Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam118
Toplam Ziyaret929794
Cumhuriyet’in 103. Yılı

Görsel: Copilot

103 Yıllık Muhasebe:
Cumhuriyet Neden Bu Noktada?

Yarın Cumhuriyet’in kuruluşunun 103. yılı. Bugün geriye dönüp baktığımızda gelinen nokta, birçok bakımdan insanı düşündürüyor; hatta bazı yönleriyle 103 yıl öncesinin mücadele ve fedakârlıklarını yeniden hatırlatıyor. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim şekli değil, kul olmaktan yurttaş olmaya geçişin, ayrıcalıkların yerine hukuk önünde eşitliğin konulmasının, kaderciliğin yerine aklın ve bilimin rehber alınmasının adıdır. Ancak ne yazık ki bugün bu değerlerin önemli bir kısmının aşındırıldığına tanıklık ediyoruz.

Başta dini siyasetin merkezine yerleştiren çevreler olmak üzere, milliyetçi ve muhafazakâr kesimlerin yıllardır sürdürdüğü Cumhuriyet karşıtı söylemler, zaman içinde Cumhuriyet’in temel dayanaklarını hedef alan bir noktaya ulaştı. Bir dönem üstü kapalı yürütülen tartışmalar artık açıkça Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini, laikliği, yurttaşlık bilincini ve hatta Cumhuriyet’in meşruiyetini sorgular hale geldi. Cumhuriyet’in sağladığı özgürlüklerden sonuna kadar yararlanırken, aynı Cumhuriyet’i değersizleştirmeye çalışanların varlığı başlı başına büyük bir çelişkidir.

Ancak bütün sorumluluğu yalnızca Cumhuriyet karşıtlarına yüklemek kolaycılık olur. Bugün gelinen noktada en az onlar kadar sorumluluğu olan bir başka kesim daha vardır. Her fırsatta Cumhuriyetçi olduğunu ilan eden, her siyasi gelişmede “Cumhuriyet elden gidiyor” feryadı koparan, fakat Cumhuriyet’i bir yaşam biçimi, bir bilinç ve bir sorumluluk olarak görmek yerine onu yılda birkaç güne sıkıştıran çevreler de bu tablonun oluşmasında büyük pay sahibidir. Cumhuriyet, yalnızca bayraklarla kutlanan, marşlarla anılan veya yıldönümlerinde sosyal medyada paylaşılan sloganlardan ibaret değildir. Cumhuriyet; eleştirel düşüncedir, sorgulamadır, liyakattir, hukukun üstünlüğüne bağlılıktır, bireyin özgürlüğüne ve onuruna sahip çıkmaktır.

Ne yazık ki uzun yıllar boyunca Cumhuriyet’i savunduğunu söyleyen birçok kişi ve kurum, onu gerçek anlamda anlatmakta ve yaşatmakta başarısız oldu. Cumhuriyet’in neden büyük bir kazanım olduğu yeni kuşaklara yeterince aktarılamadı. Onun sağladığı haklar doğal ve sıradan şeylermiş gibi görüldü; hangi mücadelelerle elde edildiği unutuldu. Değerini bilmediğiniz bir şeyi koruyamazsınız. Bugün yaşanan aşınmanın temel nedenlerinden biri de budur.

Cumhuriyet’in karşısında duranlar kadar, Cumhuriyet’i içini boşaltılmış bir sembole dönüştürenler de bu gidişattan sorumludur. Çünkü bir fikir düşmanlarının saldırısıyla değil, çoğu zaman taraftarlarının ihmaliyle zayıflar. Cumhuriyet’e zarar veren yalnızca ona açıkça karşı çıkanlar değildir; onu anlamadan savunduğunu iddia edenler, onu günlük siyasi hesaplara indirgeyenler ve onu yalnızca törenlerden ibaret sananlar da aynı ölçüde sorumludur.

Cumhuriyet elden gitmedi, elden bırakıldı!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

28 Ekim 2026

Şiirlerle Şenlendik - 6. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 6. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 6. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net!

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

21 Kasım 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 6 - Haydi, Karşı Çıkma Ağaç Katliamına!

Yukarı, orta ve aşağı olmak üzere 3 mahallesi vardı Köşektaş'ımızın. Her evin koyunları olurdu ve kırlarda otlatılması amacıyla her mahalle bir çoban tutardı. Koyun sayısına göre belirlenirdi çobana verilecek ücret. Öğle ve akşam vakitleri kırdan gelecek koyunlarımızı bekler, okuma kitabımızdan da Ziya Gökalp'in "Çoban" adlı aşağıdaki şiirini okurduk.

ÇOBAN

Kat sürünü önüne
Dolaş dağ, dere çoban,
Eriştin mutlu güne
Diz çök bir yere çoban.

Al eline kavalı
İndir sürüyü suya,
Her yer yeşil bir halı
Doyum olmaz uykuya.

Şu koyu gölgelerin
Altında dinlen çoban,
Düşünme derin derin
Biraz serinlen çoban. 

Gezi olayları ağaç katliamı nedeniyle başlamadı mı? Tüm ODTÜ, kampüsten geçirilecek yol için; kesilmesi amaçlanan ağaç katliamına karşı direnmiyor mu?

Tabi ki yollar yapılmalı. Artan nüfus ve buna paralel olarak artan trafikteki araç sayısı, yeni yol yapımını zorunlu kılıyor. Gelişen günümüz teknolojisinde, ağaçların kesilerek yol yapılması en ilkel yöntem. Günümüzün teknolojisi ile yolu ağaçların üstünden veya altından geçirebilmek mümkün. Sadece maliyeti biraz artar.

Ülkemizin 3 yanı denizlerle çevrili ve Hopa’dan İskenderun’a, kıyılarımızın uzunluğu 8333 km. AB Ülkelerinde, yurt içi yük taşımasında karayolunun payı % 40 iken, ülkemizde yük taşımacılığının %90’ı karayoluyla, %5’i demiryoluyla, %4’ü de deniz yoluyla yapılmakta. Unutmayalım ki deniz ulaştırması; demiryolundan 3 kat, karayolundan 7 kat ve havayolundan 21 kat daha ucuzdur.

Şimdi bir de HES belası musallat oldu başımıza. Ekolojik dengeyi altüst eden bir uygulama. Projenin uygulanmaya başladığı yerlerde halk ve sivil inisiyatifler, doğanın bu acımasız talanına karşı koymaya çalışıyor, çalışıyoruz; umarım başarılı oluruz.

Somanın Yırca köyünde, termik santral yapılması amacıyla kesilen 6000 zeytin ağacının acısı hâlâ yüreklerimizde. Ülkemizi yöneten politikacıların, “Dağ taş zeytin ağacı dolu," şeklindeki savunmaları, gelecek açısından kaygı verici ve ürkütücü!

KÖŞEKTAŞLI gazeteci ÖZER AKDEMİR'in, doğa ve çevre konusundaki yazılarını ve yaptığı programları; kıvançla ve gururla takip ediyoruz.

Mehmet Emin Yurdakul’un “Sakın Kesme,” adlı şiiri de vardı ders kitaplarımızda.

          SAKIN KESME

Ey hemşeri, sakın kesme! Yaş ağaca balta vuran el onmaz;
Bu kütükler, 'Nice yıldır, hiç birine kervan gelmez, kuş konmaz.'
Bunları kes, o baltanla çürümüş ağaçları yere ser.
Bak, sizin köy şu yemyeşil koruluğun gölgesinde ne güzel!
Gönülleri açmadadır yaprakların arasından esen yel.
Yazık, günah olmaz mı ki, çıplak kalsın bu zümrüt yurt, şirin yer.

Hem dünyada en birinci borç değil mi her kula,
Bir tohumu fidan yapmak, fidanı da bir orman?
Eğer böyle olmasaydı ne kalırdı oğula:
'Mirasımı artır' diye öğüt veren Atadan?

Sakın kesme! Her dalında bir güzel kuş ses versin.
Sakın kesme! Gölgesinde yorgun çiftçi dinlensin.
Sakın kesme! Şu verimli köye kanat, kol gersin.
Sakın kesme! Aziz vatan günden güne şenlensin.

1981 yılında ayrıldığım İstanbul'a, tam 29 yıl sonra, 2010 yılında geldiğimde, gördüklerim beni dehşete düşürdü. Taksimden girerek, Tünele kadar yürüdüm İstiklâl Caddesinde; (Beyoğlu’nda) "Olamaz, hayır!" diye kendi kendime söylenerek ve "Lanet olsun!" diye iç geçirerek.

Gerçekten olamaz! O güzelim caddede, kesilmedik tek bir ağaç dahi kalmamış! Hangi vicdan, hangi anlayış, hangi yönetim, hangi insan(!) hangi nedenle caddeyi yeşilsiz bırakabilir? Tüm anılarım, tüm yaşantılarım çalınmış. İnsanlığımdan utandım, hâlâ da utanıyorum! Yazıklar olsun!



Yorumlar - Yorum Yaz
Kalem ile Algoritma Arasında



78. Frankfurt Kitap Fuarı'ndan Yükselen Sorular

Dünyanın en önemli yayıncılık etkinliklerinden biri olan Frankfurt Kitap Fuarı, bu yıl kitapların ve yazarların yanı sıra yapay zekâyı da gündeminin merkezine taşıdı. Teknolojinin baş döndürücü gelişimi, edebiyat ve yayıncılık dünyasında yeni fırsatlar sunarken, yaratıcılık, telif hakları ve kültürel üretimin geleceğine ilişkin önemli soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

Bu yılki Frankfurt Kitap Fuarı, yalnızca yayıncılık dünyasının en büyük buluşmalarından biri olmakla kalmadı; aynı zamanda yapay zekânın edebiyat ve yayıncılık üzerindeki etkilerinin en yoğun tartışıldığı platformlardan biri hâline geldi. Dijital dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte yapay zekâ, yazarlardan yayıncılara, okurlardan çevirmenlere kadar sektörün tüm paydaşları için hem büyük fırsatlar hem de ciddi endişeler yaratıyor.

Yazarlar açısından en büyük kaygı, yaratıcı emeğin değersizleşmesi tehlikesi. Yapay zekâ sistemleri artık roman, öykü, şiir ve makale üretebiliyor; hatta belirli yazarların üslubunu taklit edebiliyor. Bu durum, özellikle eserleri izin alınmadan yapay zekâ modellerinin eğitiminde kullanılan yazarlar arasında haklı tepkilere yol açıyor. Birçok yazar, telif haklarının korunmasını ve eserlerinin dijital platformlarda izinsiz kullanılmasının önlenmesini talep ediyor. Çünkü yaratıcı üretimin yalnızca teknik bir süreç değil, insan deneyimi, duygu ve düşünce birikiminin sonucu olduğu vurgulanıyor.

Yayıncılar ise iki farklı duygu arasında sıkışmış durumda. Bir yandan yapay zekâ; editoryal süreçlerin hızlandırılması, çevirilerin kolaylaştırılması, pazarlama analizlerinin geliştirilmesi ve okur eğilimlerinin daha doğru tahmin edilmesi gibi önemli avantajlar sunuyor. Diğer yandan, yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin piyasayı düşük kaliteli metinlerle doldurabileceği ve güvenilirlik sorunları yaratabileceği endişesi bulunuyor. Ayrıca, hangi içeriğin insan tarafından, hangisinin yapay zekâ tarafından üretildiğinin şeffaf biçimde belirtilmesi gerektiği yönündeki talepler giderek güçleniyor.

Okurlar için de tablo karmaşık. Yapay zekâ, kişiselleştirilmiş kitap önerileri ve daha kolay erişilebilir içerikler sayesinde okuma deneyimini zenginleştirebilir. Ancak birçok okur, bir kitabın arkasında gerçek bir insan hikâyesinin, yaşam deneyiminin ve özgün bir yaratıcı sürecin bulunmasını önemsiyor. Bu nedenle yapay zekâ tarafından oluşturulan eserlerin yaygınlaşması, edebiyatın duygusal ve insani yönünün zayıflayabileceği yönünde tartışmalara yol açıyor.

Frankfurt Kitap Fuarı'ndaki tartışmaların ortak noktası, yapay zekânın tamamen reddedilmesi değil; etik sınırlarının belirlenmesi gerekliliğiydi. Katılımcılar, teknolojinin yayıncılık sektörüne katkı sağlayabileceğini kabul ederken, insan yaratıcılığının, telif haklarının ve kültürel çeşitliliğin korunmasının vazgeçilmez olduğunu vurguladılar.

Sonuç olarak, yapay zekâ yayıncılık dünyasında yeni bir dönemin kapılarını açıyor. Ancak bu dönüşümün nasıl şekilleneceği, yalnızca teknolojik gelişmelere değil; yazarların haklarını koruyan, yayıncıların sorumluluklarını netleştiren ve okurun güvenini gözeten ortak kuralların oluşturulmasına bağlı olacak. Frankfurt Kitap Fuarı da bu büyük dönüşümün merkezinde yer alarak edebiyatın geleceğine dair önemli soruların tartışıldığı küresel bir kürsü olmayı sürdürüyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası