Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam86
Toplam Ziyaret528286
Resim Tanıtım Köşesi
Tuval üzerine yağlıboya,
100x180 cm, 2013


Adnan Bey'in Tabloları, Resim Sanatının Biçimsel Özellikleri

Pop biçimsellik, evrensel bağlamda, dünyada, 1960’lı yıllardan beri sorgulanmaktadır. Türk resminde ise sanatçıların, tümden olmasa da, ara devrelerinde zaman zaman uğradıkları pop yaklaşım konusu, Yalım’ın elinde, sanatının yaşamsal amacı haline gelmiştir. Sanatçı, pop biçimselliğin kendine özgü ironik, figüratif yaklaşımlarını benimserken, diğer taraftan kendine ait fantastikleşen renk vurgularını  da gözler önüne sermekten kaçınmamaktadır. İşte bu noktada sanatçının değişik ve kendine ait olan yanı da, öncelikle biçim dili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Çünkü renk tercihleri, tamamen resimlerinin kosmozunu da belirleyen bir özellik olmaktadır. Ayrıca resim yüzeylerini gerek boyayı kullanarak iki boyutlu, gerekse -ptik espriyi değerlendirerek üç boyutlaşan tuval gövdelerine ayırmaktadır. Bu ayırmalar mekânla ilgili boyutlaştırma çabaları olarak ayrıca dikkat çekmektedir.

Özkan Eroğlu

Köşektaşlılar Brüksel'de bir düğünde buluştu

Geçen hafta, 31 Mart 2012 Cumartesi günü, Brüksel’de, Köşektaşlı Muhterem Fidan ile Bayram Fidan’ın kızı Nurdan’ın düğünündeydik. Avrupa‘nın dört bir yanından düğüne gelmiş Köşektaşlılarla sohbet ederken, Yusuf Şeref, salonun giriş kapısını işaret ederek, „Bakın, bakın kim geliyor! dedi. Hepimiz birden başımızı o yöne çevirdik, ancak şaşırmadık. Şaşırmadık, çünkü gelen Oğuz Akdemir’di ve orada bulunan herkes biliyordu ki, her kim, her ne zaman, Avrupa'nın her neresinde olursa olsun, Oğuz Akdemir‘le karşılaşabilirdi. 



Fırsat bulduğumuzda, özellikle de yemek ve takı esnasında, Oğuz Akdemir’le, Deniz Şahin’le, Adem Fidan’la, Bayram Fidan’la, Levent Fidan’la, Nihan Uçar’la, Şerif Şeref’le, Saadettin Şeref’le, Yusuf Şeref’le ve daha bir çok Köşektaşlı’yla hem bol bol konuştuk, sohbet ettik, hasret giderdik, hem de Köşektaş'a tepeden bakmanın, Köşektaş'ta yaşanmış olaylara, söylenmiş sözlere nanik yapmanın nadide keyfine vardık. Kimlerden ve nelerden bahsemedik ki. Köyde Nuri Çöl’ün, Ahmet Çavuş’un çeşitli türküler eşliğinde halay çekerek, Kelik Derviş‘in, Süllü‘nün, Şaadet’in allılar türküsü eşliğinde kartala giderek, Köşektaş düğünlerini ne denli şenlendirdiklerinden, renklendirdiklerinden tutun, evinin altına özene bezene ekmek fırını yapan ve özene bezene yaptığı bu ekmek fırınını bir tane ekmek bile pişirmeden geri yıkan Musa Yüksel’e varana dek, birçok insandan ve olaydan bahsettik.



