• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam26
Toplam Ziyaret922670
Halit Çelenk

Halit Çelenk:
Vicdanın ve Sadakatin Adı

Bazı insanlar yaşadıkları çağın tanıklarıdır; bazıları ise o çağa vicdanlarıyla yön verirler. Halit Çelenk, ardında yalnızca bir avukatın değil, zor zamanlarda insan olmanın ne demek olduğunu gösteren onurlu bir yaşam bırakanlardan biridir.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın yaşamlarının en karanlık günlerinde onların yanında durmak, sadece hukuki bir görev değildi. Bu, aynı zamanda insanlık, cesaret ve vicdana bağlılık sınavıydı. Halit Çelenk, bu sınavı başı dik, alnı açık bir şekilde verdi. Rüzgârın ters estiği günlerde çoğu insan susmayı tercih ederken o konuştu; çoğu insan geri çekilirken o yanında durduğu insanları yalnız bırakmadı.

Onun mücadelesi sonuçtan çok, duruşun değerini gösteriyordu. Çünkü bazen insan, kazanacağını bildiği için değil, doğru olduğuna inandığı için mücadele eder. Halit Çelenk de tam olarak bunu yaptı. İnandığı adalet duygusunu hiçbir baskının, hiçbir korkunun önüne koymadı.

Yıllar geçse de insanlar bazı isimleri unutmaz. Çünkü o isimler, yalnızca birer insan değil, aynı zamanda birer ahlaki pusula hâline gelirler. Halit Çelenk'in adı da bu nedenle hafızalarda yaşamaktadır. O, en zor anlarda bile dostluğun, bağlılığın ve insan onurunun terk edilmemesi gerektiğini gösterdi.

Bugün onun yaşamına baktığımızda bir avukattan daha fazlasını görürüz. Fedakârlığın ne olduğunu, insanın inandığı değerlere nasıl sahip çıkması gerektiğini ve vicdanın bazen en güçlü direnme biçimi olduğunu görürüz.

Halit Çelenk, sadece savunduğu insanların avukatı değildi; onların umutlarına, insanlık onuruna ve adalet özlemine de sahip çıkan büyük bir yürekti. Bu yüzden ona duyulan saygı, yıllar geçtikçe eksilmek yerine daha da büyümektedir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Köy Enstitüleri V


 

 Körinanca Karşı Köy Enstitüleri ve Türk Köylüsü

Dönemin canlı tanığı, Köşektaşlı kalemşör Musa Kâzım Yalım'ın oynattığı kalemden fışkıran mürekkeplerin yarattığı yazı dünyaları...


Köy Enstitüleri yıkılmasaydı; bilimle barışık, güzel sanatları seven “bilim toplumu” yaratılacaktı ki, bilim toplumunda ayrımcılığın, ırkçılığın, bölücülüğün, tutuculuğun, şovenizmin, din ayrımının ve körinancın asla yeri yoktur. Çünkü, bilim toplumunda, bu ve benzeri safsataların hiçbirine itibar edilmeyerek, yaşamda kaosa meydan verilmez. Bilim toplumunda bütünleşme ve insanca yaşama duygusu hakimdir! M.K.Y


IV-Köy Enstitüleri Kapatılmasaydı Eğer...

Musa Kâzım Yalım

1951 Hasanoğlan Köy Enstitüsü Mezunu


Köy Enstitüleri kapatılmasaydı eğer;

  • eğitim sistemimiz; deneye, gözleme, araştırmaya ve eleştiriye dayalı bilimsel bilgi doğrultusunda, çağdaş bir özellik kazanacaktı.
  • “Öğretim Birliği Yasası”, uygulamada göz ardı edlimeyecek, ihmale uğramayacaktı.
  • Şeriat düzeni heveslileri hortlamayacaktı.
  • Din, politikada, ekonomik ve siyasi çıkarlar uğruna kullanılmayacaktı. Onun kutsallığına saygı duyulacaktı.
  • Türk gençliği; dayaktan uzak ve onurlandırılarak eğitilecekti.
  • Türk gençliğinin kişilikli olarak yetişmesi için, demokratik, laik eğitime daha çok önem verilecekti.
  • Köy Enstitüleri’nin eğitimdeki bilimselliği nedeniyle demokrasi ve laiklik esasları çoktan yaşama geçmiş olacaktı.
  • Irkçılık ve şovenist duygular yerine, Atatürk milliyetçiliği hakim olacaktı.
  • Köy Enstitüleri’nin vereceği bilimsel eğitimle efsanelere, mucizelere, muskalara ve tarikatlara itibar edilmeyecek, hurafeler son bulacaktı.
  • Atatürk düşmanlığı gibi gerici bir anlayış olmayacaktı.
  • Kadınlar şeriat çemberi içine alınmayacaktı.
  • Türban, şeriat düzenine özenenlerin bir simgesi olmayacak, körinanç bugünkü boyutlara ulaşamayacaktı.
  • Köy Enstitüleri, ulusun bütünlüğüne titizlikle eğilen bir eğitim kuruluşuydu. Bu nedenle, PKK gibi, şeriat çığırtkanları gibi ayrılıkçı ve ulusun bütünlüğüne kasteden zavallılar, densizler türemeyecekti.
Köy Enstitüleri yıkılmasaydı, bilimle barışık, güzel sanatları seven “bilim toplumu” yaratılacaktı ki, bilim toplumunda ırkçılığın, bölücülüğün, tutuculuğun, şovenizmin, din ayrımının ve körinancın asla yeri yoktur. Çünkü, insancıl ve bilimsel düşünebilen, aklı çalışan bilim toplumunda bu ve benzeri safsataların hiçbirine itibar edilmeyerek, toplum yaşamında kaosa meydan verilmez. Bilim toplumunda bütünleşme ve insanca yaşama duygusu hakimdir.
  • Köy Enstitüleri; bize özgü Atatürkçü Rünesans hareketinin bir simgesiydi.
  • Batı’daki Rönesans hareketiyle, bilimsel, sanatsal ve çağdaş doğrultuda toplumsal bir kabuk değişmiştir. Bunun neticesinde de, bilimsel bir dünya görüşü doğmuştur. İnsanlığın varolduğu günden beri sürüp gelen; aklın, körinanca ve doğmalara karşı verdiği amansız mücadelesi sonunda, galip gelen taraf akıl ve bilimsel düşünce olmuştur.
  • Köy Enstitülerine yaşama hakkı tanınmış olsaydı, batı’daki bilimsel ve sanatsal köklü değişiklik, kesin bizim ülkemizde de oluşacaktı.
  • Aynı zamanda, laikliğin, insanlaşmanın ve demokrasinin temeli olan deneysel bilim ve güzel sanatlar eğitimiyle özgür ruh, eleştirel ve hür düşünce sisteminin gelişip güçlenmesi sayesinde; softalık, yobazlık, gericilik, mezhep, tarikat ve hurafeler gibi körinançlar bütünü; bağnaz bir ortam bulup gelişip güçlenmeyecekti.
  • Metafizik felsefe (doğaüstü) ve hayali görünmez güçler saltanatına dayalı “dinsel dünya görüşü” yerine; eytişimsel özdekçi bilimsel felsefeye dayalı, “bilimsel dünya görüşünün” egemenliği sağlanacaktı. Çünkü büyük Önder Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bilimsel dünya görüşünün temelleri üzerine inşa etmişti.
  • Bize özgü Atatürkçü Rönesans hareketini sonunda yeni oluşturulacak bilimsel dünya görüşünün ışığı altında, Batı’daki Rönesans hareketinin tüm çağdaş kazanımları, Köy Enstitüsü hareketiyle bizim ülkemizde de kazanılmış olacaktı.
  • Dini konular, yasal ve toplumsal bir konu olmaktan kurtulmuş, Köy Enstitüleri sayesinde laik ve demokratik düzen hayata geçmiş olacaktı.

Atatürkçü olmak, O’nun eylem, felsefe ve yöntemini eyleme geçirmek demektir. Köy Enstitüleri, deney, gözlem, araştırma, eleştiri, bilimsel bilgi ve sanatsal doğrultudaki özellikleriyle tam bir Atatürkçü kuruluştu. Köy Enstitüleri, Atatürkçü felsefenin simgesiydi.

