
| Aktif Ziyaretçi | 5 |
| Bugün Toplam | 533 |
| Toplam Ziyaret | 831921 |

Norman Rockwell
11 Ocak 1966, Look Magazine, Picasso vs Sargent
Bir duvarda John Singer Sargent’in, diğerinde Picasso’nun bir tablosunun sergilendiği bir galeri salonu. Sargent’ın Bayan George Swinton portresi 1897’de, Picasso’nun Marie-Thérèse Walter portresi ise 1930’larda yapılmış. Kızıl saçlı, genç ve zarif bir kadın Picasso’nun kübist tablosuna bakarken; başka bir kadın ile küçük kızı, Sargent’ın özenle hazırlanmış yaldızlı çerçevesi içinde yer alan büyük portresini inceliyor.
Sargent’ın tablosunun önündeki kadın saçlarını bigudilere sarmış, mantosunu ve topuklu ayakkabılarını giymiş; kızı da annesi gibi saçlarını bigudilere sarmış, elinde oyuncak bebeğini tutuyor. İkisi de uzun bir dönemin idealize edilmiş zarafet ve güzellik anlayışını temsil eden bu portreye bakıyor.
Kızıl saçlı genç kadın ise kot pantolon, düz çizmeler ve siyah bir kazak giymiş; deri ceketini kolunda taşıyor. Picasso’nun kübist portresine bakarken rahat ve özgüvenli bir hâli var.
Norman Rockwell, 1963’te The Saturday Evening Post’tan ayrıldıktan sonra LOOK Magazine ve diğer bazı yayınlar için çalıştı. The Saturday Evening Post için yaptığı kapaklar Amerikan kültürünün idealize edilmiş, nostaljik bir görünümünü sunuyordu; ancak dergiden ayrıldıktan sonra üslubu ve odağı değişti. Çalışmaları giderek çevresindeki insanların taşıdığı endişelere yöneldi: sivil haklar hareketi, savaş ve yoksulluğun yarattığı toplumsal kaygılar, sanat ve bilimdeki modern gelişmeler…
Picasso ise modernizmi sanat dünyasına taşıyan en önemli figürlerden biriydi ve kültürel dönüşümlere öncülük etti. 1960’lar aynı zamanda sivil haklar hareketleri, kadın hareketleri ve sosyal normlara meydan okunan büyük kültürel değişimlerin yaşandığı bir dönemdi. Artık kadınlar annelerinin izinden gitmiyordu; odakları yalnızca eş ya da anne olmak değil, merak ederek ve sorgulayarak toplumda kendi seslerini duyurmak hâline geliyordu.
→Bu resim betimlemesi, İngilizce aslından Türkçeye uyarlanmıştır.
kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Drakula
Bram Stoker
Kuşku yok ki Bram Stoker'in Drakula'sı, edebiyatın en kalıcı eserlerinden biri; sadece Kont (Drakula)’u dünyaya tanıttığı için değil, aynı zamanda dehşeti, arzuyu, bilinmeyene duyulan korkuyu ve Viktorya dönemi kaygılarını rahatsız edici derecede yakın hissettiren bir hikâyeye ördüğü için. Drakula, daha ilk sayfalarından itibaren ürpertici bir dehşet yaratıyor.
Jonathan Harker’ın Transilvanya’daki Karpat Dağları’na yolculuğu, ilk bakışta sıradan görünse de, huzursuz köylülerden “Drakula” adını duyunca ürküp geri çekilen atlara kadar her ayrıntı, okuru mantığın giderek silikleştiği bir dünyaya hazırlar. Drakula Şatosu’nun kapıları kapandığında ise, okuyucu da Harker’ın hissettiği o soğuk ve tedirgin edici duyguyu paylaşır.
Şato, sessiz ve ürpertici mimarisiyle bir karaktere dönüşür; karmaşık yapısı, Viktorya döneminin geleneksel ev düzeninden arındırılmıştır. Hizmetçilerin yokluğu, ulaşılamayan odalar ve hiçbir şey yiyip içmeyen ev sahibi, Harker’ın zihnini yoğun bir sis gibi sarar ve gerçekliğe olan inancını aşındırır. Üç vampir kadının gelişi ise baştan çıkarma ile dehşeti çarpık bir biçimde harmanlar. Roman burada en cesur temalarından birini ortaya koyar: arzunun yıkıcı ve yakıcı gücü. Stoker, Viktorya dönemi cinsellik korkularını işleyerek vampir kadınları hayatı zindana çeviren gerçek canavarlara dönüştürür.
