• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam94
Toplam Ziyaret451779
Üç Dil Bileceksin

"En azından üç dil bileceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler küfürler masallar da caba,
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime aslan ağzında
Her kelimeyi bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Canım ağzıma geldi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesini be
Gümbür gümbür gümbürdemesini bileceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil"

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Anasayfa

6www.kosektas.net  


Herkes insandır; rengi, ırkı, dili, dini önemli değildir!
Ayrımcılık, dünya çapında ve yaşamın her alanında, hâlâ yaygın bir şekilde uygulanmaktadır ve kolay kolay son bulmayacaktır.
Angélica Dass

TANRISIZ GENÇLİK NEDEN OKUNMALI?

Tanrısız Gençlik, sadece Nazi döneminde değil, eğer aklımız ve vicdanımız ipotek altına verilirse her dönemde başımıza bela olacak evrensel bir sorunu kendisine has bir estetikle ortaya koyuyor. Özellikle aklın, iradenin, vicdanın başkalarının ipoteği ve emri altına vermenin ne büyük bir yıkıma yol açtığını tüm çıplaklığıyla gördüğümüz bugünlerde, tek başına yeterli bir sebep!

ÖDÖN VON HORVÁTH

28 Ağustos 2016, Pazar

Mezbahalar var oldukça savaşlar sürecektir! Lev Nikolayeviç Tolstoy

Her iktidar, kendi insanlarını yaratmayı arzu eder. Elbette tek bir nedenle: Kendini bakî kılmak. Biraz serpilen her muktedirin ilk ve en önemli gündemi haline gelir nüfus mühendisliği. İktidar alanını hem genişletmek hem de derinleştirmek üzere akla zarar icatlar çıkartır ve her mühendislik projesi yıkıcıdır, her yıkım da öfke biriktirir. Öfke bağımlılık yaratan bir duygudur ve ancak öfkenin kaynağından uzaklaştığında kendini iyileştirmeye başlar insan. Peki, bir toplum, müşterek tek duygusu haline gelecek kadar yoğun bir öfkeden ve onun kaynağından nasıl uzaklaşır?

Ödön von Horváth’ın, 1936'da Amsterdam’da yayımlanan romanı Tanrısız Gençlik (Jugend ohne Gott) öfke siyasetini ve yarattığı sonuçları Nazi Almanyası’nda bir lisede coğrafya ve tarih öğretmenliği yapan bir öğretmenin bakış açısıyla aktarıyor. Tanrısız Gençlik’in meselesi ülkenin insanlara işlediği siyasetin çocuk acımasızlığıyla birleştiğinde ortaya koyduğu manzarayı tasvir etmek. Faşizm, radyo kanalları ve gazeteler aracılığıyla gündelik yaşamın dilinin en kuytularına ve iktidar tarafından sıkı sıkıya yapılandırılmış müfredat aracılığıyla da okullara sirayet etmiştir. Von Horváth’ın tasvirine dayanılarak söylenebilir ki, faşizm artık bir yaşam biçimi olmuştur. Faşizm bu, dilde durduğu gibi durmuyor hayatın içinde. Kitapta anlatılandan anladığım, bir kez baş gösterdiğinde kaynağı olan öfke dışında hiçbir hisse ve hale yaşam hakkı da tanımıyor. Radyo kanallarında insanlara neyi nasıl yorumlamaları ve nasıl konuşmaları gerektiği dahi anlatılıyor. Küçük-büyük demeden herkesin üzerine adeta boca edilen faşizmin en büyük hedeflerinden biri ise çocukları kavramak: Onların hayatını almak değil, onların hayatı olmak…

Tanrısız Gençlik’in temel meselesini faşizm, kurgunun merkezini ise paskalya sonrası okulların düzenledikleri mecburi askeri eğitim kamplarından birinde işlenen bir cinayet oluşturuyor. Soruşturma sürerken cinayetin kapsamı genişlemeye başlıyor ister istemez. Küçücük çocuklarını kaybeden ailelerin, kendi yerlerini koruma arzularını okumak irkiltici. Elbette hayat devam ediyor… Hem de olanca şiddetiyle…

