Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam86
Toplam Ziyaret528286
Resim Tanıtım Köşesi
Tuval üzerine yağlıboya,
100x180 cm, 2013


Adnan Bey'in Tabloları, Resim Sanatının Biçimsel Özellikleri

Pop biçimsellik, evrensel bağlamda, dünyada, 1960’lı yıllardan beri sorgulanmaktadır. Türk resminde ise sanatçıların, tümden olmasa da, ara devrelerinde zaman zaman uğradıkları pop yaklaşım konusu, Yalım’ın elinde, sanatının yaşamsal amacı haline gelmiştir. Sanatçı, pop biçimselliğin kendine özgü ironik, figüratif yaklaşımlarını benimserken, diğer taraftan kendine ait fantastikleşen renk vurgularını  da gözler önüne sermekten kaçınmamaktadır. İşte bu noktada sanatçının değişik ve kendine ait olan yanı da, öncelikle biçim dili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Çünkü renk tercihleri, tamamen resimlerinin kosmozunu da belirleyen bir özellik olmaktadır. Ayrıca resim yüzeylerini gerek boyayı kullanarak iki boyutlu, gerekse -ptik espriyi değerlendirerek üç boyutlaşan tuval gövdelerine ayırmaktadır. Bu ayırmalar mekânla ilgili boyutlaştırma çabaları olarak ayrıca dikkat çekmektedir.

Özkan Eroğlu

Anasayfa

www.kosektas.net


MAINZ KARNAVALI

Görkemli saray Kurfürstlisches Schloss Mainz'da, "Mainz bleibt Mainz, wie es singt und lacht" adı altında yapılan Karnaval kutlamalarından görüntüler.
Video SWR ©2015.

MAINZ KARNAVALI

Komik figürlar, kostümlü danslarla siyasal gelişmelere, gündemdeki olaylara mizahsal anlamda göndermeler yapılarak ırkçıların, politikacıların yerden yere vurulduğu, maskeli ve kostümlü insanların şarkılar eşliğinde dans ettiği, şeker ve çikolataların havada uçuştuğu, „helau“ naralarının yeri göğü inlettiği renk cümbüşü Rosenmontag kutlamalarına
500.000’in üzerinde insan katılır.

HELAU

10 Şubat 2019, Pazar

Mainz Karnavalı, Lütfullah Çetin

Mainz Karnavalı, her yıl, yılın beşinci mevsimi olarak, çok çılgınca kutlanan bir halk şenliğidir. Mainz Karnavalı aynı zamanda, „Mainz bleibt Mainz, wie es singt und lacht“ adlı televizyon programı sayesinde, Mainz sınırlarını aşmış ve adını tüm dünyaya duyurmuş bir kültür görüngüsüdür de. Son derece ziynetli ve süslü bir sarayda (Kurfürstliches Schloss Mainz) toplanılarak yapılan kutlamalar, televizyon ekranlarından tüm Almanya, Avusturya ve İsviçre’den kalabalık bir izleyici kitlesi tarafından izlenir.

Karnaval kutlamalarına her yıl 11 Kasım günü, saat 11:11:11’den itibaren, „kaçıklar anayasasının“ (Das Närrische Grundgesetz) ilanıyla başlanır. Yapılan bu anayasa ilanının hemen ardından Schillerplatz (Schiller Meydanı) adlı bir meydanda toplanan on binlerce kostümlü ve maskeli kaçık (Narren), Narrhalla-Marsches ve Ritzamban adlı müzik parçaları eşliğinde, çılgınca dans etmeye, coşkulu bir şekilde eğlenmeye başlar.

Noel’in gelişiyle ara verilen kutlamalara 1 Ocak’tan itibaren yeniden başlanır. Çok sayıda dernek ve vakıf tarafından düzenlenen eğlence ve kutlamalar, müzik bandoları ve şarkılar eşliğinde yapılan şehir turları, lokal ve büyük salonlarda yapılan balo ve eğlencelerle, Şubat ayındaki büyük kutlamalara kadar devam eder.

Akıl almaz miktarda alkolün tüketildiği Karnaval kutlamaları son bir haftasında hızını giderek artırmaya başlar. Açılışı Perşembe akşamı Schillerplatz adlı meydandaki Karnaval Çeşmesi (Mainzer Fastnachtsbrunnen) önüne kurulan büyük bir sahne önüne toplanmış on binlerce kadının şarkı ve türküler eşliğinde dans etmesiyle yapılan ve kutlanmasına disko, gazino ve lokallerde gece boyunca devam edilen Weiberfastnacht (kadınlar karnavalı) ile hız kazanan kutlamalar, büyük geçişler eşliğinde, sokak kutlamalarının yapıldığı Rosen Montag (Pembe Pazartesi) günü en doruk noktasına ulaşır.

 
Rosenmontag Geçidi 2011  Rosenmontag Geçidi 2012
Komik figürlar, kostümlü danslarla o yılki siyasi gelişmelere, gündemdeki olaylara mizahsal anlamda göndermelerin yapıldığı, ırkçıların, politikacıların yerden yere vurulduğu, maskeli ve kostümlü insanların şarkılar eşliğinde dans ettiği, şeker ve çikolataların havada uçuştuğu, „helau“ (sevinç çığlığı) naralarının yeri göğü inlettiği renk cümbüşü Rosen Montag (Pembe Pazartesi) kutlamalarına 500.000’in üzerinde insan katılır.

Salı gününden itibaren hızı kesilmeye başlayan kutlamalara Aschermittwoch adı verilen Çarşamba günü, bir kukla (Nubbel) yakılıp külleri defnedildikten sonra son verilir.

Anlatılanlara göre bu kutlama geleneği çok eskiye, kış mevsiminin kovulması geleneğine dayanmakta.

Lütfullah Çetin, 06.02.2013.

Bilgi: Bu yılki büyük geçiş, 4 Mart 2019, Pazartesi günü gerçekleşecek.


 


HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir!
kosektas.net
Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
  
 

Ağ: www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 10 Şubat 2019

Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle. Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum.
27.01.2016
20. yüzyılın başta gelen bilim felsefecisi Karl Popper 1973 yılında Cambridge Üniversitesi'nde verdiği bir konferansta "anlamlılığın anlamı nedir?" (what is the meaning of "meaning"?) sorusunu irdelemekteydi. Popper, insanı insan yapan, adına “dil” dediğimiz çok yönlü ve karmaşık mekanizmanın niteliğini ve günlük yaşamdaki işlevliliğini, kendi bünyesindeki dilbilgisi, sesbilgisi, sözdizimi, anlamlılık (semantik) yapılarıyla, somut ve şeffaf matematik - fizik işlemleri gibi, bir yandan saat gibi tık tık çalışan düzenli bir sisteme, öte yandan, algılanması güç soyut ve bulanık kara bulutlara benzetiyordu. Başlığı “Dil, bir saat ve karabulutdur” şeklinde olan konferansını, “Tüm fizik ve matematikçiler dilbilimci olma özlemindedir. Her dilbilimci de fizikçi veya matematikçi olma özlemindedir” (!) sözüyle konuşmasını bitiriyordu.
23.02.2013
Antika merakımdan, kilim - halı koleksiyonculuğumdan olacak belki de, eski belgeler, yazılar hoşuma gidiyor. Eski dergiler, gazeteler, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yazılan basılan dergiler, kitaplar, yakın tarihimizde önemli olayları veren gazete kupürleri. Onlardan birer cümle, birer paragraf okumak beni dinlendiriyor Geçen yıl içinde, doksan yaşın üzerinde, emekli öğretmenlerimizden Abdullah Sağlık ile görüştüm, konuyu ben açmadan elinde ciltli eski bir dergi getirdi, “Yeni Adam” isimli bir dergi. İsmail Hakkı Baltacıoğlu. Kırklı yılların başlarında çıkan bir dergi. “Al bu sana hediyem olsun” dedi. Fiyatı 10 kuruş, “Aradığım şey bazen ayağıma geliyor,” diye mutlu oldum.
11.05.2012
Komposto - Kullanılan sözcük kendi dilinden olmayınca, ne olduğunu öğrenmek için ne zor durumlara düşülmüş. Hastalanmış bir kadını kocası, Kayseri’ye doktora götürmüş. Bakımsız olduğundan iyi beslenmesi gerekir olmalı ki doktor; yazdığı diğer ilaçların yanında, “Süt içecek, pirzola, komposto yiyecek,” diye öğütte bulunmuş. Süt, bilinen süt. Pirzola da “eyağ” kemiği, onu da biliyor.
17.04.2012
Geçen hafta, 31 Mart 2012 Cumartesi günü, Brüksel’de, Köşektaşlı Muhterem Fidan ile Bayram Fidan’ın kızı Nurdan’ın düğünündeydik. Avrupa‘nın dört bir yanından kalkıp düğüne gelmiş Köşektaşlılarla sohbet ederken, Yusuf Şeref, salonun giriş kapısını işaret ederek, „Bakın, bakın kim geliyor? dedi. Hepimiz birden başımızı o yöne çevirdik, ancak şaşırmadık. Şaşırmadık, çünkü gelen Oğuz Akdemir’di ve orada bulunan herkes biliyordu ki, her kim, her ne zaman, Avrupa'nın her neresinde olursa olsun, Oğuz Akdemir‘le karşılaşabilirdi.
06.04.2012
Türkçenin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesine çok büyük emeği geçen dilbilimci yazar Emin Özdemir'in "Anlatım Sanatı" kitabı Bilgi Yayınları'ndan Mart 2012'de çıktı. Anlatımda yaratıcı olamayan diyalogda başarılı olamayacağı gerçeği bilindiğinden kitabın herkes için yazıldığı daha başlığından anlaşılıyor. Kitap, Türkçeyi doğru, güzel ve etkili bir biçimde konuşmak, yazmak isteyen herkes ve öncelikle Türkçeyi kullanma yetilerini geliştirmek isteyen yerli yabancı tüm öğrenciler ve öğretmenler için önemli bir başvuru kaynağı olma amacını taşıyor.
21.03.2012
Günlerden 14 Mayıs 2011 Cumartesi. Pırıl pırıl ve masmavi bir gökyüzü. Her şeyiyle çok iyi tertip edilmiş bir tur. Manzara kelimelerle tarif edilemeyecek bir muhteşemlikte. İnsan etraftaki güzelliği seyredeyim derken, yüyüyüş istikamatini gösteren işaretleri takip edemiyor. Yürüme müptelası birisi için kolay ele geçmez bir fırsat. Parkur 42 km uzunluğunda ve oldukça sert. İdmanllı olmayan birisinin bu parkuru yürümesi imkansız. Aslında genç ve kondisyonlu insanların yürüyebileceği bir parkur ama yetmişini aşmış insan sayısı da oldukça fazla.
14.03.2012
Anlatılır: İki komşu kadın, önce “davlaşmışlar” sonra da saç saça, baş başa kavga ederek birbirini dövüp giysilerini yırtmışlar. En çok dövülen o olmalı ki, akşam eve gelen kocasına olanı biteni, bire bin katıp, ağlayarak anlatmış. Onu döven kadın kesinlikle mahkemeye verilecek, hapislerde çürütülecek. Adam çaresiz. Sabah erkenden kalkıp komşu kadını mahkemeye vermek için Hacıbektaş’a gitmiş. Günün her saatinde, yarı sarhoş durumdayken bile “muska” yazan Ali Hoca`nın arzuhalci dükkanına varmış.
14.03.2012