Bir toplumu, “çağdaş ve akılcı” toplum doğrultusunda oluşturmak için; deney metoduna, bilimsel bilgiye, ulusal dil ve güzel sanatlara dayalı laik ve demokratik eğitim zorunludur. İşte Köy Enstitüleri bu özellikleri bünyesinde taşıyan çağdaş bir eğitim kuruluşuydu.

Köy Enstitüleri’nin, eğitim ve öğretim metodu; eleştiriye, incelemeye, araştırmaya, gözlem ve deneye dayalı; güzel sanatları içeren, ezbercilikten uzak yeni ve eşsiz bir eğitim sistemiydi.

Kısacası; Köy Enstitüleri, yaşatan, yaratan, birbirlerine karşı sorumluluk duyan yeni bir toplumun yaratılmasını amaçlamıştı.

Atatürk ve Köy Enstitüleri, gereği gibi anlaşılmadığından, ülke, günümüzdeki gibi içinden çıkılması güç ve sakıncalı bir hale getirilmiştir. Atatürkçü düşüncenin savsaklanması, Köy Enstitüleri’nin kapatılması, bugün acil çözüm bekleyen sorunların meydana gelmesine neden olmuştur. Şimdi, ulusca içine düştüğümüz olumsuz koşullar, üzüntü ve endişe veriyor, kaygılı yaşamak, çağdaş yoldaki gelişmemizi engelliyor.

Yalnız politik çıkarlar ve iktidar olma uğruna belirli çevrelerce yapılmış telafisi güç bu hataları örtbas ederek, Türkiye’nin geleceğini tümden karartmaya kimsenin hakkı yoktur. Daha önceki iktidarlar döneminde Köy Enstitüleri başta olmak üzere sosyal, siyasal, kültürel ve çağdaş eğitim konusunda pek çok hatalar yapılmıştır. Bundan sonra, politika uğruna bu hatalara düşmemek, ülkeye ve insanına çağdaş uygarlık yolunda gerçek hizmet vermek gerekir. Köy Enstitüleri, Atatürk’ün fikirleri çerçevesinde bilim için deneysel metod ve güzel sanatları esasalan yüce bir kuruluştu. Böyle bir kuruluşun, mutlaka korunup yaşatılması gerekirdi.

Ortaçağ Arap-İslam Uygarlığı’nın yaratmış olduğu korkuya, baskıya, insanlaştırılmış Tanrı ve din anlayışı yerine; Köy Enstitüleri ile insan sevgisine yönelik gerçek Tanrı ve din anlayışı oluşturulacaktı.

  • Köy Enstitüleri yaşatılsaydı, “toprak reformu” yaşama geçer, kırsal sanayi gelişir, köylerden kentlere göç olmaz, kentler köylere dönüşmezdi.
  • Alevi – Sünni ayrımı olmaz, Çorum, Malatya, Kahramanmaraş ve Sivas olaylarına meydan verilmezdi.
  • Atatürk’ün çalışma temposuyla, bilimsel ve sanatsal görüşüne sahip çıkılarak, yüksek medeniyet ufkundan yepyeni bir güneş gibi doğabilecek fırsatı yakalardık.
  • Köy Enstitüleri korunabilseydi bilim toplumunu oluşturarak, bilim ve teknoloji üreten uluslarla boy ölçüşecek düzeye gelirdik.
  • Köy Enstitüleri yaşatılabilseydi, Türkiye’deki eğitim kurumları, “ilkokuldan, üniversiteye” dek bir bütünlük içinde ele alınırdı.
  • Köy Enstitüleri kapatılmasaydı; belki de, dünyaya, insani değerleri, biz kabul ettirir; bilim ve güzel sanatların, insanları, insani değerler doğrultusunda eğitmesi gerektiğini biz öğretirdik. Bilimin aklı; güzel sanatların, doğa sevgisiyle ruh ve ahlak güzelliğini geliştiren genel bir eğitim sistemi, Köy Enstitüleri’nin yaşatılmasıyla oluşturulacaktı.
  • Eğer Köy Enstitüleri yıkılmasaydı, başta deprem olmak üzere, doğal afetlerin bize getireceği can kaybıyla, ekonomik zararları en aza indirebilecek olanağı yakalardık.
  • Köy Enstitüleri devam ettirilseydi; Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Turan Dursun, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu ve son olarak da Ahmet Taner Kışlalı gibi değerler katleilmezdi. Bu bilim insanlarının katli, Türk toplumu için yerleri doldurulamayacak kadar çok büyük bir kayıptır!

Eğer Köy Enstitüleri yaşatılmış olsaydı; 

  • Kur’an, Öztürkçeye çevrilerek, anlaşılması kolay kılınacaktı.
  • Aklın inançtan; bilimin dinden bağımsızlaşması sağlanacaktı.
  • Eğitim – öğretim bilim ve bilimsel dünya görüşünün güdümüne alınmış olacaktı.
  • Aklın ve bilimin önderliğiyle laikliğe, demokrasiye ve insan haklarına yönelişin temelleri atılmış olacaktı.
  • İbadet ve inanç bireylerin özgür ve hür iradesine bırakılacaktı...


kosektas.net'in notu:

Böylesi çok kapsamlı bir çalışmasını sitemiz ziyaretçileriyle paylaşan kıymetli öğretmenimiz Musa Kâzım Yalım'a çok teşekkür ediyoruz! Hasanoğlan Köy Enstitüsü mezunu sayın Musa Kâzım Yalım'ın yerel ve genel konuları kapsayan diğer çalışmalarını, zaman buldukça, periyoduk güncellemelerimizden bağımsız olarak, yayınlamaya çalışacağız...

kosektas.net



Yorumlar - Yorum Yaz
Frankfurt Kitap Fuarı
   

Frankfurt Kitap Fuarı'nın
Bu Yılki Onur Konuğu:
Çek Cumhuriyeti

Dünyanın en önemli yayıncılık ve edebiyat buluşmalarından biri olan Frankfurt Kitap Fuarı, bu yıl Çekya'yı onur konuğu olarak ağırlıyor. Ülkenin fuardaki varlığı, Shakespeare'in Kış Masalı (The Winter’s Tale) eserinden ilham alan “Bir Kıyı Ülkesi” (Ein Land an der Küste) mottosuyla şekilleniyor. Bu yaratıcı tema, denize kıyısı olmayan Çekya'yı, dünya edebiyatının engin okyanusunda kendine özgü bir kıyıya sahip kültürel bir coğrafya olarak yeniden düşünmeye davet ediyor.

Çekya, Franz Kafka, Milan Kundera, Bohumil Hrabal, Karel Čapek ve Jaroslav Seifert gibi dünya edebiyatına yön vermiş yazarlarıyla köklü bir edebî mirasa sahip. Bununla birlikte ülke, günümüzün çağdaş yazarları, şairleri ve düşünürleriyle de oldukça canlı ve üretken bir edebiyat ortamı sunuyor. Gelenek ile moderniteyi buluşturan bu zengin kültürel yapı, Frankfurt Kitap Fuarı boyunca düzenlenecek kapsamlı etkinlik programında ziyaretçilerle buluşacak.

Fuarda Çek edebiyatının klasik ve çağdaş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilecek okuma etkinlikleri, söyleşiler, panel tartışmaları ve kitap tanıtımları yer alacak. Edebiyatın yanı sıra tiyatro, müzik, görsel sanatlar ve çeviri kültürü de programın önemli unsurları arasında bulunuyor. Böylece ziyaretçiler yalnızca Çek edebiyatını değil, ülkenin çok yönlü kültürel zenginliğini de yakından tanıma fırsatı bulacak.

“Bir Kıyı Ülkesi” teması aynı zamanda Çekya'nın Avrupa kültürü içindeki yerini ve dünya edebiyatıyla kurduğu güçlü bağları vurguluyor. Fuar kapsamında düzenlenecek yüzlerce etkinlik, farklı kuşaklardan sanatçıları, yayınevlerini ve okurları bir araya getirerek kültürel diyalog için önemli bir platform oluşturacak.

78. Frankfurt Kitap Fuarı'nda Çekya, klasiklerden çağdaş eserlere uzanan geniş edebî yelpazesiyle ziyaretçilerini dünya edebiyatının kıyısında keşif dolu bir yolculuğa davet ediyor.

Frankfurt Kitap Fuarı, bu yıl
7-11 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Bilgi: Bu yazı, Frankfurt Kitap Fuarı'nın Çekya Onur Konuğu Programı kapsamında yayımlanan resmi tanıtım metinleri ve fuar organizasyonunun kamuya açık bilgilerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası