Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam110
Toplam Ziyaret520437
Köşektaş ve Çevresi

Yeryüzü hiçbir yerde Köşektaş’taki kadar uçsuz bucaksız değildir! Oradaki düzlükler, pınarlar, çayırlar, bayırlar, koruluklar aklımda kaldığı gibi mi hâlâ, görmek istiyorum. Kırların havasını solumak, koca yolda yürümek, dere boylarında gezmek, kavakların, söğütlerin gölgeliklerinde oturmak istiyorum.
Musa Kâzım Yalım

Özcan Antike'nin çekmiş olduğu Köşektaş ve çevresini yansıtan fotografları "Fotograflar" adlı bölümümüzde seyredebilirsiniz. Bilginize sunuyor, Özcan Antike'ye çok teşekkür ediyoruz! 


  Resim: Adnan Yalım

Köyüm, güzel köyüm. Bağrında her bir rengi barındıran; ışıldayan, parlayan inci parçası. Her şeyiyle zengin ve bereketli; maneviyat deryası. Ey Anadolu'nun göbeğindeki eşsiz cevher, ey çocukluğumun
eskimeyen, tavsamayan esrar perdesi; seni ve anılarını unutmak mümkün mü?
 
Özcan Antike'nin kendi çektiği fotograflarla hazırlamış olduğu "Köşektaş Dört Mevsim" adlı videoyu izlemek için yukarıdaki bağlantı adresine bir kez tıklamanız yeterli olacak. Köşektaş'ta yaşanan dört mevsimi de yansıtan bu videoyu keyifle izleyeceğinizi umuyor, Özcan Antike'ye göstermiş olduğu vefakârlıktan ve sarfetmiş olduğu emekten dolayı çok teşekkür ediyoruz!
 
kosektas.net

Anasayfa



Dargın ayrılmayalım diye koştum sana dün, Gözlerim vagonları, dolaştı üzgün üzgün
Beste ve Güfte: Yusuf Nalkesen, Seslendiren: Musa Kâzım Yalım*
*Kâzım Hoca - Hasanoğlan Köy Enstitüsü Mezunu; Emekli Öğretmen.

NEW YORK, ORHAN VELİ, LASSE SÖDERBERG

OMAR EMMİ, FERİCE BACI VE ÇUKUR

2 Kasım 2018, Cuma

New York; Orhan Veli, Lasse Söderberg; Omar Emmi, Ferice Bacı ve Çukur

Sekiz milyonun üzerindeki nüfusunu 800 km kare alanda barındıran New York, kelimenin tam anlamıyla bir göçmen kenti. Burada yaşayan her üç kişiden biri ABD dışında bir ülkede doğmuş. Aksanlı İngilizce konuşmayanlar garipseniyor adeta. Kentte, İngilizce’nin yanı sıra, İspanyolca, China Town (Çin Mahallesi)`da Çince, Little Italy (Küçük İtalya)`da da İtalyanca konuşuluyor.

Kent beş bölgeye ayrılmış; Manhattan, Brooklyn, Queens, Bronx, Staten Island. Özgürlük Abidesi´ne, Empire State Binası´na, Central Park`a ve de Times Square´a hayran kalmamak elde değil. Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi ile Modern Tarih Müzesi gezilip görülmeye değer diğer mekanlar. Gökdelenleri, caddeleri, lokantaları, alışveriş merkezleri ve insanlarıyla, New York’un neresini gezerseniz gezin kendinizi bambaşka bir atmosferde buluyorsunuz.

Kimileri New York’u her ne kadar uyuşturucu ve mafya batağı, işsizler ve evsizler yatağı olarak lanse etseler de, bunlar New York’un onlarca çehresinden sadece birkaçı. Zülal Kalkandelen, „New York’u Yaşamak“ (Remzi Yayınları I/2003, ISBN: 9751409063, 182 sayfa) adlı kitabında, New York´un büyüleyici görüntüsünü ve bu görüntünün ardında yatan gerçekleri, ilginçlikleri, iyi ve kötü yönleriyle anlatıyor. Gezi rehberi niteliğindeki bu kitap, New York`u ilk kez ziyaret edecekler ya da ziyaret etmeden de olsa kenti tanımak isteyenlere kent hakkında yeterince bilgi veriyor.

