• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam18
Toplam Ziyaret487460
Bir Köşektaşlı Anekdotu


Bir Köşektaşlı Anekdotu
Hüseyin Seyfi

Şimdi siz gelin de
göğsünüzü kabarta
kabarta böbürlenmeyin!

kosektas.net

"Avanos’a Dair Yazılar" adlı kitabın yazarlarından Mehmet Kılıç, kitaba konu olmak üzere bir araştırma yapmak için Göynük Köyü’ne gideceğini ve benim de kendisine eşlik edersem memnun kalacağını söyleyince, yanımıza o köylü emekli öğretmen Ahmet Özbek’i de alarak köye vardık.

Kış mevsiminde her köyde olduğu gibi orada kalanların çoğu yaşlıydı. Araştırma konusu da yaşlılardan alınacak bilgiye dayalıydı zaten.

Kahveye vardık. Emekli öğretmen, telefonla ve sözle yaşlılara haber saldı. Sağ olsunlar, tek tek kahveye toplandılar. Masamız kalabalıklaşınca ben hafifçe kenara çekildim. Çünkü benlik bir durum yoktu ortada.

Seksen altı yaşında olduğunu öğrendiğim Yusuf Sancaktar adlı amca beni kenara çekerek benimle konuşmak istedi. İlk sorduğu soru,

“Sen ortamdan farklı duruyorsun, necisin, ne iş yaparsın?” oldu.

Ben de, “emekli öğretmenim ,” cevabını verince, bu, tatmin etmedi amcayı.

“Peki nerelisin?” diye ikinci soruyu yöneltti.

“Köşektaşlı’yım” dedim.

Ne dese iyi Yusuf amca.

“Senin duruşundan belliydi zaten. Milletvekili de, kaymakam da, savcı da, hakim de, vali de, emniyet müdürü de, öğretmen de, mühendis de o köyden çıkar” dedi.

Geriye ne kaldı, diye geçirdim içimden,

başbakanla cumhurbaşkanı.

(Ha göreyim Köşektaşlılar… H.S)

Amcaya göre, Köşektaşlı olmak önemli biri olmak için yetiyordu.

Yusuf Amca şöyle devam etti,

“Zamanın birinde at arabası ile sizin köye elma satmaya gittim. Çeşmenin başına çektim arabayı. Derken canım su çekti. Ama çeşmede bir kadın su doluyo. Ve de durmadan bana bakıyo. Çekine çekine yenge su içeceğim müsaade edersen” deyince,

“Tanımadın mı beni” demesin mi?

“Meğer bizim köyde, Göynük’te öğretmenlik yapmış. İşte Köşektaş bu,” dedi.

Şimdiden sonra, “Övünmek gibi olmasın, Köşektaşlı’yım” denecekmiş! H.S

Sizi bilmem, ama bana biraz abartılı geldi.

Hüseyin SEYFİ

Anasayfa

www.kosektas.net


Uluslararası 69. Frankfurt Kitap Fuarı
Her yıl Almanya'nın Frankfurt kentinde düzenlenen dünya'nın en büyük kitap
fuarı, bu yıl, 11 - 15 Ekim 2017 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
Fuarın bu yılki konuk ülkesi Fransa!

KÖŞEKTAŞLI RESİM SANATÇILARININ TABLOLARI

     
Köşektaşlı resim sanatçılarının tabloları; kim ne kadarını görebiliyorsa
ona o kadar görünen bir dünya!
----------------------------------------------------------------------- 
Köşektaşlı resim sanatçısı Adnan Yalım, tuvalı üzerinde gezdirdiği
isabetli ve dengeli fırçasıyla, daha XIX. yüzyılın ortalarına dek,
köle pazarlarında neredeyse okkayla satılan
kadınları yeniden yaratmıştır!
kosektas.net

INTERNET ORTAMINDA GÜNCEL KALABİLMENİN SIRLARI

1 Temmuz 2017, Cumartesi  - Köyümüz Bilgisunum Sayfası 14 Yaşında!

Internet ortamında güncel kalabilmenin bir başka sırrı da, azimli ve kararlı olmanın yanında, ürettikleriyle değer yaratmış insanlarla iletişim kurabilme yetisinde yatıyor. Yoksa, "Bizim de bir sitemiz olsun!" hevesiyle site inşa edenlerin çoğu, iyi kötü bir şeyler bulup, birkaç güncelleme yaptıktan sonra, bu işi, ya "kaynak bulamadıklarından" ya da "zahmetli ve sıkıcı gördüklerinden", ipin ucunu birden bırakıverirler. Böylece, başlangıçta büyük hayellerle inşa edilen sitelerin çoğu, varlıklarını sürdüremeyerek, kaybolup giderler...

