• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam84
Toplam Ziyaret467787
Güzel Sanatlar İlgi Bekliyor



İnsanı insanlaştıran güzel sanatlar ve bilimdir. İnsan hayatta ne kadar bilgilenmiş ve ne kadar güzel sanatlarla ilgilenmişse, o oranda insani değerlere ulaşmıştır.

Musa Kâzım YALIM

Anlaşılan o ki, Türkiye'de, güzel sanatlarla ilgili değerlerin değeri, hâlâ kavranamamış durumda. Oysa Rönesans hareketi, resim sanatıyla başlamıştır. Resim sanatıyla doğaya ve onun bir parçası olan insana dönülmüştür. Bundan sonra da doğayı ve insanı araştırıp incelemeyle deneysel metoda geçilmiştir. Bilimin ve tıp biliminin, hızla gelişmesi ve bugüne ulaşması sağlanmıştır. Güzel sanatlar ve bilim, demokrasi ve hoşgörünün kaynağıdır. Güzel sanatların ve bilimin önemsenmediği toplumlarda demokrasi de olamaz. Çağdaş dünyada, demokrasiyi tam anlamıyla uygulayan toplumlar, güzel sanatlara ve deneysel metoda dayalı bilimsel bilgiye borçludur. Güzel sanatlara ve bilime dayandırılmayan demokrasi, göstermelik ve aldatıcıdır. Güzel sanatlar, bilimin, yaratıcılığın ve hümanizmin anasıdır. Güzel sanatlar, insansal duyguların dostu, içgüdüsel duyguların da düşmanıdır. İnsanı insanlaştıran güzel sanatlar ve bilimdir. İnsan hayatta ne kadar bilgilenmiş ve ne kadar güzel sanatlarla ilgilenmişse, o oranda insani değerlere ulaşmıştır. Güzel sanatlar ve resim sanatıyla ilgili olarak, dünya çapındaki büyüklerin görüşleri, güzel sanatlara ve özellikle de resim sanatına çok büyük önem vermemizi zorunlu kılıyor

Büyük sanatçı Leonardo da Vinci, eşi ve benzeri bugüne kadar daha dünyaya gelmemiş, Tanrı tarafından çok yönlü ve ayrıcalıklarla yaratılmış tek insandır. Yüce Tanrı, dünyada hiçbir öke (dâhi) için bu kadar cömert davranmamıştır.
Atatürk 'ün, resim sanatı ve güzel sanatlarla ilgili görüşleri, çağdaş Türk sanatına ve sanatçısına ışık tutacak ve sanatta gidilecek yolu gösteren köklü bir devrim niteliğindedir. Yazar İhsan Akay , Atatürk ile ilgili ''Atatürkçülüğün İlkeleri'' adlı yapıtının 166. ve 167. sayfalarında şöyle diyor:
''...Atatürk'ün, yaşamayı sever, iyimser bir insan olduğunu gördük... Yeryüzüne tutkun bir adam, resim sanatına sırt çeviremezdi. Devrim ateşi içinde resim ve heykel sanatına da ilgi duydu ve izlenmesi gereken yönleri gösterdi. Yeni Türk resmi, İslam geleneğinden uzaklaşıp Batı tarzı ile yoğrulacak, Türk'e özgü olanı renk ve çizgi halinde verme çabası güdecekti...
Yurt gerçeklerinin çizgi ve renkle de bir an önce anlatılmasının özlemini çekiyordu Atatürk. Kendi toplumsal yaşayışını Batı'daki gibi tabloya ve heykele, din geleneği yüzünden aktaramamış olan ülkemiz, Batı'ya yöneliş çağında gerçekleştirmek zorundaydı bu özlemi. Soyut sanat ve başka etkenler biraz köstekledi bu gidişi. Ama bilelim ki zamanı geldiğinde, sanatta da Atatürk'ün çizmiş olduğu yola dönülecektir.''
1 Kasım 1936'da BMM'nin açılış söylevinde yine güzel sanatlar konusuna değinir Atamız: ''Güzel sanatların her şubesi için, kamutayın göstereceği ilgi ve emek, ulusun insanlık ve uygarlık hayatı ve çalışkanlık veriminin artması için çok etkilidir. Bir ulus sanattan ve sanatçıdan yoksunsa tam bir hayata sahip olamaz. Sanatçı, toplumda uzun çabalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.''
Atatürk ile Leonardo da Vinci'nin güzel sanatlar ve bilimle ilgili değerlendirmeleri, büyük ve tam bir benzerlikle örtüşmektedir.