Ülkemizde tamirat amacıyla açılmış ve hiçbir önlem alınmadan bırakılmış çukurlara düşüp hayatını kaybedenlerin sayısı kaçtır, kaçının ardından kim ne yazdı, ne dedi, bilemeyiz, ancak Omar Emmi`nin ardından eşi Ferice Bacı`nın yaktığı, Hüseyin Seyfi öğretmenin de kaleme aldığı bir ağıt var ki, okurken içi kopuyor insanın.

Musikişinas Veli Bey`in oğlu Orhan Veli (1914 – 1950) de, bir haftalığına gittiği Ankara`da, bir gece, tamirat için kazılmış bir çukura düşerek yaralanmış, İstanbul`a döndükten birkaç gün sonra birdenbire fenalaşmış ve kaldırıldığı hastanede beyin kanamasından ölmüş. Türk Şiiri`ne yepyeni bir hava getirmiş olan seçkin bir şairin genç yaşta ölümü tüm dostlarını derin bir üzüntüye boğmuş, Rumelihisarı Mezarlığı`nda onu toprağa verirken ne söyleyeceğini bilmeyen sanatçı dostları, üzüntü ve sevgilerini çeşitli şekilde dile getirmişler. İşte onlardan bir örnek; İsveçli şair Lasse Söderberg`in „Orhan Veli`yi Düşünüyorum“ başlıklı şiirinden, bazı mısralar:

Her gece bir gündüzün içine akar.
Her mahzun pencere bir çığlık fırlatır.
An olur upuzak ülkeler özlenir,
kapanırken karanlığın göğsüne;
an olur zamanın anaforu şehvetle içilir.
Ama bugün seni düşünüyorum, ey hayatın katlettiği şair!
Ey neşesi kuzey manzaralarım arasında esen Orhan Veli!

Çeviri: Lütfi Özkök

Orhan Veli’yi de, Ferice Yılmaz’ı da, eşi Ömer Yılmaz’ı da saygıyla anıyoruz! kosektas.net

Bilgi: 28 Mart 2006 tarihinde New York'ta gerçekleştirdiğimiz bir güncellemenin sunu yazısıdır.

 



HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir!
kosektas.net
Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
  
 

Ağ: www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 2 Kasım 2018

Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle. Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum.
27.01.2016
20. yüzyılın başta gelen bilim felsefecisi Karl Popper 1973 yılında Cambridge Üniversitesi'nde verdiği bir konferansta "anlamlılığın anlamı nedir?" (what is the meaning of "meaning"?) sorusunu irdelemekteydi. Popper, insanı insan yapan, adına “dil” dediğimiz çok yönlü ve karmaşık mekanizmanın niteliğini ve günlük yaşamdaki işlevliliğini, kendi bünyesindeki dilbilgisi, sesbilgisi, sözdizimi, anlamlılık (semantik) yapılarıyla, somut ve şeffaf matematik - fizik işlemleri gibi, bir yandan saat gibi tık tık çalışan düzenli bir sisteme, öte yandan, algılanması güç soyut ve bulanık kara bulutlara benzetiyordu. Başlığı “Dil, bir saat ve karabulutdur” şeklinde olan konferansını, “Tüm fizik ve matematikçiler dilbilimci olma özlemindedir. Her dilbilimci de fizikçi veya matematikçi olma özlemindedir” (!) sözüyle konuşmasını bitiriyordu.
23.02.2013
Geçen hafta, 31 Mart 2012 Cumartesi günü, Brüksel’de, Köşektaşlı Muhterem Fidan ile Bayram Fidan’ın kızı Nurdan’ın düğünündeydik. Avrupa‘nın dört bir yanından kalkıp düğüne gelmiş Köşektaşlılarla sohbet ederken, Yusuf Şeref, salonun giriş kapısını işaret ederek, „Bakın, bakın kim geliyor? dedi. Hepimiz birden başımızı o yöne çevirdik, ancak şaşırmadık. Şaşırmadık, çünkü gelen Oğuz Akdemir’di ve orada bulunan herkes biliyordu ki, her kim, her ne zaman, Avrupa'nın her neresinde olursa olsun, Oğuz Akdemir‘le karşılaşabilirdi.
06.04.2012
Türkçenin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesine çok büyük emeği geçen dilbilimci yazar Emin Özdemir'in "Anlatım Sanatı" kitabı Bilgi Yayınları'ndan Mart 2012'de çıktı. Anlatımda yaratıcı olamayan diyalogda başarılı olamayacağı gerçeği bilindiğinden kitabın herkes için yazıldığı daha başlığından anlaşılıyor. Kitap, Türkçeyi doğru, güzel ve etkili bir biçimde konuşmak, yazmak isteyen herkes ve öncelikle Türkçeyi kullanma yetilerini geliştirmek isteyen yerli yabancı tüm öğrenciler ve öğretmenler için önemli bir başvuru kaynağı olma amacını taşıyor.
21.03.2012
Günlerden 14 Mayıs 2011 Cumartesi. Pırıl pırıl ve masmavi bir gökyüzü. Her şeyiyle çok iyi tertip edilmiş bir tur. Manzara kelimelerle tarif edilemeyecek bir muhteşemlikte. İnsan etraftaki güzelliği seyredeyim derken, yüyüyüş istikamatini gösteren işaretleri takip edemiyor. Yürüme müptelası birisi için kolay ele geçmez bir fırsat. Parkur 42 km uzunluğunda ve oldukça sert. İdmanllı olmayan birisinin bu parkuru yürümesi imkansız. Aslında genç ve kondisyonlu insanların yürüyebileceği bir parkur ama yetmişini aşmış insan sayısı da oldukça fazla.
14.03.2012


