Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam90
Toplam Ziyaret929470
Cumhuriyet’in 103. Yılı

Görsel: Copilot

103 Yıllık Muhasebe:
Cumhuriyet Neden Bu Noktada?

Yarın Cumhuriyet’in kuruluşunun 103. yılı. Bugün geriye dönüp baktığımızda gelinen nokta, birçok bakımdan insanı düşündürüyor; hatta bazı yönleriyle 103 yıl öncesinin mücadele ve fedakârlıklarını yeniden hatırlatıyor. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim şekli değil, kul olmaktan yurttaş olmaya geçişin, ayrıcalıkların yerine hukuk önünde eşitliğin konulmasının, kaderciliğin yerine aklın ve bilimin rehber alınmasının adıdır. Ancak ne yazık ki bugün bu değerlerin önemli bir kısmının aşındırıldığına tanıklık ediyoruz.

Başta dini siyasetin merkezine yerleştiren çevreler olmak üzere, milliyetçi ve muhafazakâr kesimlerin yıllardır sürdürdüğü Cumhuriyet karşıtı söylemler, zaman içinde Cumhuriyet’in temel dayanaklarını hedef alan bir noktaya ulaştı. Bir dönem üstü kapalı yürütülen tartışmalar artık açıkça Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini, laikliği, yurttaşlık bilincini ve hatta Cumhuriyet’in meşruiyetini sorgular hale geldi. Cumhuriyet’in sağladığı özgürlüklerden sonuna kadar yararlanırken, aynı Cumhuriyet’i değersizleştirmeye çalışanların varlığı başlı başına büyük bir çelişkidir.

Ancak bütün sorumluluğu yalnızca Cumhuriyet karşıtlarına yüklemek kolaycılık olur. Bugün gelinen noktada en az onlar kadar sorumluluğu olan bir başka kesim daha vardır. Her fırsatta Cumhuriyetçi olduğunu ilan eden, her siyasi gelişmede “Cumhuriyet elden gidiyor” feryadı koparan, fakat Cumhuriyet’i bir yaşam biçimi, bir bilinç ve bir sorumluluk olarak görmek yerine onu yılda birkaç güne sıkıştıran çevreler de bu tablonun oluşmasında büyük pay sahibidir. Cumhuriyet, yalnızca bayraklarla kutlanan, marşlarla anılan veya yıldönümlerinde sosyal medyada paylaşılan sloganlardan ibaret değildir. Cumhuriyet; eleştirel düşüncedir, sorgulamadır, liyakattir, hukukun üstünlüğüne bağlılıktır, bireyin özgürlüğüne ve onuruna sahip çıkmaktır.

Ne yazık ki uzun yıllar boyunca Cumhuriyet’i savunduğunu söyleyen birçok kişi ve kurum, onu gerçek anlamda anlatmakta ve yaşatmakta başarısız oldu. Cumhuriyet’in neden büyük bir kazanım olduğu yeni kuşaklara yeterince aktarılamadı. Onun sağladığı haklar doğal ve sıradan şeylermiş gibi görüldü; hangi mücadelelerle elde edildiği unutuldu. Değerini bilmediğiniz bir şeyi koruyamazsınız. Bugün yaşanan aşınmanın temel nedenlerinden biri de budur.

Cumhuriyet’in karşısında duranlar kadar, Cumhuriyet’i içini boşaltılmış bir sembole dönüştürenler de bu gidişattan sorumludur. Çünkü bir fikir düşmanlarının saldırısıyla değil, çoğu zaman taraftarlarının ihmaliyle zayıflar. Cumhuriyet’e zarar veren yalnızca ona açıkça karşı çıkanlar değildir; onu anlamadan savunduğunu iddia edenler, onu günlük siyasi hesaplara indirgeyenler ve onu yalnızca törenlerden ibaret sananlar da aynı ölçüde sorumludur.

Cumhuriyet elden gitmedi, elden bırakıldı!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

28 Ekim 2026

Şiirlerle Şenlendik - 3. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 3. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 3. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net!

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

 17 Ekim 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 3.Hamam pazarı ve Menderes

Türk Dil Kurumu destanı, “Bir kahramanlık hikâyesini veya bir olayı anlatan, koşma biçiminde, ölçüsü on bir hece olan halk şiiri,” olarak tanımlıyor.