Anasayfa

www.kosektas.net 


Köşektaşlı resim sanatçısı Adnan Yalım tarafından çizilmiş bir resim

Sürekli anlaşmazlığın ve uyumsuzluğun başlıca nedenleri; kadınla 
erkek arasındaki dinsel ve yasal engeller ile toplumlar
arasındaki sınırlar ve kurallardır!
Adnan Yalım

UNUTULMAZ PORTRELERİN YALNIZ RESSAMI

"Sanatta insan, çok şey öğrenmekle değil, azı iyi bilmekle üstad olur. En iyi gören ressam gözüdür. Gözüne hakim olan eline de hakim olur."

FEYHAMAN DURAN

12. Ocak 2017, Perşembe

Unutulmaz Portrelerin Yalnız Reassamı, Feyhaman Duran

Sakıp Sabancı Müzesi’nde başlayan ‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında’ sergisi Türk resminin çok özel sanatçılarından birinin eserlerine ve hayatına güçlü bir ışık tutuyor.

“1000 eserlik sergi hiç yapılmamıştı çocuklar, göreceksiniz.” Sergi küratörü Dr. Nazan Ölçer bu sözlerle bitiriyor basın toplantısını ve herkesi sergiyi gezmeye davet ediyor. Gerçekten de sadece Feyhaman Duran’ın poşadlarının sergilendiği salonda 250 civarında eser var. Zaten bu kapsamlı retrospektifin bize gösterdiği en belirgin şey Feyhaman Duran’ın üretkenliği olsa gerek. 1886 doğumlu sanatçı başta portreler olmak üzere kariyeri boyunca manzara, natürmort ve hat sanatı üzerine çalışmış, elini attığı her alanda yüzlerce eser vermiş ve Cumhuriyet’in en geniş külliyatlarından birini oluşturmuş. İşte “İki Dünya Arasında” başlıklı bu sergi Feyhaman Duran’ın bu engin üretiminin büyük bir kısmını gözler önüne seriyor. Feyhaman Duran kendi elindeki tüm eserlerini İstanbul Üniversitesi’ne bağışlamış ve SSM’deki serginin ana tedarikçisi de İstanbul Üniversitesi haliyle. Gerek Nazan Ölçer, gerekse Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı serginin açılışında onlarla birlikte hazır bulunan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak’ın kendilerine gösterdiği kolaylığı takdir etmekten geri durmuyorlar.

Sığınmalarla geçen bir hayat

Nazan Ölçer’e Feyhaman Duran’ın Türk resim geleneğinde temsil ettiği yer dolayısıyla en çok hangi özelliğinin öne çıktığını sorduğumuzda net bir cevap alıyoruz: “Portreleri elbette. Natürmortları ve manzaraları daha çok kendisi için yapmış. O dönemde portreden başka şansı yok. Bazısı devlet siparişi. Devlet adamlarını, Atatürk’ü, sonrasında İnönü’yü ya da dönemin kişilerini çizmiş. Ne yazık ki bir sanatçının bahtsızlığını da görüyoruz.

Galeri yok, sergi salonu yok... Hazin aslında, düşününce o dönemki sanatçıların yalnızlığını görüyorsunuz.” Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’ni bitirdikten sonra 1911’de resim eğitimi almak üzere Paris’e giden ve burada bambaşka bir dünyayla tanışan Feyhaman Duran özellikle empresyonist ressamların etkisinde kalmış. Ölçer’e sergiye adını da veren “İki Dünya Arasında” kalmış Feyhaman Duran’ın hangi dünyaya daha yakın durduğunu da soruyoruz.