İskenderiyeli Hypatia

 Aydınlıkla Karanlık Arasında

Agora, bilim ve felsefenin dünyayı ne denli ileriye taşıdığını, dinin ve dinsel çatışmaların dünyayı ne denli geriye, karanlığa götürdüğünü kanıtlıyor.

M.S. 4. yüzyılda ölüm, korku, yıkım, din çatışmalarının dorukta olduğu bir zamanda bilim ve felsefeyle uğraşan fizikçi Hypatia’nın savaşımı etkileyici bir anlatımla karşımızda. 

Alejandro Amenábar’la Mateo Gil’in özgün senaryosundan yola çıkılan tarihi dram, M.S. 391’de Roma İmparatorluğu çökerken Mısır eyaletindeki İskenderiye Feneri ve dünyanın en büyük kitaplığı İskenderiye Kitaplığı parlak dönemini sürdürüyor, kitaplık hem kültürü hem de dini simgeliyordu.

Roma İmparatorluğu’nun bir parçası olan İskenderiye’de İskenderiye Müzesi’nin yöneticisi Theon’un kızı filozof, astronom, fizikçi Hypatia öğrencilerine Platon’un öğretilerini aktarır. İmparatorluk ikiye bölününce Parabolani keşişleri Hristiyanların ahlak polisi  olurlar. Dinsel ve sosyal kargaşa gittikçe yoğunlaşmaya başlar, Hypatia Antik Dünya’nın  bilgeliğini korumak amacıyla büyük savaşım verir.

Hristiyanlar, Yahudi mahallesini basarlar, Yahudiler İskenderiye’den sürülürler. Felsefeye ve bilime inandığını açıklayan Hypatia dinsizlik, büyücülük ve cadılıkla suçlanır. Sürgünlerin, din çatışmalarının, önyargının sürdüğü bir dönemde, felsefeye ve bilime inanan yürekli bir bilim kadınının çarpıcı öyküsü, günümüz gerçekleriyle de bire bir örtüşüyor.

İskenderiye kentini yeniden yaratırken, yönetmen Amenabar, On Emir (1956),  Ben-Hur (1959), Firavun (1966) filmlerinden yararlanmış. Yedi Goya ödüllü, 2009 Cannes  Film Festivali’nin açılış filmi bilim ve felsefenin dünyayı ne denli ileriye taşıdığını, dinin ve dinsel çatışmaların dünyayı ne denli geriye, karanlığa götürdüğünü kanıtlıyor.

Agora

Yönetmen: Alejandro Amenábar

Oyuncular: Rachel Weisz, Max Minghella, Oscar Isaac, Michael Lonsdale, Rupert Evans, Ashraf Barhom, Sami Samir/ 121 dakika, As Sanat.

Format: Dvd, Vcd.