İletişimin yeterli olmadığı 50'li yıllarda halk ozanları, insanları etkileyen olaylar hakkında yazdıkları şiirleri samanlı kâğıtlara bastırır, köy, köy dolaşarak yanık sesleriyle hem okur hem de satarlardı. Okunana destan, okuyana da destancı denirdi.

Kozaklı ilçesinin 50, 60 yıl önceki adı, yöresel dilde Hamam Pazarı idi. Hasat bittikten sonra, yani sonbaharda, bütün bir üretim yılının yorgunluğunu atmak için herkes akın ederdi Kozaklıya. Tam bir curcuna…

İlk hatırlayabildiğim şiir, Hamam Pazarıyla ilgili: Kozaklı yolunda ölümlü bir trafik kazası için yakılmış bir ağıt. 8-10 kıtası olan şiirin ne yazık ki sadece 2 mısraını anımsayabiliyorum.

Hamam Pazarından ettik hareket,
Tükenmiş ömrümüz yoktur bereket.

Acı ve ölüm karşısında yaşanan çaresizlik...

17 Şubat 1959'da Adnan Menderes’i Londra’ya götüren uçak Londra yakınlarında düşmüş, kazada 14 kişi ölmüştü.

Olayın etkisiyle, duygularını kâğıda döken bir halk ozanının köyümüze gelerek okuduğu destanı, şu an gibi anımsıyorum. Ve yine maalesef aklımda sadece iki kıtası kalmış.

Ankara şirin merkez
Güzelleştir Menderes,
Kurban kestiler herkes
Yaşa yavuz Menderes.

Yandı pilot kül oldu
Tarihlere ün oldu,
Türk’e büyük şan oldu
Yaşa yavuz Menderes.

İktidarları halkın seçtikleri oluşturur, erk onlardadır. Şiir, hem elim bir trafik kazasını duyurmakta, hem de Menderese övgüler yağdırmaktaydı.

Yılda birkaç kez gazetede gelirdi evimize: Hürriyet, Ulus, Son Havadis. Ulus Cumhuriyet Halk Partisi taraftarı, Son Havadis ise Demokrat Parti taraftarı gazetelerdi. 1957 yılında yapılan genel seçimlerde; oyların %48'ini alan Demokrat Parti 424 milletvekili, oyların %41'ini alan CHP ise 178 milletvekili çıkarmıştı. (Kazanılan milletvekili sayısındaki adaletsizlik, seçim sisteminin çoğunluk sistemi olmasından kaynaklanmaktadır.) 1950'lerin son yıllarında, evimizde, Akbaba adlı bir derginin varlığını hatırlıyorum. Akbaba, ulusal düzeyde yayınlanan bir dergiydi ve yazılı basında ilk şiiri bu dergide okumuştum. (aklımda sadece bir dörtlüğü ve nakaratı kalmış!)

ZIMBA

Allah diye kalkınca
Seçim oldu hakkınca,
Paşa kızmış, köpürmüş
Bozmak ister aklınca.

Zımba, zımba, zımba.
Boş yere vur bir zımba.

Eskiden de ağıt yakılırmış ölen insanların ardından; tıpkı şimdilerde olduğu gibi. 8-10 köyün bir ağıtçısı olurmuş ve köylerden birinde bir insan vefat ettiğinde, bu ağıtçı çağrılarak ağıt yakması istenirmiş.

Ağıtçının bulunduğu köyle, komşu bir köy mera yüzünden kavgalıymış. Kavgalı olunan bu köyde bir ölüm olayı olmuş ve zorunlu olarak ağıtçıyı çağırmışlar. Düşünebiliyor musunuz, ağıtçı, kendi köyleriyle kavgalı olan başka bir köyün ölüsü için ağıt yakacak. Yaslı ve tarafsız olması beklenir doğal olarak. Ağıtçı, Dr. Ahmet Şükrü Esen’in aşağıdaki ünlü dörtlüğünü, değiştirerek sıkıştırıvermiş yaktığı ağıtların arasına. İşin ilginci, hiç kimse de fark etmemiş yakılan ağıtı. Herkes kaybettiğinin derdinde, yasını yaşıyor. Derler ya: “Ağrın nerendeyse canın da oradadır.” Ne kadar da doğru.

Ne deyim de ağlayayım
Ölü benim olmayınca;
Teker teker biter mi hiç
Kırkar kırkar ölmeyince. 

   


Yorumlar - Yorum Yaz
Kalem ile Algoritma Arasında



78. Frankfurt Kitap Fuarı'ndan Yükselen Sorular

Dünyanın en önemli yayıncılık etkinliklerinden biri olan Frankfurt Kitap Fuarı, bu yıl kitapların ve yazarların yanı sıra yapay zekâyı da gündeminin merkezine taşıdı. Teknolojinin baş döndürücü gelişimi, edebiyat ve yayıncılık dünyasında yeni fırsatlar sunarken, yaratıcılık, telif hakları ve kültürel üretimin geleceğine ilişkin önemli soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

Bu yılki Frankfurt Kitap Fuarı, yalnızca yayıncılık dünyasının en büyük buluşmalarından biri olmakla kalmadı; aynı zamanda yapay zekânın edebiyat ve yayıncılık üzerindeki etkilerinin en yoğun tartışıldığı platformlardan biri hâline geldi. Dijital dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte yapay zekâ, yazarlardan yayıncılara, okurlardan çevirmenlere kadar sektörün tüm paydaşları için hem büyük fırsatlar hem de ciddi endişeler yaratıyor.

Yazarlar açısından en büyük kaygı, yaratıcı emeğin değersizleşmesi tehlikesi. Yapay zekâ sistemleri artık roman, öykü, şiir ve makale üretebiliyor; hatta belirli yazarların üslubunu taklit edebiliyor. Bu durum, özellikle eserleri izin alınmadan yapay zekâ modellerinin eğitiminde kullanılan yazarlar arasında haklı tepkilere yol açıyor. Birçok yazar, telif haklarının korunmasını ve eserlerinin dijital platformlarda izinsiz kullanılmasının önlenmesini talep ediyor. Çünkü yaratıcı üretimin yalnızca teknik bir süreç değil, insan deneyimi, duygu ve düşünce birikiminin sonucu olduğu vurgulanıyor.

Yayıncılar ise iki farklı duygu arasında sıkışmış durumda. Bir yandan yapay zekâ; editoryal süreçlerin hızlandırılması, çevirilerin kolaylaştırılması, pazarlama analizlerinin geliştirilmesi ve okur eğilimlerinin daha doğru tahmin edilmesi gibi önemli avantajlar sunuyor. Diğer yandan, yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin piyasayı düşük kaliteli metinlerle doldurabileceği ve güvenilirlik sorunları yaratabileceği endişesi bulunuyor. Ayrıca, hangi içeriğin insan tarafından, hangisinin yapay zekâ tarafından üretildiğinin şeffaf biçimde belirtilmesi gerektiği yönündeki talepler giderek güçleniyor.

Okurlar için de tablo karmaşık. Yapay zekâ, kişiselleştirilmiş kitap önerileri ve daha kolay erişilebilir içerikler sayesinde okuma deneyimini zenginleştirebilir. Ancak birçok okur, bir kitabın arkasında gerçek bir insan hikâyesinin, yaşam deneyiminin ve özgün bir yaratıcı sürecin bulunmasını önemsiyor. Bu nedenle yapay zekâ tarafından oluşturulan eserlerin yaygınlaşması, edebiyatın duygusal ve insani yönünün zayıflayabileceği yönünde tartışmalara yol açıyor.

Frankfurt Kitap Fuarı'ndaki tartışmaların ortak noktası, yapay zekânın tamamen reddedilmesi değil; etik sınırlarının belirlenmesi gerekliliğiydi. Katılımcılar, teknolojinin yayıncılık sektörüne katkı sağlayabileceğini kabul ederken, insan yaratıcılığının, telif haklarının ve kültürel çeşitliliğin korunmasının vazgeçilmez olduğunu vurguladılar.

Sonuç olarak, yapay zekâ yayıncılık dünyasında yeni bir dönemin kapılarını açıyor. Ancak bu dönüşümün nasıl şekilleneceği, yalnızca teknolojik gelişmelere değil; yazarların haklarını koruyan, yayıncıların sorumluluklarını netleştiren ve okurun güvenini gözeten ortak kuralların oluşturulmasına bağlı olacak. Frankfurt Kitap Fuarı da bu büyük dönüşümün merkezinde yer alarak edebiyatın geleceğine dair önemli soruların tartışıldığı küresel bir kürsü olmayı sürdürüyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası