Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret568928
Kitap Tanıtım Köşesi

Vatan Haini
Asil vatan haini kimmiş bilinsin istedim!
Can DÜNDAR

Berlin sürgününde, Türkiye'nin içine düştüğü karanlığın üstesinden geleceğine bir kez daha emin oldum. O hiç yıkılmaz zannedilen, ardında büyük acılar gizleyen duvar, bir günde yıkılıveriyır; 'hain'lerle, 'kahramanlar', hapistekilerle saraydakiler, bir anda yer değiştirebiliyor.

Biz de duvarımızın yıkıldığı, peşimizdeki gizli servise ait arşivin halka açıldığı günleri görecek, acıları devralanlara, eski karanlığı ibretle anlatıp umut aşılayacağız.

Can Dündar bu kitapta, ülkesindeki özgürlük mücadelesine Berlin'den destek olabilmek için, kimi zaman buruk bir gülümseyisle, bazen çok yorularak, ama umudunu ve kararlılığın her seferinde yeniden besleyerek verdiği çabayı anlatıyor. sürgünde bir gazetecinin hayatını, cömertçe, meslektaşlarını ve arkadaşlarını sakınarak, ama kendini sakınmadan paylaşıyor okuruyla...

978-3-9817400-6-6 (ISBN)

Köşektaş Kayası II

 
Tanrı aşkına söyler misiniz;
Hangi köyün böylesi süslü ve püslü bir efsanesi var?

 SÖYLENCE

Gürsoy ŞEREF


Köşektaş'a özel bu efsaneyi yukarıdaki resimle de süsleyen Gürsoy Şeref'e 
çok teşekkür erderiz!
kosektas.net

Bu hikaye Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine bağlı Köşektaş Köyü’nün adının ortaya çıkışının efsanesidir. Olayın geçtiği zamanla ilgili kesin bir tarih yoktur. Bir rivayete göre köyün kuruluşu ile aynı tarihlerde meydana geldiği söylenir.
Olayın meydana geldiği bu yörede, hayatını deve yetiştirerek ve taşımacılık yaparak sürdüren yaşlı ve dindar bir adam yaşarmış. Bir gün uzun bir yolculuktan döndükten sonra develerini otlatmak için yaylaya çıkmış. Zaten develer de yavrulamaya başladıkları için bir süre taşımacılık yapmayı düşünmüyormuş. Yaylaya çıktıktan sonra bir deve ile yavrusunun sürüde olmadığını farketmiş. Üç gün üç gece durmaksızın deve ile yavrusunu aramış, bulamamış. Bunun üzerine ‘Allah’ım bu develerden ne bana hayır gelir ne de başkalarına. Bu deve ile yavrusuna bir gün yüzü dahi nasip olmasın, oldukları yerde taş olsunlar.’  demiş. O gece deve ile yavrusu oldukları yerde taş haline dönüşmüşler.
O civarda yaşayan insanlar bu taşın etrafına kurdukları köye yöresel dilde ‘deve yavrusu’ anlamına gelen ‘köşek’ adını kullanarak ‘Köşektaş’ adını vermişler.
O günden sonra bu taş ve çevresi yöre halkı tarafından kutsal bir mekan olarak kabul edilmiş.

 


Yorumlar - Yorum Yaz
19 Mayıs


19 Mayıs

Rüstem Şen'e saygılarımla!

İbrahim ÇÖL

Gece yarısı Mucur’dan sonra lacivert gökyüzünün yıldız aydınlığı ile Erciyes ve İsmail Sivrisinin önünde birden bire beliriverir hep aynı direklerde yanan sokak lambaları ile köyümüzün silueti. Yaklaşık yedi yüz kilometre yol gitmişim de bitmez kalan sekiz on kilometre…

Yorgunluk sakinlik karşılar hep. Arabanın ışığında dikilen ağaçları tanımaya çalışır gözler. Çocukluğumun sokak sıcaklığını ararım Karşı Mahalleden eve varıncaya kadar. 

Bu mevsimlerde alabildiğince sakin, dingin hava.

Sabah güneş vurmuş evlerin ardından. İliklerine kadar ısıtır kıştan sonra. İpek yumuşaklığı ile salınan ekinler. Sanki denizin rengi değişmiş gibi, yeşil yeşil, dalga dalga. Arada ekilmemiş boş tarlalar gümüş adacık. Anadolu bozkırı alabildiğine, bağlardaki seyrelmiş ağaçlar inadına yeşil. Kelilere açmış nazik gelincik çiçekleri nazenin. Adını tadını unuttuğum bir sürü çiçek ot kokuları ile buradayım der gibiydiler. Sanki bütün yeryüzü bezenmiş bürünmüş.

Film şeridi gibi geçiyorken anılar…

19 Mayıs kutlama programında Cumhurbaşkanına sunulmak üzere Samsun’dan çıkarılan Bayrak geçişleri canlandı gözümün önünde. Okulların yaz tatilinde olduğu bir gün sabahı Rüstem Öğretmen’in çağırdığını söyledi arkadaşlarım.
 
Öğretmenim, temiz atlet ve kısa şortla Bayrak taşıyacağımızı söyledi, yanına varınca. Yarın Uçkuyu’ya gideceğiz, dedi. Kızılağıllı atletlerden alacağımız bayrağı taşıyacaktık köyümüzün topraklarından geçen asfalt yolda. Atletimiz vardı ama şort ayakkabı giyip giymediğimizi de hatırlamıyorum. Aldık üçgen şekilli Bayrağı taşıdık biraz. Hâlâ bilmem Bayrağı ben mi yoksa Bayrak beni mi götürdü önümde giden arabanın arkasından. Homurtuyla geçen otobüslerden gazete atmaları için ne işaretler uydurduk sonraları bu kısa yolda.

Şimdi Köşektaş Kayasının yanından bakıyorum aşağılara, nereye gitti o hep akıp duran derenin suyu. Ne bahçeler sulandı, ne kavgalar edildi uğruna. Ne oyunlar oynadık bu suyla yetiştirilen sebze meyvelerle. Bazen çaldık kopardık kökünden, arabalar yaptık hayallerimize, bazen kılıç kalkan oynadık taze devramer kafalarıyla. Kışları yağan karın eksiğinden çıkardık kuyulardan havuç, turp, yerelması saçtık karlar üstüne.

Şimdi dünyanın en kıymetli halısı serilmiş rengârenk, asfalt ince bir süs üzerinden geçen arabalarla.  

19 Mayıs 2010, İbrahim ÇÖL 

Bilgi: 28 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleştirmiş olduğumuz bir güncellemede yayınlanmış bir yazıdır!