Kitabın adı Tanrısız Gençlik ama aslında bütün kötülüklere göz yuman insanların ördüğü Tanrısız bir toplumdan bahsediyor Horváth. Kendinden ve öfkesinden başka şey görme yetisini kaybeden insanın ya da ne pahasına olursa olsun hayata devam etme ve daha çok şeye sahip olma arzusu etrafında örgütlenen bir toplumun neye benzeyebileceğini anlatıyor. Ortada işlenmiş bir cinayet var. Üstelik bu cinayet bir grup çocuk tarafından işlenmiş gibi görünüyor. Peki bu çocuklar kim? Anne-babaları nasıl insanlar? Nasıl oldu da böyle bir cinayet işleyebildiler? Cinayet, bir çocuk tarafından işlendiğinde mazur gösterilebilir mi? Hangi koşullar altında bir cinayet suç olmaktan çıkar? Vaka, Nazi Almanya’sında geçse de hayat-ölüm ve suç-masumiyet karşıtlığında kendinize, içinde yaşadığınız topluma, o toplumla neleri paylaştığınıza, gördüklerinize ve görmezden geldiklerinize, affettiklerinize ve asla kabullenemeyeceklerinize göz atmayı öneriyor Tanrısız Gençlik. Sahi sizin Tanrınız ne önerirdi size bir çocuk cinayet işlediğinde? Siz kim adına, nasıl, neye bakarak yargılardınız o çocuğu? Ya o çocuk siz olsaydınız? Ya o çocuk sizin çocuğunuz olsaydı?

İnsan bir yerden sonra sadece kendisiyle ve inandıklarıyla baş başa kalıyor. Hâlâ adalet duygunuz varsa vicdanınızdan kısık bir sesle de olsa seslenmeye devam ediyor. Siz az da olsa kendini dinleyen bir insansanız sonuçları ne olursa olsun doğruyu ve yalnızca doğruyu söylemek ve onu bulmak için çaba sarf ederken buluyorsunuz kendinizi, aforoz edilmeyi bile göze alarak. Ne de olsa bir roman okuyorsunuz sadece…

VİCDANLI OLMAK EN BÜYÜK SUÇ(!)

Tanrısız Gençlik’in anlatıcısı olan coğrafya ve tarih öğretmeni, sizinle aynı konforu paylaşmıyor. İnançları, ahlaki kabulleri ve vicdanı doğrultusunda hareket etmeye karar veriyor. Bu da elbette affedilemeyecek kadar büyük bir suç. Sizi istemeyen ve ama sizi dönüştürmesine de gönlünüzün razı olmadığı bir iktidarla baş başa kaldığınızda çareyi gitmekte bulabilirsiniz. Düşünün, bahse mevzu mesele bir çocuktan katil yaratabilen bir iktidar. Böylesi bir iktidarın, hayatı kendi akılları ve vicdanlarıyla muhakeme ederek yaşamak isteyenlerle insanlarla nasıl bir ilişkisi olabilir ki? Kendi akılları ve vicdanlarını dinleyen insanlar ne zaman ve nerede yer ve yurt sahibi olabilmiş ki? Peki, bu onların var olmak için bir yere ya da yurda ihtiyaçları olmadığını mı gösterir? Belki de yer ve yurt denilen zeminin kendisinde bir tuhaflık vardır.

Tanrısız Gençlik’i oluşturan öyküler ve öykülerin isimleri iç içe devam ediyor. Her parça bir diğeri için yer hazırlayıp anlatının zeminini genişletiyor. Dünyanın bir yerinden antik çağlara uzanan göndermelerle insanlığın tarihiyle faşizmin tarihinin birbirlerini nasıl tamamlandığını ima ediyor Horváth. Kitabın bereketli dipnotları ise bu konuya kafa yormak isteyenlere yeni kapılar açıyor. Dolayısıyla aslında yalnızca bir roman okumuyor, faşizmin arkeolojisi hakkında kafa yormaya başlıyorsunuz. Gerisi içinden geçtiğiniz zamanla yüzleşme isteğiniz olup olmadığına bağlı. Eğer böyle bir isteğiniz yoksa ya da gark olduğunuz öfkeden memnunsanız Nazi Almanyası'nda geçen bir cinayet romanı okumuş olursunuz, o kadar…

Tanrısız Gençlik/ Ödön von Horváth/ Çeviren: Oktay Değirmenci/ Jaguar Kitap/ ISBN: 9786056663710

 


HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir!
kosektas.net
Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
  
 

Ağ: www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 28 Ağustos 2016

Araştırma sonucundan önce yalanı biraz açıklamak gerekiyor; Yalan kısaca, bilgi amacıyla davranışta bulunan veya konuşan kişinin, o bilginin yanlış olduğunu bilerek vermesi , aldatma niyet.. Yalan kısaca, bilgi amacıyla davranışta bulunan veya konuşan kişinin, o bilginin yanlış olduğunu bilerek vermesi , aldatma niyetini taşıması. Yalan temelde insanların yanlış yönlenmesine yol açtığından başkalarına zarar verebiliyor. Yalan insan üzerinde gittikçe alışkanlık yapıyor ve onu toplum nazarında itibarsızlaştırıyor. Yalan, insanlar arası güveni zedeliyor.
02.10.2012
Antika merakımdan, kilim - halı koleksiyonculuğumdan olacak belki de, eski belgeler, yazılar hoşuma gidiyor. Eski dergiler, gazeteler, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yazılan basılan dergiler, kitaplar, yakın tarihimizde önemli olayları veren gazete kupürleri. Onlardan birer cümle, birer paragraf okumak beni dinlendiriyor Geçen yıl içinde, doksan yaşın üzerinde, emekli öğretmenlerimizden Abdullah Sağlık ile görüştüm, konuyu ben açmadan elinde ciltli eski bir dergi getirdi, “Yeni Adam” isimli bir dergi. İsmail Hakkı Baltacıoğlu. Kırklı yılların başlarında çıkan bir dergi. “Al bu sana hediyem olsun” dedi. Fiyatı 10 kuruş, “Aradığım şey bazen ayağıma geliyor,” diye mutlu oldum.
11.05.2012
İnsanoğlu var olduğundan bu yana güzeli, iyiyi bulmak için kendince arayışlara girmiş, önce kendini düzeltmekle başlamış işe, sonra doğadaki diğer güzelliklerle buluşarak onların içine kurulmuştur. Sanat her şeyden önce bir güzelliktir.Sanatçı ise durmadan bu güzelliğin peşinde koşan ve onu yakalayabilen kişidir. Sanat, içimizdeki iyilerin dışa vurumudur. Bazen bir coşku, bazen bir boşalma olarak karşımıza çıkar. Sanata önem veren ve bunu içinde duyan birey ve toplumlar daha barışçıldırlar. Sanatın özü duygulardır. Duyguların kaynağı sanatçının içidir.
17.04.2012


Kitap Tanıtım Köşesi


Milliyetçilik:
Türkiye'nin Çıkmazı

“Erdoğan Aydın, bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir etkinliğe çağırıyor okuru: Düşünmeye! Rehberlik ediyor üstelik.”
Füsun Akatlı

Milliyetçilikle dünyayı ve insanlığı sürekli savaş gerilimine sokmaktan başka bir şey yapılamayacağı bir yana; ülkenin sorunlarına da çözüm üretilemez. Modernçağ tarihinin de gösterdiği gibi milliyetçilik; insanlığa, ortaçağdaki dinsel ideolojilerle kıyaslanacak denli büyük felaketler getirmiştir. Bütün savaşlar, artan silahlanma, eğitim, sağlık ve kalkınma bütçelerinin kısılması, hep milliyetçilikle meşrulaştırılmıştır. Dahası; insanı ve haklarını, dinin yerini alan yeni bir kolektif kimlikle ezmenin ve burjuvazinin çıkarlarına feda etmenin aracı olmuştur.

Sorunlarımızı görüp aşmamızı sağlayacak demokratik sağduyumuzu elimizden alıp, bizi öteki inanç ve halklara düşman etmekte din nasıl olumsuz bir misyon görmüşse, milliyetçilik de modern koşullarda aynı misyonu görmektedir.

Bu bağlamda devlet kendi halkına, sürekli olarak "davulcuya kaçabilecek kız" muamelesini reva görmektedir.
Özetle bu kitapta, milliyetçiliğin -ve yanısıra dinin- halkın kontrolü, tektipleştirilmesi ve haklarının unutturulması için nasıl temel bir ideolojik araç olarak kullanıldığı gösterilmektedir.

Kitap, kâh tarihe gidip kâh günümüzde tartışılan sorunlara gelerek, milliyetçilikle şekillendirilmiş Türkiye’nin öyküsünü anlatıyor.
“Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait” olduğunu bağıran egemen söylemin ardında, gerçekte “milletin” nasıl güdülüp kontrol altında tutulduğunu gösteriyor. “Milletini ve ülkesini sevmek” sanısının aksine milliyetçiliğin, hak ve özgürlüklerimize yabancılaştırılmamızı sağlayan bir egemenlik ideolojisi olduğunu gösteriyor.

Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı

Erdoğan Aydın.

ISBN: 9789750406355