• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam231
Toplam Ziyaret927454
Kitap Tanıtım Köşesi

Shida Bazyar, 2026 Frankfurt Kitap Fuarı’nda ARD, ZDF ve 3 SAT’ın Edebiyat Sahnesi’nde ‘Die Lücken’ adlı romanından okuma yaparken.

Die Lücken
Shida Bazyar

İran kökenli Alman yazar Shida Bazyar, çağdaş Alman edebiyatının öne çıkan isimlerinden biridir. Daha önce sürgün ve göç üzerine yazdığı kitaplarla dikkat çeken yazar, Die Lücken adlı romanında bu temaları Alman tarihinin daha geniş bir bağlamı içerisinde ele almaktadır.¹

2026 yılında yayımlanan Die Lücken, aynı yıl Almanca edebiyatın en saygın ödüllerinden biri olan Deutscher Buchpreis'a layık görülmüştür. Jüri, romanın "bireysel yaşam öyküleri aracılığıyla yaklaşık yüz yıllık çelişkili Alman yaşamını yansıttığını" ve "kayıtsızlığa karşı yazılmış bir roman" olduğunu vurgulamıştır.²

Romanın merkezinde, Hunsrück bölgesindeki kurgusal Heimesbach köyü yer alır. Yayınevinin tanıtımında belirtildiği üzere bu köy, doksan yılı aşkın Alman tarihinin izlerini bünyesinde taşıyan sembolik bir mekân olarak kurgulanmıştır. Eser; Nazi döneminde zulme uğrayan Yahudi ailelerden, savaş sonrasında geçmişle yüzleşmek istemeyen kuşaklara ve daha sonraki yıllarda Almanya'ya sığınan İranlı göçmen ailelere kadar uzanan çok katmanlı bir anlatı kurmaktadır.³

Romanın temel sorularından biri "Heimat" kavramıdır. Jüri değerlendirmesinde de ifade edildiği gibi eser, bir insanın ya da bir topluluğun kendisini bir yere gerçekten ait hissedip hissedemeyeceğini sorgular. Aynı köyde bir zamanlar Yahudilerin yok oluşuna sessiz kalan komşular ile yıllar sonra göçmenlerin kabul edilip edilmeyeceğine karar veren komşular arasında tarihsel bir bağlantı kurulmaktadır.⁴

Eleştirmenlerin dikkat çektiği en önemli özelliklerden biri, romanın Alman tarihindeki boşlukları, suskunlukları ve bastırılmış hatıraları görünür kılmasıdır. SWR Kultur, "sessizlik ve unutmanın bir yerin tarihinde boşluklar bıraktığını, Bazyar'ın ise bu boşlukları hikâyelerle doldurduğunu" belirtmektedir. Bu yönüyle roman yalnızca geçmişi anlatan tarihsel bir anlatı değil; aynı zamanda hatırlamanın, unutmanın ve sorumluluk üstlenmenin ne anlama geldiğini sorgulayan edebi bir çalışma olarak değerlendirilmektedir.⁵

Eserde Nazi dönemi, savaş sonrası suskunluk, yerel hafıza, göç ve aidiyet temaları birbirinden bağımsız hikâyeler olarak değil, aynı tarihin parçaları olarak işlenir. Bu nedenle roman, Alman eleştirisinde sıklıkla bir "Anti-Heimatroman" olarak tanımlanmaktadır. Geçmişin üzerinin örtülüşünü, toplumsal hafızadaki kırılmaları ve yeni gelenlerin bu tarih içerisinde kendilerine yer arayışını birlikte ele alır.⁶

Jürinin ifadesiyle Die Lücken, farklı zaman katmanları arasında dolaşan anlatı yapısı, kurmaca ile tarihsel gerçekliği bir araya getiren kurgusu ve güçlü karakterleri sayesinde okuyucuda uzun süre etkisini sürdüren bir metne dönüşmektedir. Bu nedenle eser yalnızca göç ya da Nazi geçmişi hakkında yazılmış bir roman değil; Almanya'nın kolektif hafızası, tarihsel sorumluluğu ve aidiyet anlayışı üzerine kapsamlı bir edebi sorgulama olarak değerlendirilmektedir.