"Öpücük’’, (1882)
Francesca da Rimini
Artist: Auguste Rodin

Sanatın Toplumsal İşlevi

“Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu!”

Stefano d’Anna’nın, “Size öğretilen ve anlatılan dünyanın, anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır. Korkmanız, çekinmeniz, endişe etmeniz gerektiği söylenen her şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir. Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği hâliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir. İnsan korkusuz doğar. Korku, zorla öğretilir,” diye betimlediği korku imparatorluğunun kollarında yabancılaşan insan(lık) tablosu Munc’un resmettiği ‘Çığlık’tan başka bir şey değildir…

Savaşla, yıkımla, yoksullukla, kan ve gözyaşıyla beslenen karanlık ‘Çığlık’ tablosunda insan(lık)ın umudu yine insan(lık)a ait devrimci sanatta ve isyandadır.

Çünkü yaratıcı sanat, savaş yıkıcılığına karşı duran; durmakla kalmayıp iyi, güzel ve doğrunun önünü açan bir dinamiktir. Tıpkı Ingeborg Bachmann’ın ifadesindeki üzere: “Bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Bir gün gelecek, insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür kalacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz olacak, bütün bir yaşam boyunca sürecektir…”

Sözü edilen özgürlüğün yaratılmasında barış için savaşan devrimci sanatın rolü büyük olacaktır…

“Nasıl” mı? Gayet basit: Sanat, insan(lık)ı hakikâte ulaştırır. Onunla gerçekleri tanır, tanımlar ve tahayyül ederek, harekete geçeriz.

Onun görevi, kopya etmek değil, ifade ederek, yol açmaktır.

Michel Foucault kaygılarını, “Beni şaşırtan, toplumumuzda sanatın bireylere ya da hayata değil de yalnızca nesnelere ilişkin bir şey durumuna gelmesi,” diye dillendirirken; Louis Aragon da ekler: “Yeni sanat, aynı zamanda hem ağacı hem ormanı gösteren, onları neden gösterdiğini bilen, ‘sanat sanat içindir’den mümkün olduğunca uzak, insana yardımcı olmak, yaşam yolunu aydınlatmak tutkusu içinde olan, yaşam yolunun anlamını da hesaba katan ve bu yolculuğun öncülüğünü yapan kaçınılmaz, zorunlu bir yeni gerçekçiliktir”!

Evet devrimci sanat yalnızca kendisine verilenle değil, verilmiş olanın imgelemiyle de yaratır dünyasını. İmgelem yetisi, dolayısıyla soyutlama edimi olmadan, nitelikli bir geçmiş, bugün ve kendine özgü bir kültür yaratamaz devrimci sanat…

Ancak şu da unutulmamalı: Sanatçı, diğer insanların ne istediğini fark edip, bu talebi karşılamaya çalıştığı anda, sanatçı olmaktan çıkar. Sıkıcı veya eğlenceli bir esnaf, dürüst veya sahtekâr bir ticaret insanı olur…

Temel DEMİRER

MÜZİĞİN İNANILMAZ GÜCÜ

Rafał Blechacz & Bomsori Kim - Chopin: Nocturne No. 20 in C-Sharp Minor

Müzik, ruhu önce okşar, sonra sağaltır! Bu iri deyişteki gerçek, insanların kalplerindeki kiri ve pası müzikle arındırmasında yatmaktadır.
Müzik dinleyen insanın yüreği kir ve pas tutmaz! Dahası müzik, dili
geliştirir, diksiyonu düzgünleştirir, sesi güzelleştirir!

Musa Kâzım YALIM