Tüm bunları konuşurken, Oğuz Akdemir, aşağıya aktaracağımız şiiri kastederek, bir zaman yazıp kosektas.net'e gönderdiği bir şiiri olduğunu, o şiirin aslında Köşektaş'ta yaşanmış çoğu olayların tercümanı olduğunu, çok aradığını, ancak bulamadığını söyledi. Bunun üzerine biz, o şiirin kosektas.net arşivinde kayıtlı olduğunu söyledik. Bunu duyunca çok sevindi. Arşivi açmamızı ve o şiiri yeniden yayınlamamızı ısrarla rica etti. Biz de onu kırmadık, arşivi açtık, şiiri bulduk ve yayınladık. kosektas.net



Altında atı, belinde kama
Koruyanın kimdi senin Köşektaş
Bohçasında binbir yama
Sınıyanın kimdi senin Köşektaş

Anlatmaya gerek var mı Samcağı
Her hastalığın vardır elbet bir ocağı
Kimin kırılırsa kolu bacağı
Sınıyanın kimdi senin Köşektaş

Sırtında tüfek, yanında tazı
Bezirden çıkardı çıranın gazı
Nerede yazılmış karpuzdaki yazı
Okuyanın kimdi senin Köşetaş

Şalvar giyip, poşu bağladı
Sıçan yapığıyla körü bağladı
Yetişin komşular kör bizi dağladı
Çağıranın kimdi senin Köşektaş

Nerden geldi o koca kaya
Kış ortasında donanırdı saya
Unu yok, suyu yok, nerede maya
Fırıncın da kimdi senin Köşektaş

Biri kaldı ziyaretin başında
Bereket var toprağında, taşında
Boynuna ip atıp o genç yaşında
Ölenlerin kimdi senin Köşektaş

Çakardı her beygire mıhınan nalı
Mecali yoktu, gayet yorgundu hali
Üzerinde sap yüklü salı
Yakanın kimdi senin Köşektaş

Kim ederdi uçakla davı
İlaç, em olurdu yılanın kavı
Demire verirdi ateşle tavı
Dövenin kimdi senin Köşektaş

Gözü açık değilsin öyleyse pişir
Çoğu işler aşikar, çoğu da sır
Ahırda inegi koymayan kısır
Çobanın kimdi senin Köşektaş

Cenger tutmuş bakırın da kalayı
Düğünlerinde türlü türlü halayı
Atmış yaşından sonra taze balayı
Yapanın kimdi senin Köşektaş

Her sene gider dayımız haca
Hanesi viran olmuş, tütmüyor baca
Okeyin başından kalkmıyor Koca
Omarça'n kimdi senin Köşektaş

Tırpan ile biçilirdi goo hıyar
Velav’ın elinde kırık bir livar
Dayama sırtını uçuyor duvar
Ustaların kimdi senin Köşektaş

Haksızım ama bana muttasıl
Bambili yemiş bitmez ki mahsul
Oğlu kızı hepsi görmüş tahsil
Eğitmenin kimdi senin Köşektaş

Misafire serilir döşek
Devenin yavrusu imiş köşek
Zıllıdıysa gelsin gene bölüşek
Bölüşenin kimdi senin Köşektaş

İşte İnternet, işte site
Ne akrabalık ne de dostluk bite
Evladından çok değeri ite
Verenin kimdi senin Köşektaş

Mis gibi kokar sebit ile çöreği
Gurbetçi‘nin yufka olur yüreği
Kavga büyüdü getir şu küreği
Döğüşenin kimdi senin Köşektaş

Bağlarda goruk ile üzüm
Sarı mankenini sarsana Guzum
Tarla mı, kesek mi, meses mi uzun
Kaçamayanın kimdi senin Köşektaş

Astabı serdin miydi dalvara
Uçkur bağla bacağındaki şavlara
Ya yırtılacak, ya yıkılacak duvara
Dayananın kimdi senin Köşektaş

Bahçesinde gül karanfil ekili
Kazamızda kaymakamın vekili
Jöle ile taralıdır kekili
Ağan kimdi senin Köşektaş

Gittikçe inceliyor tarlanın kelisi
Köyü terk eyledi Ali ile Veli´si
Seçildi mi bu senenin delisi
Seçenin kimdi senin Köşektaş