Internet ağındaki yayın hayatına 2003 yılının Aralık ayının son gününde birkaç sayfalık bir site olarak başlayan Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası kosektas.net, ta o günden beri, düzenli olarak güncellenen bir sayfadır! Bilgisunum sayfamız kosektas.net, yayın hayatına atıldığı ilk güncellemeden bu yana, Köşektaş insanının geçmişe yönelik yaşam kültürünü manşetleştirmenin yanı sıra, kültür ve sanat boyutlarına da önemli ölçüde yer vermiştir! Bu bağlamda bilgisunum sayfamız kosektas.net, gerek hedef kitlesini, gerekse kaynağını salt kendi çapında kültürel çalışma yapanlarla sınırlı tutmamış, köyümüz şairleri, resim ve ses sanatçıları, fotograf tutkunları ve öğretmenleriyle de iletişime geçerek, site içeriğine çok yönlülük ve çok renklilik katmıştır!

Düzenli olarak gerçekleştirilen güncellemelerle ziyaretçilere sunulan yazıların güncellik, düzgünlük, nesnellik, bilimsellik ve en önemlisi de doğruluk gibi ölçütlere göre seçilmiş olması, sitemizin güvenirliğini önemli ölçüde sağlamlaştırmıştır. Bu bağlamda, kimi art niyetliler tarafından uydurulan yalanlar, maskelenen gerçekler, sürdürülen karalama kampanyaları, henüz amaçlarına ulaşmadan, anında çürütülmüşlerdir!

Köşektaş albümü kosektas.net, on dört yılda edindiği kendine özgü özelliklerini yitirmeden, içeridiği düzey ve kaliteden ödün vermeden, zamanın gerektirdiği koşullara göre, Internet ağındaki varlığını sürdürmeye devam edecek!

Bizce merakın, bilginin ve paylaşımın sonu yok. kosektas.net’i yoktan biz varettik, biz büyüttük, biz yaşatacağız! Döndükçe yaşanılası şu güzelim dünyaya bir kez daha gelecek olsak, Köşektaş sitesinin düzenlemesini yine biz yapmak, Köşektaşlı yazarların, şairlerin ve ressamların yapıtlarını yine biz betimlemek isterdik! kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Köşektaşlı Resim Sanatçılarının Tabloları, Internet Ortamında Güncel Kalabilmenin Sırları l Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası l 14 Temmuz 2009

 



HTML kodları ve yazılım dahil olmak üzere, bu sitede bulunan hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz. Telif ve mülkiyet hakları saklı kalmak koşuluyla ve kaynak gösterilerek, bu sitede bulunan fotograf, resim, bilgi ve belgelerden yararlanılabilir!
kosektas.net
Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası
  
 

Ağ: www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Güncelleme: 1 Temmuz 2017

Araştırma sonucundan önce yalanı biraz açıklamak gerekiyor; Yalan kısaca, bilgi amacıyla davranışta bulunan veya konuşan kişinin, o bilginin yanlış olduğunu bilerek vermesi , aldatma niyet.. Yalan kısaca, bilgi amacıyla davranışta bulunan veya konuşan kişinin, o bilginin yanlış olduğunu bilerek vermesi , aldatma niyetini taşıması. Yalan temelde insanların yanlış yönlenmesine yol açtığından başkalarına zarar verebiliyor. Yalan insan üzerinde gittikçe alışkanlık yapıyor ve onu toplum nazarında itibarsızlaştırıyor. Yalan, insanlar arası güveni zedeliyor.
02.10.2012
Antika merakımdan, kilim - halı koleksiyonculuğumdan olacak belki de, eski belgeler, yazılar hoşuma gidiyor. Eski dergiler, gazeteler, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yazılan basılan dergiler, kitaplar, yakın tarihimizde önemli olayları veren gazete kupürleri. Onlardan birer cümle, birer paragraf okumak beni dinlendiriyor Geçen yıl içinde, doksan yaşın üzerinde, emekli öğretmenlerimizden Abdullah Sağlık ile görüştüm, konuyu ben açmadan elinde ciltli eski bir dergi getirdi, “Yeni Adam” isimli bir dergi. İsmail Hakkı Baltacıoğlu. Kırklı yılların başlarında çıkan bir dergi. “Al bu sana hediyem olsun” dedi. Fiyatı 10 kuruş, “Aradığım şey bazen ayağıma geliyor,” diye mutlu oldum.
11.05.2012
Aliağa (Ali YILMAZ) köyümüzde, Samcak Ali veya Cebic’in Ali adlarıyla bilinir. Hazırcevap, lafını sözünü esirgemeyen, kimi zaman küfür bile etmekten çekinmeyen yönaa, tök birisidir. Köylüler onu kızdırıp sevmediklerine; hatta kendilerine bile sövdürüp söyletirlerdi. Onun bu sözleri, küfürleri kimseye dokunmazdı. Gençlik yıllarının hızlı geçtiği, Avanos inlerinde kadın oynatma alemlerine katıldığı anlatılır. Aliağa’nın konukseverliği de meşhurdur. Odasına oturmaya gelenlere her akşam kendi eliyle yaptığı kahveden ikram eder, yolda kalanları, çerçileri, dilencileri odasında ağırlardı.
30.03.2012


Zahit ile Rint

Dinler, modern öncesi çağların eğitim-öğretim çevresi ve okullarıdır. İnsanların gönül dünyasına düzen vererek topluma da düzen vermiş olurlar.

Zahit; “hayatı” değil de öncelikle ve özellikle “öbür dünyayı” anlamaya çalışan, hep “oraya” doğru yol hazırlıklarıyla meşgul bir “kul”dur. Her şeye, her olaya din açısından bakar ve “dine uygun” veya “dine uygun değil” diye sınıflandırmalarla “fetvalar” vermek zorunda hisseder kendini. Şekilci ve kitabidir.

Zahit, bu dünyaya değer vermez, ahreti düşünerek, cenneti hak etmek için yaşar. Aklında hep sorularla gezer, hayatın her alanını kurallara bağlardı. Bu kurallara sadece kendisi uysa neyse… Herkesi de bu kurallara uymaya zorlar veya uymayanı kınardı; kendi aklına ya da tercihine göre yaşayanı “günahkâr” ilan ederdi.

Rint ise dini inanç taşımakla birlikte hayatındaki “bütün saatleri” şekilci dini kurallara göre ayarlamaktan kaçınan, hayatı sevinçleri ve hüzünleriyle bir bütün olarak gören kişidir. Gönül zenginliğine, hoşgörüye ve aşka değer verir. Asla dayatmacı değildir.

Din insanları, genellikle herkesin kendileri kadar dini bilgiyle donanmış olmasını, öğrenmeye heves etmesini, yüklenmesini bekler. Oysa demircinin, askerin, marangozun, nalbantın, balıkçının, çobanın, çiftçinin bir işi vardır; “zahit” gibi olamazlar. Hem “dünyaya gelmişken dünya nimetlerinden yararlanmak”, yaşamak, insanın hakkı olmalıdır. Diğer yandan düşünür ki israf haramdır. Allah, bunca nimeti ve güzelliği neden yaratmış ola ki?

Şair, hayatın gelip geçici olduğunu belirterek, zahidin şaraba saygı göstermesini bekliyor. İnsan olmanın farklı bir şey olduğunu hatırlatıyor.

Bir görüşe göre Hz. Hamza çok şarap içermiş. İçince de dağıtır ve sevimsiz olurmuş. Hz. Muhammet onu bu halde görünce, şarabın ona haram olduğunu söylemiş. Bu yaklaşım kalıcılaşmış ve giderek tüm Müslümanlara yasak olduğu ileri sürülür olmuş;

Ehline helaldir, na ehle haram, 
Biz içeriz bize yoktur vebali...


Bu dizelerde geçmişteki bu olaya bir gönderme, bir “telmih” var görünüyor. Biz dağıtmadan içeriz, bu yüzden bize bir ağırlığı, bir günahı yoktur… Şarap, içmesini bilmeyene haramdır. Ehil olmayan ondan uzak dursun.

Şarap, tasavvuf ehlinin dilinde “Tanrı aşkı” demektir. Tekke ise, aşk şarabıyla kendinden geçilen yer anlamında “meyhane”dir. Sevap almak için içeriz ve senin buna aklın ermez, bu başka bir hesaptır.. Biz meyhanede bu anlayışa ve bir ruh yüceliğine eriştik.

Tasavvufi düşünce ve inanç sisteminde “Tanrıda yok olmak” ve “Tanrıda yeniden var olmak” (Fenafillah-Bekabillah) amaçlanır. Bunun için bolca “şarap” (Tanrı aşkı) içilmelidir. Biz bu aşkla kandil geceleri kandile, kandilin içindeki fitile dönüşürüz. Tanrı aşkıyla öylesine kendimizden geçeriz ki bu ruh yüceliğiyle Tanrının varlığına ve birliğine delil oluruz; ama sen göremezsin, anlayamazsın bu hali… Şekle takılıp kalacağını ve bu sırlara eremeyeceğini düşünüyor.

Şeriat erbabı için bu kabul edilmez, anlaşılmaz bir haldir. Böyle bir şeye inanmaz. Tanrıya ancak öbür dünyada ve cennette ereceğini düşünür. Oysa rindane anlayışa göre cennet de cehennem de burada ve insanın gönlündedir. Ey Harabi, sen boşuna söylersin; ama daha fazla söze de gerek yoktur. Bilmeyen nasıl anlasın “gerçek” haramı, “gerçek” helali? Ve bir aşk içinde erimeyi?

Hüseyin Geyikçi