• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam122
Toplam Ziyaret876622
Resim Tanıtım Köşesi

Görseldeki figürlerin konumlanışı, dönemin ev içi rollerini ve teknolojik cihazlarla kurulan ilişkileri temsil eden bir mikro-toplumsal düzen sunuyor. Erkek figürün cihazın düğmelerini ayarlamakla meşgul oluşu, teknik müdahale rolünün aile içinde nasıl cinsiyetlendirilmiş bir pratik olarak konumlandığını ima ediyor. Çocuğun kolundaki saate işaret ederek sabırsızlık göstermesi, teknolojik beklentilerin kuşaklar arası farklılaşmasını yansıtıyor. Televizyonun üzerine eğilmiş genç kızın sıkılmış ifadesi, arızanın aile içi zaman akışını kesintiye uğratan bir “bekleme anı” yarattığını gösteriyor.

Arka planda çay servisi hazırlayan kadın figürü ise, ev içi bakım emeğinin sürekliliğini temsil ediyor; teknik aksaklık karşısında bile gündelik ritüellerin devam ettiğini vurguluyor. Televizyonun etrafında toplanmış bu küçük topluluk, erken medya teknolojilerinin yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda aile içi etkileşimi biçimlendiren bir sosyalleşme odağı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda sahne, “televizyon tamiri”nin yalnızca teknik bir müdahale değil, aynı zamanda aile üyelerinin rollerini, beklentilerini ve ortak deneyimlerini yeniden üreten kültürel bir pratik olduğunu gösteren tipik bir Kurt Ard anlatısı niteliği taşıyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Şiirlerle Şenlendik - 32. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 32. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 32. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

9 Ekim 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 32 -Onlar

Savaşların nedeni, bitiminde  barış yapmak olamaz; fakat tüm savaşlar barış yapılarak sonuçlanır. Nedeni ne olursa olsun, tüm savaşlar geride kan ve gözyaşı bırakır, bırakmıştır.

Ulusal Kurtuluş Savaşı, Birinci Dünya Savaşından sonra yapılan Sevr Anlaşmasının gereği olarak, Anadolu'yu istila eden emperyal güçlere karşı verilmiş olan bir mücadeledir. Bu yönüyle antiemperyalist bir savaştır.

Emperyalist güçlere karşı savaşanlar, Spartaküsler, şövalyeler değil; Anadolu insanıdır: Yurdum insanı. Nâzım bu insanları olduğu gibi, olması gerektiği gibi yazarak yansıtmıştır ünlü şiirinde.

KUVÂYİ MİLLYE-BAŞLANGIÇ

ONLAR

Onlar ki toprakta karınca,
                                suda balık,
                                       havada kuş kadar
                                                   çokturlar;
korkak,
            cesur,
                     câhil,
                             hakîm
                                      ve çocukturlar
ve kahreden
                 yaratan ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

Onlar ki uyup hainin iğvâsına
                                   sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
                                      kaçarlar evlerine
ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

Demir,
         kömür
                   ve şeker
ve kırmızı bakır
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve hayat
ve bilcümle sanayi kollarının
ve gökyüzü
                 ve sahra
                             ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının,
sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
               bir şafak vakti değişmiş olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından
                onlar ağır ellerini toprağa basıp
                                        doğruldukları zaman.

En bilgin aynalara
         en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için :
    zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
                                                                  denildi.


19 Mayıs

Portre
MKY

19 Mayıs’ın Anlamı, Önemi ve Bugünün Toplumsal Duyarsızlığı


19 Mayıs, bir halkın kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tarihsel simgesidir. Ancak bu günün taşıdığı anlam, yalnızca geçmişteki bir diriliş anısına değil, bugünün toplumsal ruh hâline de ayna tutar. Çünkü bir ulusun geleceğe bakışı, gençliğine verdiği değerle ölçülür; gençliğin geleceğe bakışı ise içinde yaşadığı toplumun duyarlılık kapasitesiyle.

Bugün Türkiye’de 19 Mayıs’ın ruhunu zayıflatan en önemli sorunlardan biri, giderek yaygınlaşan toplumsal duyarsızlıktır. Bu duyarsızlık, kendiliğinden ortaya çıkmış bir hâl değildir; uzun yıllar boyunca çeşitli kültürel, siyasal ve sosyal mekanizmalarla üretilmiş, beslenmiş ve normalleştirilmiştir.

🔘 Duyarsızlığın Kaynağı: Toplumsal Baskı ve “Ne Gerek Var” Kültürü

Günümüz gençliği, çoğu zaman “ne gerek var”, “boş ver”, “karışma”, “başını belaya sokma” gibi söylemlerle çevrelenmiş bir kültürel atmosferde büyüyor. Bu atmosfer, bireyin toplumsal meseleler karşısında sorumluluk hissetmesini değil, geri çekilmesini teşvik ediyor. Böylece gençler, potansiyellerini toplumsal dönüşüm için kullanmak yerine, kendilerini korumaya odaklanan bir sessizliğe itiliyor.

Bu sessizlik, yalnızca bireysel bir tercih değil; çevre baskısının ve toplumsal normların ürettiği bir davranış biçimi. Gençlerin sorgulama, eleştirme ve yenilik arama kapasitesi, çoğu zaman “uyumsuzluk” ya da “tehlike” olarak etiketleniyor. Oysa 19 Mayıs’ın ruhu tam da bu sorgulama cesaretinde saklıdır.

🔘 Kültürel İklim ve Değerler Üzerindeki Baskı

Toplumun bazı kesimlerinde uzun yıllardır güçlenen muhafazakâr ve din merkezli söylemler, kamusal alanın nasıl algılandığını da dönüştürdü. Bu dönüşüm, kimi zaman gençliğin dinamizmini, yaratıcılığını ve özgür düşünme kapasitesini gölgeleyen bir davranış kalıbı üretti:
Toplumsal meselelerden uzak durmak, eleştirel düşünceyi geri plana itmek ve bireysel sorumluluğu yalnızca kişisel ahlak çerçevesine indirgemek.

Bu durum, 19 Mayıs’ın temsil ettiği kamusal sorumluluk, toplumsal dayanışma ve özgür yurttaşlık bilincinin zayıflamasına yol açıyor. Gençlik, kendisine emanet edilen geleceği şekillendirmek yerine, çoğu zaman toplumun dayattığı dar bir çerçevede hareket etmeye zorlanıyor.

🔘 19 Mayıs’ın Bugüne Söylediği

Tüm bu süreçler, 19 Mayıs’ın anlamını daha da kritik hâle getiriyor. Çünkü 19 Mayıs yalnızca bir tarih değil; toplumsal duyarlılığın yeniden inşası için bir çağrıdır.
Bugünün gençliğinin ihtiyacı, geçmişi tekrarlamak değil; geçmişin ruhunu bugünün koşullarında yeniden üretmektir. Bu da ancak:

➡️ sorgulayan,
➡️ katılan,
➡️ sorumluluk alan,
➡️ korkmadan düşünen,
➡️ toplumsal baskıya rağmen ses çıkarabilen

bir gençlik kültürüyle mümkündür.

19 Mayıs’ın gerçek mirası, gençlere “itaat etmeyi” değil, kendi akıllarıyla düşünmeyi, kendi vicdanlarıyla karar vermeyi ve kendi geleceklerini kurmayı öğretmesidir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası