Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam64
Toplam Ziyaret638333
Kitap Tanıtım Köşesi

Suç Ve Ceza
Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Yüce bir amaca hizmet eden suç, aslında suç değil midir? Bu soruyu merkeze alan Suç ve Ceza, dünyanın en önemli yazarları arasında olduğu tartışma götürmeyen Dostoyevski’nin en yetkin eserlerinden biri. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları bu başyapıtı Hasan Al Yücel Klasikler Dizisinin 45. kitabı olarak yeniden okurların ilgisine sunuyor. Eser alt dizi olarak da F.M. Dostoyevski – Bütün Eserleri serisinin de ilk kitabı olma özelliğini taşıyor.

Suç ve Ceza: 1866’dan Bugüne Hala Güncel

Dostoyevski, olgunluk dönemi diye bilinen ikinci yazarlık döneminin ilk büyük eseri sayılan Suç ve Ceza’yı ilk önce, Rus Habercisi isimli edebiyat dergisinde bir yıl boyunca tefrika olarak yayımlıyor. Kitap edebiyat dünyasına en bilinen, en tartışılan ve olumsuz kişilik özelliklerine karşın ev sevilen karakterlerinden birini kazandırır: Rodion Romanoviç Raskolnikov. Raskolnikov eski bir hukuk öğrencisidir ve yoksulluk içerisindedir. Eğitimini de yarım bırakmasına sebep olan yoksullukla mücadelesi hayatının tek problemine dönüşür. Yaşlı ve zengin tefeci Alyona İvanovna’yı öldürme planlarını yapmaya başlar. Cinayeti uzun uzun tasarlar ama aslında yapacağı eylemi kabullenme ve kendini haklı çıkarma gayreti içerisindedir. Bu süreçte okur, Raskolnikov'un hayatındaki eski yeni birçok insanın da yoksulluktan kaynaklanan problemleri ile yüz yüze kalır. Bir sürü insanın sırf yoksulluk yüzünden maruz kaldığı kötü durumları, kahramanımız sadece bir cinayetle çözebilecektir. Eğitimine de devam edecektir. Başarılı bir avukat olacaktır. Toplum için bir avukatın tefeciden daha faydalı olacağını düşünür. Roman böylece, daha yüce bir amaca hizmet eden suç, aslında suç değil midir şeklindeki güncel tartışmalardan birini başlatır.

Raskolnikov nihayetinde cinayeti işler ve hesapta olmayan bir şekilde ortaya çıkan görgü tanığını da öldürmek zorunda kalır. Ama her şeyi alıp amacına ulaşması mümkünken gayet az bir ganimetle olay yerinden ayrılır. Fark edilmemeyi ve yakalanmamayı başarmıştır.

Sonrasında Raskolnikov’un psikolojik olarak girdaplarına şahit oluruz. Bu öyle sıradan bir girdap değildir. Hiçbir delil olmamasına karşın kendini eleverecek şekilde davranışlar sergiler ve herkesin cinayeti onun işlediğini anlamasını ister gibi davranmaya başlar. Artık kitabın “suç” kısmı bitmiş, “ceza” kısmı başlamıştır ve bu, hukuk sisteminin öngördüğü değil kişinin vicdanında çektiği cezadır. Raskolnikov, en sonunda cinayeti işlediğini itiraf edecektir ancak cezası o andan sonra başlayan mıdır yoksa o ana kadar çektiği midir sorusu yıllardır sıcak bir tartışma konusu olarak ilgi çekmektedir.

Kitabın ana karakterlerinden Sofya Semyonovna Marmeladova (Sonia), fahişelik yapan ama her okurun masumluğu, fedakarlığı ve dürüstlüğü ile hatırladığı bir karakterdir. Raskolnikov’un cinayeti itiraf ettiği ilk kişidir ve onu teslim olmaya ikna etmeye çalışır.

Kitabı bitiren herkes, iyi ve kötü karakterleri, suçu, cezayı, vicdanı sorgulayacak ve yukarıdaki tartışmalara kendi fikirleriyle katkıda bulunacaktır. Çünkü Suç ve Ceza, size düşünmekten başka bir yol bırakmayan bir romandır.