Dipnotlar

¹ Bazyar, Shida: Die Lücken. Köln: Kiepenheuer & Witsch, 2026; außerdem Die Lücken - Shida Bazyar, Kiepenheuer & Witsch Verlag. 

² „Die Lücken“ ist der Roman des Jahres 2026. In: Deutscher Buchpreis, 05.10.2026; ferner Shida Bazyar erhält den Deutschen Buchpreis 2026 für „Die Lücken“. In: BuchMarkt, 05.10.2026. 

³ Die Lücken, Kiepenheuer & Witsch Verlag. Der Verlag beschreibt den Roman als „literarische Archäologie der Heimat“, die jüdische Familien, NS-Profiteure und iranische Flüchtlingsfamilien in einer gemeinsamen Geschichte zusammenführt. 

⁴ „Die Lücken“ ist der Roman des Jahres 2026. In: Deutscher Buchpreis. Die Jury hebt insbesondere die Verbindung zwischen jüdischer Verfolgung und gegenwärtigen Fragen von Migration und Zugehörigkeit hervor. 

⁵ Die Vergangenheit mitdenken: Shida Bazyar und ihr Roman „Die Lücken“. In: SWR Kultur, 2026. Dort wird betont, dass Schweigen und Vergessen historische Lücken hinterlassen, die der Roman erzählerisch sichtbar macht. 

⁶ Die Lücken. In: Wikipedia; außerdem Deutscher Buchpreis 2026 für Shida Bazyar: Ein Roman gegen die Gleichgültigkeit. In: SWR Kultur. Der Roman wird dort als Anti-Heimatroman und als literarische Auseinandersetzung mit Erinnerung, Verdrängung und Verantwortung beschrieben.

Kitap l Drakula l Bram Stoker

Drakula
Bram Stoker

Kuşku yok ki Bram Stoker'in Drakula'sı, edebiyatın en kalıcı eserlerinden biri; sadece Kont (Drakula)’u dünyaya tanıttığı için değil, aynı zamanda dehşeti, arzuyu, bilinmeyene duyulan korkuyu ve Viktorya dönemi kaygılarını rahatsız edici derecede yakın hissettiren bir hikâyeye ördüğü için. Drakula, daha ilk sayfalarından itibaren ürpertici bir dehşet yaratıyor.


Jonathan Harker’ın Transilvanya’daki Karpat Dağları’na yolculuğu, ilk bakışta sıradan görünse de, huzursuz köylülerden “Drakula” adını duyunca ürküp geri çekilen atlara kadar her ayrıntı, okuru mantığın giderek silikleştiği bir dünyaya hazırlar. Drakula Şatosu’nun kapıları kapandığında ise, okuyucu da Harker’ın hissettiği o soğuk ve tedirgin edici duyguyu paylaşır.

Şato, sessiz ve ürpertici mimarisiyle bir karaktere dönüşür; karmaşık yapısı, Viktorya döneminin geleneksel ev düzeninden arındırılmıştır. Hizmetçilerin yokluğu, ulaşılamayan odalar ve hiçbir şey yiyip içmeyen ev sahibi, Harker’ın zihnini yoğun bir sis gibi sarar ve gerçekliğe olan inancını aşındırır. Üç vampir kadının gelişi ise baştan çıkarma ile dehşeti çarpık bir biçimde harmanlar. Roman burada en cesur temalarından birini ortaya koyar: arzunun yıkıcı ve yakıcı gücü. Stoker, Viktorya dönemi cinsellik korkularını işleyerek vampir kadınları hayatı zindana çeviren gerçek canavarlara dönüştürür.

Anlatı İngiltere’ye kaydıkça dehşet daha sinsi bir hâl alır. Günlükler, mektuplar ve telgraflar aracılığıyla kötülüğün sessizce, neredeyse kibarca yayıldığı bir dünya kurulur; sonunda ise tüm gücüyle patlak verir. Lucy Westenra’nın dönüşümü, romanın duygusal merkezlerinden biridir. Tatlılığı ile yırtıcı açlığı arasındaki tezat, batıl inançlara kulak tıkamanın bedelini gözler önüne serer.
Van Helsing, batıl inanç ile bilimin arasında bir köprü olarak hikâyeye girer. Zihni her iki dünyaya da demir atar ve Stoker onun aracılığıyla kötülüğün yalnızca akılla alt edilemeyeceğini savunur. Ona göre kötülüğü yenmek için bilgi, cesaret, içgüdü ve inanç bir arada olmalıdır.

