Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam39
Toplam Ziyaret564392
Kitap Tanıtım Köşesi


Hayatı Sevmek
Erich Fromm

Refah toplumu olarak bahsedilen toplumun, insanların gerçekten refahını sağlayıp sağlamadığını sorguluyor kitap.

Kitap 6 bölümden oluşuyor;

- Toplumun ruhsal sıkıntıları
- Pasif kişilik
- Modern toplumdaki can sıkıntısı kavramı
- Refah toplumunun oluşturduğu yapay ihtiyaçlar
- Dinin yenilgisi
- İnsani gelişimin hadefleri

Kitap genel olarak; refah toplumu olarak bahsedilen toplumun, insanların gerçekten refahını sağlayıp sağlamadığını sorguluyor. Yazar yanıt olarak, refah toplumunun insanların sadece maddi tatminini sağladığı için, insanları aktif gibi kılıyor görünse de, aslında pasif kıldığını söylüyor. Bu pasifliğin de toplumda ruhsal sıkıntıları ve can sıkıntısı kavramını çıkardığından bahsediyor ve bunun için insanı gerçek özellikleriyle tanımak ve onun kendi güçlerini geliştirmesine imkan tanıyan bir toplum mekanizmasını oluşturma gerekliliğinden bahsediyor.

Erich Fromm’ a göre pasif insan, kendi değerini sahip olduğu şeylerle ölçen ve bunu ön plana alan insan olarak tanımlarken, aktif insanı; hayatın anlamını anlamaya çalışan ve “olmak” üzerine yoğunlaşabilen, ”sevgi”yi tanıyan bir insan olarak tanımlıyor. Bu durumu da eski insanların dünyasını açıklayarak örneklendiriyor. Ona göre eski insanların dünyası hayatı yaşamaya değer kılan şeyin, insanın günlük ekmeğini kazanmaktan ibaret değildi. Can sıkıntısı kavramını da “insanın insanla ve doğayla olan ilişkisinin niyetlerinin hedefine uygun ve kendi gerçek ve şahsi hayatının özel bir ifadesi olmalı” diyerek açıklamaktadır. Ayrıca Erich Fromm, maddi kültüre dayalı bu toplumun, dini de yenilgiye uğrattıgını söyleyerek insanın sınırlarını aştığını vurgulamıştır. Ona göre insan güçsüz ve acizdir.

Ona göre insanın saldırganlığı biyolojik olarak olası olsa da harekete geçmesinde zorunluluk yoktur. Bu duygu korunma ve kendini savunma hali olmaksızın ortaya çıkmaz.

Ona göre rüya bilinç altının bir yansımasıdır.

ISBN 9757582336

Köşektaş Kayası III

ÖYKÜ, EFSANE VE SÖYLENCELER

KÖŞEKTAŞ SÖYLENCESİ

Lütfullah Çetin


Köşektaş Köyü, bulunduğu coğrafi konum itibarıyla; vaktiyle ortasından şırıl şırıl pınarların aktığı, yemyeşil bir bölgenin hemen tepebaşındadır. Ancak, bölgenin günümüzdeki doğal bitki örtüsü tamamen bozkır görünümündedir. Bu bozkır görünümünün eskiçağlarda bölgede geniş yer kapladığı söylenen ormanların yok olmasıyla oluştuğu anlatılır. Günümüzde bölge, Türkiye’nin orman açısından en yoksul olan bölgelerinden biridir. Ağaç topluluklarına ve yeşilliklere sadece bölgeyi kuşatan tepeliklerin alçak kesimlerinde ve su boylarında rastlanır.

Eskiçağlarda taşımacılık, günümüzdeki gelişmiş taşımacılık taşıtlarının üretilmesine olanak sağlayan buluşlar gerçekleştirilmeden önce, yük hayvanlarıyla yapıldığından, hem çok yavaş, hem çok pahalı, hem çok güç, hem de çok tehlikeli bir işmiş. Her babayiğidin yapabileceği bir iş olmayan taşımacılık, sadece korkusuz ve kendine güvenen cesaretli insanlar tarafından yapılırmış. O çağlarda kendine güvenen cesaretli insanlar, çevrelerinde yaşayan ve bölge koşullarına en iyi şekilde uyum sağlamış olan hayvanları kullanarak, taşımacılık yaparlarmış.

Köşektaş’ta yıllardır anlatılagelen bir söylenceye göre, eskiçağlarda su ve yeşil zengini olan Köşektaş’a yakın bu bölge, develeriyle taşımacılık yapan tüccarlara, konaklama ve dinlenme bakımından, çok cazip gelirmiş.

Günlerden bir gün bir tüccar yüklü deve kervanıyla yola çıkmış. Epey bir yol aldıktan sonra Köşektaş’ın altbaşındaki pınarlı ve bol sulu alana varmış. Develeri de, kendisi de aç, susuz, yorgun ve uykusuzmuş. Develeri yemleyip suladıktan sonra, kendisi de yemek yemiş, su içmiş, namaz kılmış ve uykuya yatmış. Biraz uyuduktan sonra kalkmış. Yeni ve uzun bir yolculuğa çıkacağı için develerin yem ve su tedarikini yeniden yapmış. Tam hareket edeceği sırada, bir deve ile yavrusunun kervan içerisinde olmadıklarını farketmiş. Zaman kaybetmeden aramaya koyulmuş. Dağ dememiş, taş dememiş, aramış ama bulamamış. Sanki yer yarılmış, deve ile yavrusu içine girmiş. Tüccar, kayıp deve ile yavrusundan umudunu kesmiş olacak ki, hemen oracıkta diz çökmüş ve Tanrı’ya el açmış; kervanı terkeden deve ile yavrusunun bulundukları yerde ‘taş’a dönüştürülmelerini dilemiş. Tüccar’ın bu dileği Tanrı katında kabul görmüş olmalı ki, deve ile yavrusu bulundukları yerde taş oluvermişler.


Bilgi: Yıllardır anlatılagelen ve herkes tarafından bilinen bu söylence Lütfullah Çetin tarafından yazıya yansıtılmıştır.


Ramazan Çelik’in yıllardır anlatılagelen Köşektaş Adı ve Köşektaş Kayası ile ilgili söylencelerden etkilenerek yazmış olduğu uyaklı kafiyeli iki dörtlük:


Kervan konaklamış, salmış deveyi,
Karış karış adımlamış ovayı,
Bulamamış köşek ile deveyi,
Çaresizlik el açtırmış yolcuya;

Taş olup kalmış köşek ile deve,
Anlatılır durur dilden dile,
Aşık Ramazan'a kulak ver hele,
İhtişamı ile adın Köşektaş.


Kervan: Bir yerden bir yere yolcu ve ticaret eşyası taşıyan yük hayvanı katarı.
Tüccar: Ticaret yapan, ticaretle uğraşan kimse; tacir.
Söylence: Efsane, hayali hikaye.
Köşek: Deve yavrusu.
İhtişam: Görkemli, gösterişlilik, gözalıcılık, büyüklük.


Yukarıdaki iki dörtlükten oluşan tekerlemeyi sitemize gönderen sayın Ramazan Çelik'e çok teşekkür ediyoruz! kosektas.net


 


Yorumlar - Yorum Yaz
Taşlama Tanıtım Köşesi

 Aziz NESİN

Sosyal yaşamın aksayan yanlarını okuyucuya en iyi şeilde sunabilmiş seçkin kalem erbabı.


- Baba!
- Evet oğlum.
- Dün gece uyuyamadım hiç...
- Neden oğlum?
- Varsayımlar kurdum.
Düşünüp durdum.
- Düşünmenin yararı var.
Ama değil insanın uykusu kaçacak kadar.
Herşeyin bir kararı olmalı,
Her konuda olmalısın orta karar.
Herşey gibi düşünmenin de,
Azı karar, çoğu zarar!
Filesoflar demişler ki:
İnsan düşünen hayvan!
Neydi uykunu kaçıran?

- Din öğretmenimiz demişti ki derste
Müslümanlar ölürse savaşta,
Şehit olurmuş.
Şehitler giderken cennete,
Düşmanlar da doğru cehenneme!
- Öyledir elbette!
Yaralanıp da ölmezse gazi,
Ölürse şehit!
- Yani Müslümansa insan,
Ölse de kazançlı, ölmese de...
- Ona ne şüphe!
Ben de bunu düşündüm dün gece.
Iraklılar da Müslüman, Türkler de...
- Evet oğlum, elhamdülillah...
- Allah allah!...
- Ne var bunda şaşacak?
- Körfez de savaş oldu ya,
Türkiye den kalkan uçaklar
Iraklının tepesine indi.
Türk askeriyle Irak askerleri,
Savaşsalar ne olacaktı?
Hangisi şehit olup
Gidecekti cennete?
Iraklı mı, Türk mü?
İşte bunu düşündüm bütün gece.
 - Bu da ne demek?
Hiçbir zaman,
Savaşmaz iki Müslüman.
- Ya Kuveyt'le Irak?
Ya Irak'la İran?
İşte hepsi de Müslüman.
Her iki yandan
Öldü onbinlerce insan....
Hangisi gitti cennete,
Hangisi cehenneme?
- Sus! Tövbe de...
Benim de karıştırdın kafamı..
Düşün dedikse değil o kadar...
Herşeyin bir sınırı var.
Dedim ya, aşırısı zarar....
- Ama merak ediyorum,
Cennete hangisi gidecek?
- Sus ulan eşek oğlu eşek!
O senin cennet dediğin yer, İnönü stadyumu değil...
Cennet, Allah'ın bahçesi,
Ne başı var, ne sonu.
Alır içine bütün Müslümanları,
Yeter ki şehit olup aksın kanları.
- Baba, ama insan...
- Sus dedim, ulan!...
Başlarım babanın şarap çanağından!
Düşün oğlum dedik de haltettik.
Boşuna mı demiş atalarımız
"Düşün düşün, boktur işin!"
Cennete kim girecekmiş!
Bırak giren girsin, çıkan çıksın,
İranlısı Turanlısı,
Kuveytlisi Iraklısı...
Yeter ki Müslüman olsun!
- Ama baba...
- Sus dedim, şimdi patlatırım.
Bana akıl ver Allahım...
- Peki, hangisi girecek cennete?
- Sus ulan oğlum, sus!
Sana mı kaldı karışmak,
Yüce Allah ın işine?

Aziz NESİN,

Hotel Friederike, Mülhem an der Ruhr/Almanya, 23 Şubat 1991