“Batılı, kesinlikle Batılı” diyor Ölçer ve ekliyor: “Karısının nü resimlerini yapan bir adamdan bahsediyoruz, lütfen. O dünyadan, geçtiği dünyadan kopması zor elbette. Bir de düşünün ki, yalnız, yetim kalmış bir adam. Galatasaray’daki hocaları, oradaki yönetim ona kol kanat germiş. Tevfik Fikret de öyle, Feyhaman okulunu bitirip Paris’ten döndüğünde Galatasaray’da ona bir görev veriyor, etüt amirliği yaptırtıyor ki okulda yatıp kalkabilsin. Hayatı hep böyle sığınmalarla geçiyor çocukluğundan beri ve onun için de isyanı yok.

Hep bir tevekkül içinde. Feyhaman Duran’ın hayatına da ışık tutan serginin en ilgi çekici bölümlerinden biri de sanatçının yine ressam olan eşi Güzin Duran ile birlikte yaşadığı evinin de gerçek ölçülerde bir replikasının sergilendiği köşe. Burada Güzin ve Feyhaman Duran’ın bir köşesinde büyükçe bir radyonun, bir diğer köşesindeyse yabancı dilde kitapların da bulunduğu bir kütüphanenin durduğu bir odaya bakıp da zamanda bir yolculuk yapmamak mümkün değil. Bir alt galeride ise karı koca ressamların atölyeleri çıkıyor karşımıza. Kurumuş fırçalar, boyalar, bez parçaları, paletler... Ve her yerde resimler, resimler, resimler... 1000 eser, dile kolay. Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergi 30 Temmuz’a kadar ziyaret edilebilir.

 

 


HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir!
kosektas.net
Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
  
 

Ağ: www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 12 Ocak 2017

Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle. Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum.
27.01.2016
"Komşu komşunun külüne muhtaçtır" sözü eski çağlardan beri geçerli. İnsan, binlerce yıl toplu yaşadı. Savunma, tehlikelerden korunma, daima grup ya da topluluk içinde birlikte gerçekleştirildi. İhtiyaçlar birlikte giderildi. Tarlada, bağda, bahçede, kırda insanlar sürekli birbiri ile iletişim halinde yaşadı. Ailede birlikte sofraya oturdu, işbölümünü birlikte yaptı, işe birlikte başladı. Dertlere, kederlere, üzüntülere ortak oldu, sevinçler beraber paylaşıldı.
08.11.2014
Araştırma sonucundan önce yalanı biraz açıklamak gerekiyor; Yalan kısaca, bilgi amacıyla davranışta bulunan veya konuşan kişinin, o bilginin yanlış olduğunu bilerek vermesi , aldatma niyet.. Yalan kısaca, bilgi amacıyla davranışta bulunan veya konuşan kişinin, o bilginin yanlış olduğunu bilerek vermesi , aldatma niyetini taşıması. Yalan temelde insanların yanlış yönlenmesine yol açtığından başkalarına zarar verebiliyor. Yalan insan üzerinde gittikçe alışkanlık yapıyor ve onu toplum nazarında itibarsızlaştırıyor. Yalan, insanlar arası güveni zedeliyor.
02.10.2012
Antika merakımdan, kilim - halı koleksiyonculuğumdan olacak belki de, eski belgeler, yazılar hoşuma gidiyor. Eski dergiler, gazeteler, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yazılan basılan dergiler, kitaplar, yakın tarihimizde önemli olayları veren gazete kupürleri. Onlardan birer cümle, birer paragraf okumak beni dinlendiriyor Geçen yıl içinde, doksan yaşın üzerinde, emekli öğretmenlerimizden Abdullah Sağlık ile görüştüm, konuyu ben açmadan elinde ciltli eski bir dergi getirdi, “Yeni Adam” isimli bir dergi. İsmail Hakkı Baltacıoğlu. Kırklı yılların başlarında çıkan bir dergi. “Al bu sana hediyem olsun” dedi. Fiyatı 10 kuruş, “Aradığım şey bazen ayağıma geliyor,” diye mutlu oldum.
11.05.2012
Komposto - Kullanılan sözcük kendi dilinden olmayınca, ne olduğunu öğrenmek için ne zor durumlara düşülmüş. Hastalanmış bir kadını kocası, Kayseri’ye doktora götürmüş. Bakımsız olduğundan iyi beslenmesi gerekir olmalı ki doktor; yazdığı diğer ilaçların yanında, “Süt içecek, pirzola, komposto yiyecek,” diye öğütte bulunmuş. Süt, bilinen süt. Pirzola da “eyağ” kemiği, onu da biliyor.
17.04.2012
Ferice Yılmaz, Samcak Aliağa’nın kızı, Ömer Yılmaz’ın karısıydı. Çok duygulu, anlamlı ağıtlar yaktığı söylenirdi. Kocası Ömer, karlı, soğuk bir kış günü Avanos’tan eşekle gelirken Avanos, Özkonak arasındaki ziyaret dağında donup ölmesi üzerine yaktığı ağıt o günlerde tüm kadınların dilindeydi (1961-62). Ferice’nin bu özelliğini iyi bilen babası Aliağa; “Ben ölünce nasıl olsa ağıt yakacaksın. O zaman ettiğin o ağıdı ben duyamam. Ben şimdi ölmüşüm gibi ağıdımı et!” demiş. Ferice’nin o gün ettiği ağıt, başta babası ve yanındakileri saatlerce ağlatmış. Ferice’nin ağıtçılığını ünlendiren ağıdı; daha bir yaşında ölen oğlu Hamit için yaktığı ağıttır: “Umudum, demidim de bir tek Hemidim. Bir yumurta gömdümde sana vermedim.” gibi saçmaladığı da olmuş.
08.03.2012