Dökümdendir çeşmesinin oluğu
Yokuş çıkmaya yetmez ki soluğu
Bu nasıl kuş diye koca culuğu
Okşayanın kimdi senin Köşektaş

Karayusuflu´nun köpeği yavuz
Memmet Emmi şairlere kılavuz
Kıraçın başında kocaman havuz
Yaptıranın kimdi senin Köşektaş

Çok yazılacak var oluyor dize
Hatıradır benden bu size
Gerek var mı daha fazla söze
Derleyenin kimdi senin Köşektaş

Dört bucağı gezdi on tekerin üstünde
Guzum derdi cümle dosta peltekçe
Acem Diyarı‘nda halat – ı menzile
Salanın kimdi senin Köşektaş

Çok zaman geçirdi Konya ilinde
Anca toparladı göçü Belsin‘de
Zor eğirdiği kamyonu bir kirli yüne
Değişenin kimdi senin Köşektaş

Oğuz Akdemir


Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
983 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

"Öpücük’’, (1882)
Francesca da Rimini
Artist: Auguste Rodin

Sanatın Toplumsal İşlevi

“Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu!”

Stefano d’Anna’nın, “Size öğretilen ve anlatılan dünyanın, anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır. Korkmanız, çekinmeniz, endişe etmeniz gerektiği söylenen her şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir. Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği hâliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir. İnsan korkusuz doğar. Korku, zorla öğretilir,” diye betimlediği korku imparatorluğunun kollarında yabancılaşan insan(lık) tablosu Munc’un resmettiği ‘Çığlık’tan başka bir şey değildir…

Savaşla, yıkımla, yoksullukla, kan ve gözyaşıyla beslenen karanlık ‘Çığlık’ tablosunda insan(lık)ın umudu yine insan(lık)a ait devrimci sanatta ve isyandadır.

Çünkü yaratıcı sanat, savaş yıkıcılığına karşı duran; durmakla kalmayıp iyi, güzel ve doğrunun önünü açan bir dinamiktir. Tıpkı Ingeborg Bachmann’ın ifadesindeki üzere: “Bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Bir gün gelecek, insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür kalacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz olacak, bütün bir yaşam boyunca sürecektir…”

Sözü edilen özgürlüğün yaratılmasında barış için savaşan devrimci sanatın rolü büyük olacaktır…

“Nasıl” mı? Gayet basit: Sanat, insan(lık)ı hakikâte ulaştırır. Onunla gerçekleri tanır, tanımlar ve tahayyül ederek, harekete geçeriz.

Onun görevi, kopya etmek değil, ifade ederek, yol açmaktır.

Michel Foucault kaygılarını, “Beni şaşırtan, toplumumuzda sanatın bireylere ya da hayata değil de yalnızca nesnelere ilişkin bir şey durumuna gelmesi,” diye dillendirirken; Louis Aragon da ekler: “Yeni sanat, aynı zamanda hem ağacı hem ormanı gösteren, onları neden gösterdiğini bilen, ‘sanat sanat içindir’den mümkün olduğunca uzak, insana yardımcı olmak, yaşam yolunu aydınlatmak tutkusu içinde olan, yaşam yolunun anlamını da hesaba katan ve bu yolculuğun öncülüğünü yapan kaçınılmaz, zorunlu bir yeni gerçekçiliktir”!

Evet devrimci sanat yalnızca kendisine verilenle değil, verilmiş olanın imgelemiyle de yaratır dünyasını. İmgelem yetisi, dolayısıyla soyutlama edimi olmadan, nitelikli bir geçmiş, bugün ve kendine özgü bir kültür yaratamaz devrimci sanat…

Ancak şu da unutulmamalı: Sanatçı, diğer insanların ne istediğini fark edip, bu talebi karşılamaya çalıştığı anda, sanatçı olmaktan çıkar. Sıkıcı veya eğlenceli bir esnaf, dürüst veya sahtekâr bir ticaret insanı olur…

Temel DEMİRER