Anlatı İngiltere’ye kaydıkça dehşet daha sinsi bir hâl alır. Günlükler, mektuplar ve telgraflar aracılığıyla kötülüğün sessizce, neredeyse kibarca yayıldığı bir dünya kurulur; sonunda ise tüm gücüyle patlak verir. Lucy Westenra’nın dönüşümü, romanın duygusal merkezlerinden biridir. Tatlılığı ile yırtıcı açlığı arasındaki tezat, batıl inançlara kulak tıkamanın bedelini gözler önüne serer.
Van Helsing, batıl inanç ile bilimin arasında bir köprü olarak hikâyeye girer. Zihni her iki dünyaya da demir atar ve Stoker onun aracılığıyla kötülüğün yalnızca akılla alt edilemeyeceğini savunur. Ona göre kötülüğü yenmek için bilgi, cesaret, içgüdü ve inanç bir arada olmalıdır.
Mina Harker ise grubun gerçek duygusal çekirdeği olarak öne çıkar: sakin, zeki ve cesur. Drakula ile kurduğu bağ, hikâyeyi doruk noktasına taşıyan bir gerilim yaratır. Mina’nın mücadelesi hem fiziksel hem de semboliktir; yozlaşmaya, ahlaksızlığa, karanlığa ve irade kaybına karşı direnen kadınlık idealini temsil eder.
Drakula’nın kendisi nadiren görünür, fakat her şeyi etkileyen bir gölge olarak varlığını hissettirir. Gücü, Stoker’ın onu hikâyenin kenarlarında, sürekli hissedilen ama neredeyse hiç görülmeyen bir figür olarak konumlandırmasında yatar. Yabancı istilası, kan yoluyla bulaşan hastalık, ahlaki çöküş ve geçmişin bugüne sızması gibi korkuları bünyesinde toplar. Aynı zamanda tuhaf bir karizmaya sahiptir; yüzyılların açlığı ve acısıyla şekillenmiş bir figürdür. Stoker ona insan doğasının niteliklerini verir, fakat yarattığı dehşeti hafifletecek kadar değil.
Roman sona yaklaşırken Drakula’nın peşinde koşmak, sınırlar ötesi bir yolculuğa dönüşür: çaresizlik ve kararlılıkla ilerleyen bir kovalamaca. Manzara, Londra’nın düzenli sokaklarından romanın başladığı vahşi dağlara kayar; döngü yeniden canlanır ve kötülüğün kadim, kalıcı, asla tam anlamıyla yenilmez olduğunu hatırlatır. Hızlı ve güçlü son yüzleşme, romanı tanımlayan korku, fedakârlık ve birlik çemberini kapatır.
Drakula’yı değerlendirirken, Viktorya dönemi dünyasının en derin kaygılarını yansıtan ve aynı zamanda zamansız sorular soran bir eserle karşılaşırız: Bilinmeyenle nasıl yüzleşilir? Arzu aklı alt ettiğinde ne olur? Medeniyet kadim karanlıkla karşılaştığında ne kadar kırılgandır? Stoker, mektup tarzındaki üslubuyla okuyucuyu bir krizi çözmeye çalışan araştırmacı gibi hissettirir. Karakterleri aracılığıyla cesaret ve şefkatin bedelini sorgular; Drakula aracılığıyla ise yalnızca bir canavar değil, aynı zamanda korku, ayartma, ölümsüzlük ve insanlığı yüzyıllardır takip eden gölgelerin sembolü olan bir mit yaratır.
Romanın kalıcı gücü, dehşet ile düşünce arasındaki dengeden doğar. Hikâye, son sayfa kapandıktan çok sonra bile okuyucuyu rahatsız eder ve derin düşüncelere davet eder. Stoker, Drakula ile okurlara bir vampir hikâyesinden fazlasını sunar: en korkunç canavarların yalnızca mahzenlerde gizlenenler değil, aynı zamanda gömülü korkuları, arzuları ve inkâr edilmeye çalışılan karanlığı yansıtanlar olduğunu hatırlatan bir mit.
Drakula l Bram Stoker l PDF Sürümü
***Transilvanya, Romanya'nın batı ve orta kısımlarında, Karpat Dağları ile çevrili bir bölge.
Tanıtım metni, İngilizce bir tanıtım metninden uyarlanmıştır.
kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası