• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam14
Toplam Ziyaret473439
Resim Tanıtım Köşesi

 Kurbağa Prenses
Güzel sanatlar ve bilim, demokrasi ve hoşgörünün kaynağıdır! Güzel sanatların ve bilimin önemsenmediği toplumlarda demokrasi olmaz!

Çağdaş dünyada, demokrasiyi tam anlamıyla uygulayan toplumlar, güzel sanatlara ve deneysel metoda dayalı bilimsel bilgiye önem veren toplumlardır!

Güzel sanatlar, bilimin, yaratıcılığın ve hümanizmin anasıdır. Güzel sanatlar, insansal duyguların dostu, içgüdüsel duyguların da düşmanıdır.

İnsanı insanlaştıran güzel sanatlar ve bilimdir. İnsan hayatta ne kadar bilgilenmiş ve ne kadar güzel sanatlarla ilgilenmişse, o oranda insansal değerlere ulaşmıştır.

Musa Kâzım YALIM

Köşektaş Hikayeleri

Köşektaş’ı, insanını ve geçmişini, tümdengelimle değil, aldığı duyumlar ve yaptığı gözlemlerle anlatarak, gösterilmek isteneni değil, varolanı(!) göstermiş olan Celalettin Ölgün öğretmenimize çok teşekkür ediyoruz!

kosektas.net

Köyümüzde geleneklerin  birçoğu yıllardır hiç değişmeden yaşatılır. Kış mevsiminin yarıya bölündüğü, on beş, on yedi Şubat  günleri arasında düzenlenen  “Saya” olarak bilinen oyun da bunlardan biridir. Saya, eski Türk geleneklerinden olup, kuzuların ana karnında tüylenmeye başladığı günlerde yapılan bir kutlamadır.

“En iyi sayayı Kelik Derviş donatır” derlerdi. Sayada, elinde palaskasıyla önüne geleni  döven, yüzü tava karasıyla boyanmış “Arapoğlu”, koldan kola uzun bir sopa geçirilmiş beyaz giysiler içindeki “şebek”, kadın giysileri giymiş ama kim olduğu belli olmayan erkek “gelin”,  çoban kürküne sarılmış “ayı”, ”köse” ve tef çalıp türkü söyleyerek bunları oynatan gençler,  Kelik Derviş’in  elinde yeni bir kimlik kazanırdı.

Sayanın oynadığı evlerden yağ, bulgur, şeker, para toplanır, sonra bunlar paylaşılırdı. Tefçi dışında tüm oyuncuların arkalarında en büyüğünden zil ya da “çan”ın çıkardığı ses sayanın görkemiyle orantılı olurdu ve bu ses köyün öbür başında bile duyulmalıydı. Köyün tüm evleri - eğer saya geliyor diye ışıkları söndürüp içeri saklanmamışlarsa -  dolaşılır, her kapıda saya oynardı.

Geçmiş yılların birinde Kelik Derviş’in evinde yine görkemli bir saya donatılmış. Türkücü, tefçi olarak Sahre’nin Hacı görevlendirilmiş. Epey bir dolaşmadan sonra iriyarılığıyla ün salmış ve Kocaoğlan namıyla bilinen Yusuf’un (Şahin) evine gelinmiş. Kocaoğlan kapıya çıkar çıkmaz Hacı tutturmuş türküsünü:

Ortaköy’ün yağmuru, Kocaoğlan
Çıkamıyom çamuru, Kocaoğlan
Kocaoğlan’ın ayağı, Kocaoğlan
Canı istiyor dayağı, Kocaoğlan...

Hacı türküsünü söylerken, gelin rolünde oynayıp dans eden Kocaoğlan’ın oğlu Asım’dan başkası değilmiş. Kocaoğlan ilk başta kendisiyle alay edildiğini anlamamış, ama daha sonra, Kocaoğlan şöyle, Kocaoğlan böyle söylemlerinin uzamasıyla, aklı başına geldikten ve söylenenleri kavradıktan sonra, eline aldığı bir sopayla;

“Ne diyo bunlar lan!” diyerek sayacıları kovalaması bir olmuş.

Köşektaş düğünlerinin renkli simaları Kel Köçek ile Kelik Derviş yanyana ve kolkolalar.


Kelik Derviş: Derviş Tek. Kurtuluş Savaşı gazisidir. Yarı erkek yarı kadın bir yaşam tarzı sürer; giyim ve davranışlarıyla kadınlara özenirdi.

1974 yılında ölmüş.

Kocaoğlan: Yusuf Şahin. Kurtuluş Savaşı’na katılmış fakat daha sonra kaçmıştır. Bu sebepten dolayı İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanmış, idama mahkum olmuş, daha sonra afla kurtulmuştur.
1983 yılında ölmüş.