Mina Harker ise grubun gerçek duygusal çekirdeği olarak öne çıkar: sakin, zeki ve cesur. Drakula ile kurduğu bağ, hikâyeyi doruk noktasına taşıyan bir gerilim yaratır. Mina’nın mücadelesi hem fiziksel hem de semboliktir; yozlaşmaya, ahlaksızlığa, karanlığa ve irade kaybına karşı direnen kadınlık idealini temsil eder.

Drakula’nın kendisi nadiren görünür, fakat her şeyi etkileyen bir gölge olarak varlığını hissettirir. Gücü, Stoker’ın onu hikâyenin kenarlarında, sürekli hissedilen ama neredeyse hiç görülmeyen bir figür olarak konumlandırmasında yatar. Yabancı istilası, kan yoluyla bulaşan hastalık, ahlaki çöküş ve geçmişin bugüne sızması gibi korkuları bünyesinde toplar. Aynı zamanda tuhaf bir karizmaya sahiptir; yüzyılların açlığı ve acısıyla şekillenmiş bir figürdür. Stoker ona insan doğasının niteliklerini verir, fakat yarattığı dehşeti hafifletecek kadar değil.

Roman sona yaklaşırken Drakula’nın peşinde koşmak, sınırlar ötesi bir yolculuğa dönüşür: çaresizlik ve kararlılıkla ilerleyen bir kovalamaca. Manzara, Londra’nın düzenli sokaklarından romanın başladığı vahşi dağlara kayar; döngü yeniden canlanır ve kötülüğün kadim, kalıcı, asla tam anlamıyla yenilmez olduğunu hatırlatır. Hızlı ve güçlü son yüzleşme, romanı tanımlayan korku, fedakârlık ve birlik çemberini kapatır.

Drakula’yı değerlendirirken, Viktorya dönemi dünyasının en derin kaygılarını yansıtan ve aynı zamanda zamansız sorular soran bir eserle karşılaşırız: Bilinmeyenle nasıl yüzleşilir? Arzu aklı alt ettiğinde ne olur? Medeniyet kadim karanlıkla karşılaştığında ne kadar kırılgandır? Stoker, mektup tarzındaki üslubuyla okuyucuyu bir krizi çözmeye çalışan araştırmacı gibi hissettirir. Karakterleri aracılığıyla cesaret ve şefkatin bedelini sorgular; Drakula aracılığıyla ise yalnızca bir canavar değil, aynı zamanda korku, ayartma, ölümsüzlük ve insanlığı yüzyıllardır takip eden gölgelerin sembolü olan bir mit yaratır.

Romanın kalıcı gücü, dehşet ile düşünce arasındaki dengeden doğar. Hikâye, son sayfa kapandıktan çok sonra bile okuyucuyu rahatsız eder ve derin düşüncelere davet eder. Stoker, Drakula ile okurlara bir vampir hikâyesinden fazlasını sunar: en korkunç canavarların yalnızca mahzenlerde gizlenenler değil, aynı zamanda gömülü korkuları, arzuları ve inkâr edilmeye çalışılan karanlığı yansıtanlar olduğunu hatırlatan bir ayna işlevi gören anlatı kurar; böylece okur, korkunun kaynağını dışarıda değil, kendi iç dünyasının kıvrımlarında aramaya zorlanır.