Sanat ve Sanatçı

Sanat güzelliktir. Sanat ve sanatçısına değer veren toplumlarda güzellikler ön plandadır.

Hüseyin SEYFİ

İnsan var olduğundan bu yana güzeli, iyiyi bulmak için kendince arayışlara girmiş, önce kendini düzeltmekle başlamış işe, sonra doğadaki diğer güzelliklerle buluşarak onların içine kurulmuştur.
Sanat  her şeyden önce bir güzelliktir. Sanatçı ise durmadan bu güzelliğin peşinde koşan ve onu yakalayabilen kişidir. 
           
Sanat, içimizdeki iyilerin dışa vurumudur. Bazen bir coşku, bazen bir boşalma olarak karşımıza çıkar.
          
Sanata önem veren ve bunu içinde duyan birey ve toplumlar daha barışçıldırlar.  Sanatın özü duygulardır. Duyguların kaynağı sanatçının içidir.
        
İnsanın sanat karşısındaki tepkileri ruhundaki öze göredir. Bu öz içimizdeki mayadır. Duygularımız, içimizdeki bu öz mayaya göre  yoğunlaşır ve bu yoğunlaşma sanatı doğurur. Sanat, geçmişin bir yansımasıdır.

Sanatı yapan da, alan da geçmişten esintiler içindedir. Sanatın mayası geçmiştedir. Buna  kültür de diyebiliriz.
          
Sanatın içindeki gelecek ise, bir önsezi, bir  İçe doğma veya kurgulamadır. 
Sanatın içinde bir renk, bir  gölge, bir  satır, bir köşe, bir nokta veya bütün, farkında olmasak da bizi geçmişimizle buluşturur, geçmişten bir pencere açar, belki de bilinç altımızdaki anılarımızı canlandırır. İnsan doğasının ilkelliği, özgünlüğü, çıplaklığı o pencereyi açınca, sanat karşısındaki duyduğu kıpırtı damarlarına yayılır. Tüm ruhunu saran bir hoşluk hisseder. Burada sanat yolculuğu başlar; sanatçı ve sanatsever bu yolculukta birliktedirler  ve benzer duyguları taşırlar.

Sanatseverin bizzat kendisi sanat eseri üretmeden, yani sanatçı olmadan bile sanat ruhu taşıdığından, bir resim bakarken, müzik ve şiir dinlerken, tiyatro seyrederken sanatçı ile benzer duygular içine girer. Bu duyguya sanat duygusu adı verilir.
       
Sanatçı, sanat ruhu taşımanın ötesinde bu havayı resme, söze, ritme,  gösteriye, yazıya veya estetik bir şekle, biçime dönüştürür.
      
Filozof ve bilim insanlarının bulunduğu yerlerde her zaman sanat da varolmuştur.
Sanat onları, onlar sanatı yarattıklarından; Büyük Lider Atatürk tarafından, sanat, milletlerin hayat damarları olarak gösterilmiştir.