Stok Kodu: KISBANK163

ABİT KIZI

HAYATİ AKDEMİR
Uzun bir zamandan beri yazıya aktarmakta olduğu hikayelerden bir tanesi olan ve Abit Kızı'nı, Ortaçeşme'yi ve Çöloğlu'nu konu edinen bu yazıyı sitemize gönderen sayın Hayati Akdemir'e gönülden teşekkür eder, bu tür paylaşımlarının devamını bekleriz!
kosektas.net


Köyün tam orta yerindeki Ortaçeşme her zamanki gibi ağır, yorgun ve gururluca akardı. Köyün yarıdan fazlası buradan evine su taşır, hayvanlarını burada sulardı. Köyün tam orta yeri olduğundan, köye gelen deşiriciler, dilenciler, satıcılar, sergiciler, çerçiler, tüccarlar genellikle burada konaklar, sergilerini, çadırlarını burada açarlar, alışverişlerini burada yaparlardı. Halim Çavuş’un dükkanı çeşmenin hemen üstbaşında olduğundan, köyün delikanlıları burada toplanır, voltayı buradan vururlardı, köyün genç kızlarının en sevdiği çeşme burasıydı. Halılar, kilimler, yünler, yorganlar, çuvallar, çamaşırlar burada yıkanır, altı yedi evin bahçesi buradan akan suyla sulanırdı.

Ortaçeşmenin bir de kara kuru sahibi, koruyanı ve gözeteni vardı. Elinden hiç eksik etmediği kara kössa ile duruşu, tıpkı Ankara’daki Ulus Meydanı’nda yer alan ve ulusal dayanışma kahramanı Kara Fatma Ana’yı simgeleyen heykeli andırırdı. Ellerini beline koyup öyle dik, öyle heybetli dururdu, gözlerini ağartıp öyle sert bakardı ki, okuldan eve dönüşlerimizde, çeşmeden su içmeye cesaret edemediğimiz gibi, kaçacak delik arardık. Asıl adı Fadime idi. Ancak, babasının adından dolayı olsa gerek, sürekli “Abit kızı beri”, “Abit kızı öte”, “Abit kızı geldi”, “Abit kızı gitti” denildiğinden, köyün çoğu asıl adını bilmezdi.

Çeşmenin hemen altbaşında, yirmi, yirmi beş metre uzağında, yerli yerince, tertiplice döşenmiş iki gözlü bir evde, eşi Çöloğlu ile birlikte, sade bir hayat sürerdi. Eşi Çöloğlu tombul, etine dolgun, beyaz tenli, ak sakallı, şakacı, konuştuğu zaman herkesi ağzına baktıran, kendini dinlettiren, temiz, tertipli, titiz, biraz hovarda, biraz da lafazanın biriydi. Hiç çocukları olmamıştı. Bu yüzden, Çöloğlu, başka bir kadınla, Server'le, ikinci bir evlilik yapmış, ancak yapmış olduğu bu ikinci evlilikten de çocuk sahibi olamamıştı. Tarla, bağ, bahçe işleriyle Çöloğlu, ev işleriyle Abit kızı ilgilenirdi.

Abit kızı, çeşmeyi gözü gibi korur, çevresine  çöp kondurmaz, etrafında kuş uçurtmazdı. İyi de yapardı. Aslına bakılacak olursa, yıllarca koca köyün kahrını Abit kızı ve diğer kadınlar çektiler. Yokluk, kıtlık içinde yaşadılar; yemedi yedirdiler, içmedi içirdiler, giymedi giydirdiler. Ne ilendiler, ne de dilendiler; aşgarla saçlarını, külle ellerini, kille de çamaşırlarını yıkadılar. Hepsini saygıyla anıyorum, ruhları şad olsun!




Deşirici: Toplayıcı. Yaşamını giyecek, yiyecek ve içecek maddeleri toplayarak sağlayan kimse.

Dilenci: Yaşamını dilenerek sağlayan kimse.

Çerçi: Köy köy dolaşarak, kuru yemiş ve ufak tefek tuhafiye eşyaları satan gezgin esnaf.

Tüccar: Tacir. Geçimini ticaret yaparak sağlayan kimse.

Volta: Gezinme. Bir istikametten bir başka istikamete doğru havalı havalı yürüme.

Abit Kızı: Fadime Çöl.

Abidin: Abidin Şimşek.

Kössa: Eskiden tandırda yanan ateşi karıştırmak için kullanılan ince ve uzun metal sopa.

Kara Fatma Ana: Halk arasında ulusal dayanışma kahramanı Kara Fatma olarak bilinen Fatma Seher Erden

Göz Ağartmak: Bir kimsenin başka bir kimse veya kimselere sert, ciddi, korku verici, saygı uyandırıcı bakışı.

Heybetli: Duruşu, görünüşü korku ve saygı uyandıran.

İki gözlü bir evde: İki odalı bir evde

Çöloğlu: Mustafa Çöl (Ayrancı)

Hovarda: Zevkine düşkün, çapkın.

Lafazan: Geveze; gereğinden fazla konuşan.

Server: Server Çöl.

Kıtlık: Yokluk; ihtiyaca yetmeyecek oranda azlık.

İlenmek: Başkaları için kötü dilekte bulunmak, beddua.

Dilenmek: Sadaka istemek; kendisini acındırarak başkalarından para veya yiyecek, içecek, giyecek maddeleri istemek.

Aşgar: Duvar diplerinde yetişen bir bitkinin ezildikten sonra kaynatılmasıyla elde edilen bir sıvı.

Killi Toprak: Oldukça yumuşak ve yapışkan bir toprak türü.




 

 


0 Yorum - Yorum Yaz
Köşektaş Hikayeleri

Köşektaş'ta altına bakmadık
taş bırakmadık!

Celalettin ÖLGÜN

Kimi öyküler sık okunduğunda ya da dinlendiğinde,  
insanda bir bıkkınlık yaratır; kimileri ise  
şiddetli etkiler, derin izler bırakır!

kosektas.net


Aliağa; Bizim Nasrettin Hocamız

Aliağa (Ali YILMAZ) köyümüzde, Samcak Ali veya Cebic’in Ali adlarıyla  bilinir. Hazırcevap, lafını sözünü esirgemeyen, kimi zaman küfür bile etmekten çekinmeyen yönaa, tök birisidir. Köylüler onu kızdırıp sevmediklerine; hatta kendilerine bile sövdürüp söyletirlerdi. Onun bu sözleri, küfürleri kimseye dokunmazdı.
Gençlik yıllarının hızlı geçtiği, Avanos inlerinde kadın oynatma alemlerine katıldığı anlatılır.

Aliağa’nın konukseverliği de meşhurdur. Odasına oturmaya gelenlere her akşam  kendi eliyle yaptığı kahveden ikram eder, yolda kalanları, çerçileri, dilencileri odasında ağırlardı.



Ali Ağa, 1950’li yılların sonlarına değin aşırı dercede Bölükbaşıcı imiş. Yeğeni Nail’in Ahmet’i ayağındaki rahatsızlığı nedeniyle Ankara’ya götürüp Bölükbaşı’dan bizzat ilgilenmesi ricasında bulunmak için evine gittiklerinde, Bölükbaşı’nın onları gecelik giysiler içinde karşılayıp olumsuz tavır göstermesine çok üzülmüş. Bu olaydan sonra köye geldiklerinde ulu orta, her yerde, giydiği geceliğe gönderme yaparak; “Bölükbaşı bizi kadın entarisi giyinmiş olarak  karşıladı, ben onun erkekliğinden bile şüpheliyim!” diye sık sık anlatması, küfürler etmesi üzerine, o günlerin aşırı Bölükbaşı yandaşları  Zavrak’ın Mulla, Havuz’un Dede ve başkalarının saldırısı sonucunda dayak yemesi ile Halk Partili oldu, ölesiye değin de son partisini bırakmadı, diye anlatılır.

Yaşamının son yıllarında sakal bırakmış, sözüm ona yaşamına çekidüzen vermişti. Buna rağmen yazın tatil için memleketine dönen Almancıların aşırı ısrarları sonucu(!) bir iki kadeh içki içtiği de olurdu. Fakat kendini tümden salıvermez, üzerine içki dökülmesin diye sakalını mendille kapatır ya da yemek niyetine içiyormuş gibi içkinin içine bir çimdik tuz katardı.

Köydeki sülalelerin kökenleriyle, özellikleriyle ilgili espirili tesbitleri olurdu: “Karayusuflunun iti, Handillinin selesi, Kırımlının uşağı, Kızılhalillinin kızı, Şehirliuşağının konağı olsam; Delioğlanlıya akıl danışsam, Kırımlı ile tarla bölüşsem, gibi.

Ölmeden önce iki kez yüksek tansiyon nedeniyle felç tehlikesi geçirdi. İlkinde biraz düzeldiyse de ikincinde birkaç gün komada kaldıktan sonra öldü.

Aliağa ile ilgili öyküler, köyümüzün sözlü anlatımlarında önemli yer tutar. O, bize ait bir Nasrettin Hoca’dır. (Ö.1973).

Yönaa: Aksi (yönü eğri).

Tök: Aksi, kendi bildiğinden şaşmaz.       


Aşağıda, Aliağa’ya ait 26 anı aktaracağız!

Celalettin Ölgün