemiş.) Evet, Çanakkale geçilemedi. “Savaş kazanıldı” demiyorum; çünkü yüz binlerce insanın öldüğü bir savaşın kazananı olamaz. İtilaf Devletleri İstanbul’a ve oradan Karadeniz’e ulaşamadı. Bunun sonucunda tarihin akışını değiştiren gelişmeler yaşandı: Rusya’da Çarlık rejimi yıkıldı, Ekim Devrimi gerçekleşti. Bu durum Kurtuluş Savaşı sırasında bizi oldukça rahatlattı. Aksi hâlde doğu cephesinde Ruslarla da savaşmak zorunda kalmak, Kurtuluş Savaşı’nın seyrini öngörülemez bir noktaya sürükleyebilirdi.

Çanakkale Savaşı’na yalnızca “vatan savunması” gözüyle bakmak yanıltıcı olabilir. Savaş sonunda başkent kurtulmuştu; ancak birkaç yıl sonra, 13 Kasım 1918’de İstanbul işgal edildi. İngiliz gemileri boğaza demirledi, sokaklar yabancı askerlerle doldu. Uğruna onca insanımızı kaybettiğimiz bu ülkede, İstanbul’un fiilî işgaline karşı tek bir kurşun bile atılmadı. Bu açıdan bakınca, Çanakkale’de savaşan insanlara haksızlık etmiş oluruz. “Bunca çaba boşa mı gitti?” demek kolaydır ama eksiktir.

Çanakkale Savaşları’nın yıl dönümlerini, genç kuşaklara “şehit olmanın erdemi”nin anlatıldığı, ölümün ve öldürmenin yüceltildiği günler olmaktan çıkarmalıyız. Bunun yerine, toplumu saran şiddet kültüründen uzaklaşmak için yaşamın, kardeşliğin, yurt ve dünya barışının öne çıkarıldığı günlere dönüştürmeliyiz. Ancak o zaman, uğruna onca can verdiğimiz bu güzel yurdu gerçekten yaşanır kılabiliriz.

Hacı ÇÖL - Kırşehir,  11.3.2006, 22:00