Drakula l Bram Stoker l PDF Sürümü

***Transilvanya, Romanya'nın batı ve orta kısımlarında, Karpat Dağları ile çevrili bir bölge.

Bu tanıtım metni, İngilizce bir metinden Türkçeye uyarlanmıştır.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Kalem ile Algoritma Arasında



78. Frankfurt Kitap Fuarı'ndan Yükselen Sorular

Dünyanın en önemli yayıncılık etkinliklerinden biri olan Frankfurt Kitap Fuarı, bu yıl kitapların ve yazarların yanı sıra yapay zekâyı da gündeminin merkezine taşıdı. Teknolojinin baş döndürücü gelişimi, edebiyat ve yayıncılık dünyasında yeni fırsatlar sunarken, yaratıcılık, telif hakları ve kültürel üretimin geleceğine ilişkin önemli soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

Bu yılki Frankfurt Kitap Fuarı, yalnızca yayıncılık dünyasının en büyük buluşmalarından biri olmakla kalmadı; aynı zamanda yapay zekânın edebiyat ve yayıncılık üzerindeki etkilerinin en yoğun tartışıldığı platformlardan biri hâline geldi. Dijital dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte yapay zekâ, yazarlardan yayıncılara, okurlardan çevirmenlere kadar sektörün tüm paydaşları için hem büyük fırsatlar hem de ciddi endişeler yaratıyor.

Yazarlar açısından en büyük kaygı, yaratıcı emeğin değersizleşmesi tehlikesi. Yapay zekâ sistemleri artık roman, öykü, şiir ve makale üretebiliyor; hatta belirli yazarların üslubunu taklit edebiliyor. Bu durum, özellikle eserleri izin alınmadan yapay zekâ modellerinin eğitiminde kullanılan yazarlar arasında haklı tepkilere yol açıyor. Birçok yazar, telif haklarının korunmasını ve eserlerinin dijital platformlarda izinsiz kullanılmasının önlenmesini talep ediyor. Çünkü yaratıcı üretimin yalnızca teknik bir süreç değil, insan deneyimi, duygu ve düşünce birikiminin sonucu olduğu vurgulanıyor.

Yayıncılar ise iki farklı duygu arasında sıkışmış durumda. Bir yandan yapay zekâ; editoryal süreçlerin hızlandırılması, çevirilerin kolaylaştırılması, pazarlama analizlerinin geliştirilmesi ve okur eğilimlerinin daha doğru tahmin edilmesi gibi önemli avantajlar sunuyor. Diğer yandan, yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin piyasayı düşük kaliteli metinlerle doldurabileceği ve güvenilirlik sorunları yaratabileceği endişesi bulunuyor. Ayrıca, hangi içeriğin insan tarafından, hangisinin yapay zekâ tarafından üretildiğinin şeffaf biçimde belirtilmesi gerektiği yönündeki talepler giderek güçleniyor.

Okurlar için de tablo karmaşık. Yapay zekâ, kişiselleştirilmiş kitap önerileri ve daha kolay erişilebilir içerikler sayesinde okuma deneyimini zenginleştirebilir. Ancak birçok okur, bir kitabın arkasında gerçek bir insan hikâyesinin, yaşam deneyiminin ve özgün bir yaratıcı sürecin bulunmasını önemsiyor. Bu nedenle yapay zekâ tarafından oluşturulan eserlerin yaygınlaşması, edebiyatın duygusal ve insani yönünün zayıflayabileceği yönünde tartışmalara yol açıyor.

Frankfurt Kitap Fuarı'ndaki tartışmaların ortak noktası, yapay zekânın tamamen reddedilmesi değil; etik sınırlarının belirlenmesi gerekliliğiydi. Katılımcılar, teknolojinin yayıncılık sektörüne katkı sağlayabileceğini kabul ederken, insan yaratıcılığının, telif haklarının ve kültürel çeşitliliğin korunmasının vazgeçilmez olduğunu vurguladılar.

Sonuç olarak, yapay zekâ yayıncılık dünyasında yeni bir dönemin kapılarını açıyor. Ancak bu dönüşümün nasıl şekilleneceği, yalnızca teknolojik gelişmelere değil; yazarların haklarını koruyan, yayıncıların sorumluluklarını netleştiren ve okurun güvenini gözeten ortak kuralların oluşturulmasına bağlı olacak. Frankfurt Kitap Fuarı da bu büyük dönüşümün merkezinde yer alarak edebiyatın geleceğine dair önemli soruların tartışıldığı küresel bir kürsü olmayı sürdürüyor.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası