Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam26
Toplam Ziyaret518129
Gazetenin Yararları

Senelerce seni ne hâlden
ne hâle soktuk.

Sineklik yaptık vurduk, perde yaptık gerdik. Açtık masaya serdik, katladık masa ayağının altına koyduk. Origami ile şapka ve oyuncak yaptık. Manav, balıkçı, pazarcı için kese kâğıdına, yemişçi için külaha döndürdük. Kasaba, bakkala manşetli, bulmacalı ambalaj kâğıdı yaptık. Yelpazenle serinledik, hurdanı sattık sebeplendik. Maçlarda minderimiz, kazalarda kefenimiz oldun. Raflarımız seninle kaplandı, taşınırken bardaklarımız sayende kırılmadı. Boya badanada kirden yerleri, mısır kestane yerken de sıcaktan ellerimizi korudun. Yasaklı kitapları da seninle kapladık. Uçaklar, uçurtmalar yaptık uçurduk, patronlar yaptık kumaş biçtik. Top oldun oynadık, ayakkabımız delinince pençe yaptık. Donmuş mazot tanklarımızı seninle açtık. Ayakkabılarımız formunu seninle korudu. İnşaatlarımızın, marangozhanelerimizin, tamirhanelerimizin vazgeçilmez malzemesiydin. Pilavımız seninle güzel demlendi. Yıkanan sebzelerin suyunu, kızartmaların yağını sen aldın. Güvertede, taraçada uçuştuğun, otobüste katlanmadığın için sana kızdık. Camlarımızı tertemiz yaptın, telefon numaralarını, notlarımızı tuttun. Kuponlarınla evlerimizi döşedin, vitrinlerimiz çanak çömlek, ansiklopedi ve kitap doldu. Sayende müzik setlerimiz, televizyonlarımız, kap kaçaklarımız oldu(!) Sobamız, mangalımız, şöminemiz senin aşkınla tutuştu. Sırtımıza VICKS sürülünce üstüne örttük, iyileştik. Baca deliklerini seninle kapadık, kedimizin, kuşumuzun pisliğinden seninle arındık.

Seni yeterince okumamış olmaktan da: - Aman canım okunacak ne var ki(!) dedik, kurtulduk. Velhasıl, okumak için daha az söylesek de her iş için: - Versene ordan bi gaste! dedik. Adını bile doğru söyleyemedik. Bak! Ne hâle geldik.

Kapatıldın açıldın, alındın satıldın. Okunman bazen suç oldu yasaklandın ama zaten pek okunmadın. Seni okumadığımıza kızmadın umarım.

Hoş, seninle bu kadar işimiz varken nasıl okuyabilirdik ki?



Öncel İPEKÇİ, Metin Yazarı,

6 Eylül 2012
Köşektaşlılar Brüksel'de bir düğünde buluştu

Geçen hafta, 31 Mart 2012 Cumartesi günü, Brüksel’de, Köşektaşlı Muhterem Fidan ile Bayram Fidan’ın kızı Nurdan’ın düğünündeydik. Avrupa‘nın dört bir yanından düğüne gelmiş Köşektaşlılarla sohbet ederken, Yusuf Şeref, salonun giriş kapısını işaret ederek, „Bakın, bakın kim geliyor! dedi. Hepimiz birden başımızı o yöne çevirdik, ancak şaşırmadık. Şaşırmadık, çünkü gelen Oğuz Akdemir’di ve orada bulunan herkes biliyordu ki, her kim, her ne zaman, Avrupa'nın her neresinde olursa olsun, Oğuz Akdemir‘le karşılaşabilirdi. 



Fırsat bulduğumuzda, özellikle de yemek ve takı esnasında, Oğuz Akdemir’le, Deniz Şahin’le, Adem Fidan’la, Bayram Fidan’la, Levent Fidan’la, Nihan Uçar’la, Şerif Şeref’le, Saadettin Şeref’le, Yusuf Şeref’le ve daha bir çok Köşektaşlı’yla hem bol bol konuştuk, sohbet ettik, hasret giderdik, hem de Köşektaş'a tepeden bakmanın, Köşektaş'ta yaşanmış olaylara, söylenmiş sözlere nanik yapmanın nadide keyfine vardık. Kimlerden ve nelerden bahsemedik ki. Köyde Nuri Çöl’ün, Ahmet Çavuş’un çeşitli türküler eşliğinde halay çekerek, Kelik Derviş‘in, Süllü‘nün, Şaadet’in allılar türküsü eşliğinde kartala giderek, Köşektaş düğünlerini ne denli şenlendirdiklerinden, renklendirdiklerinden tutun, evinin altına özene bezene ekmek fırını yapan ve özene bezene yaptığı bu ekmek fırınını bir tane ekmek bile pişirmeden geri yıkan Musa Yüksel’e varana dek, birçok insandan ve olaydan bahsettik.



Tüm bunları konuşurken, Oğuz Akdemir, aşağıya aktaracağımız şiiri kastederek, bir zaman yazıp kosektas.net'e gönderdiği bir şiiri olduğunu, o şiirin aslında Köşektaş'ta yaşanmış çoğu olayların tercümanı olduğunu, çok aradığını, ancak bulamadığını söyledi. Bunun üzerine biz, o şiirin kosektas.net arşivinde kayıtlı olduğunu söyledik. Bunu duyunca çok sevindi. Arşivi açmamızı ve o şiiri yeniden yayınlamamızı ısrarla rica etti. Biz de onu kırmadık, arşivi açtık, şiiri bulduk ve yayınladık. kosektas.net



Altında atı, belinde kama
Koruyanın kimdi senin Köşektaş
Bohçasında binbir yama
Sınıyanın kimdi senin Köşektaş

Anlatmaya gerek var mı Samcağı
Her hastalığın vardır elbet bir ocağı
Kimin kırılırsa kolu bacağı
Sınıyanın kimdi senin Köşektaş

Sırtında tüfek, yanında tazı
Bezirden çıkardı çıranın gazı
Nerede yazılmış karpuzdaki yazı
Okuyanın kimdi senin Köşetaş

Şalvar giyip, poşu bağladı
Sıçan yapığıyla körü bağladı
Yetişin komşular kör bizi dağladı
Çağıranın kimdi senin Köşektaş

Nerden geldi o koca kaya
Kış ortasında donanırdı saya
Unu yok, suyu yok, nerede maya
Fırıncın da kimdi senin Köşektaş

Biri kaldı ziyaretin başında
Bereket var toprağında, taşında
Boynuna ip atıp o genç yaşında
Ölenlerin kimdi senin Köşektaş

Çakardı her beygire mıhınan nalı
Mecali yoktu, gayet yorgundu hali
Üzerinde sap yüklü salı
Yakanın kimdi senin Köşektaş

Kim ederdi uçakla davı
İlaç, em olurdu yılanın kavı
Demire verirdi ateşle tavı
Dövenin kimdi senin Köşektaş

Gözü açık değilsin öyleyse pişir
Çoğu işler aşikar, çoğu da sır
Ahırda inegi koymayan kısır
Çobanın kimdi senin Köşektaş

Cenger tutmuş bakırın da kalayı
Düğünlerinde türlü türlü halayı
Atmış yaşından sonra taze balayı
Yapanın kimdi senin Köşektaş

Her sene gider dayımız haca
Hanesi viran olmuş, tütmüyor baca
Okeyin başından kalkmıyor Koca
Omarça'n kimdi senin Köşektaş

Tırpan ile biçilirdi goo hıyar
Velav’ın elinde kırık bir livar
Dayama sırtını uçuyor duvar
Ustaların kimdi senin Köşektaş

Haksızım ama bana muttasıl
Bambili yemiş bitmez ki mahsul
Oğlu kızı hepsi görmüş tahsil
Eğitmenin kimdi senin Köşektaş

Misafire serilir döşek
Devenin yavrusu imiş köşek
Zıllıdıysa gelsin gene bölüşek
Bölüşenin kimdi senin Köşektaş

İşte İnternet, işte site
Ne akrabalık ne de dostluk bite
Evladından çok değeri ite
Verenin kimdi senin Köşektaş

Mis gibi kokar sebit ile çöreği
Gurbetçi‘nin yufka olur yüreği
Kavga büyüdü getir şu küreği
Döğüşenin kimdi senin Köşektaş

Bağlarda goruk ile üzüm
Sarı mankenini sarsana Guzum
Tarla mı, kesek mi, meses mi uzun
Kaçamayanın kimdi senin Köşektaş

Astabı serdin miydi dalvara
Uçkur bağla bacağındaki şavlara
Ya yırtılacak, ya yıkılacak duvara
Dayananın kimdi senin Köşektaş

Bahçesinde gül karanfil ekili
Kazamızda kaymakamın vekili
Jöle ile taralıdır kekili
Ağan kimdi senin Köşektaş

Gittikçe inceliyor tarlanın kelisi
Köyü terk eyledi Ali ile Veli´si
Seçildi mi bu senenin delisi
Seçenin kimdi senin Köşektaş

Dökümdendir çeşmesinin oluğu
Yokuş çıkmaya yetmez ki soluğu
Bu nasıl kuş diye koca culuğu
Okşayanın kimdi senin Köşektaş

Karayusuflu´nun köpeği yavuz
Memmet Emmi şairlere kılavuz
Kıraçın başında kocaman havuz
Yaptıranın kimdi senin Köşektaş

Çok yazılacak var oluyor dize
Hatıradır benden bu size
Gerek var mı daha fazla söze
Derleyenin kimdi senin Köşektaş

Dört bucağı gezdi on tekerin üstünde
Guzum derdi cümle dosta peltekçe
Acem Diyarı‘nda halat – ı menzile
Salanın kimdi senin Köşektaş

Çok zaman geçirdi Konya ilinde
Anca toparladı göçü Belsin‘de
Zor eğirdiği kamyonu bir kirli yüne
Değişenin kimdi senin Köşektaş

Oğuz Akdemir


Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
790 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Köşektaş Hikayeleri


YARENLER

Köşektaş'ta Altına Bakmadık
Taş Bırakmadık
-
Aliağa Hikayeleri

Celalettin ÖLGÜN

Gerek Köşektaş’ta gerekse çevre köylerde görülmeyen nargile içme alışkanlığı Aliağa ile başlayıp Aliağa’yla da bitmiştir. Aliağa, özel nargile tütünü (tönbeki) bulabilir miydi, yoksa kağıtlara sarılan tatlısert tekel tütünü mü sarardı bilinmez, bir taraftan nargilesini tüttürür, bir taraftan da odasında, özellikle de kış günleri, komşuları ve sevenleriyle birlikte söyleşiler yapar, kubuz atarmış. Bu odalarda yolda kalmış yolcular, konuklar ağırlanır, sohbetler edilir, görapa alınırmış.

Kıştan çıkılıp havaların ısındığı bir gün, Aliağa, odasının önüne minderini serer, nargilesini yakar ve fokurdatmaya başlar. Eğitmen Yahya’nın üç kızdan sonra doğan, el bebek gül bebek edayla, nazla büyütülen beş altı yaşlarındaki oğlu Osman ile yaşıtı Rıza’nın Lütfullah, Aliağa’nın içtiği o fokurdakla ilgilenmeye başlarlar. Ucun kıyın yanaşırlar bilmedikleri bu uzun saplı fokurdağa. Aliağa onlarla hem ilgilenir, hem şakalaşır hem de arada bir nargileden çektirir. Üç beş çekmeden sonra Osman da Lütfullah da sersemleyip düşerler. Biraz sonra Eğitmen Yahya, oğlu Osman’ı suyla, ayranla ayıltır ve götürüp yatırır. Lütfullah da kusarak kendine gelir ama Aliağa’yı bir korku sarar. Bu korku da, onu sürekli söyletip işleten komşusu Sülü’nün de payı vardır. Sülü sürekli Aliağa’ya suçunun büyüklüğünü hatırlatmakta, Sabriye gelirse şöyle yap, böyle yalan söyle, diyerek onu telaşlandırmaktaymış. Aliağa da gelip gidenlere: “Şimdi Sabriye gelir de, edeceğini ettin, Osmanımı öldürdün!” derse ben ne yaparım! Jandarmalar gelip kolumu bağlar da, “Aliağa yarenlik ettiğin arkadaşların  bunlar mıydı?” diye sorarsa,  ben ne cevap veririm, diye söylenirmiş.

Aliağa: Ali Yılmaz.
Tatlısert tekel tütünü: Tekelin Bitlis tütününden elde ederek piyasaya sürdüğü sarmalık sigara tütünü.
Tönbeki: Aromasız, sert içimli, hakiki nargile.
Eğitmen Yahya: Yahya Doğan.
Rıza: Rıza Özdoğan.
Kubuz atma: Boş konuşma, dereden tepeden söyleşi.
Görapa alma: Hoş karşılama, iyi ağırlama.
Sabriye: Sabriye Doğan.
Sülü: Süleyman Çelebi.
Yarenlik
: Arkadaşlık, dostluk, ahbaplık.

Ekleme Tarihleri:
2006-04-16, 21:32:30
2012-01-28, 23:03:26
2018-10-11, 20:48:51