• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret480611
Resim Tanıtım Köşesi

Adnan Bey'in Tabloları, Resim Sanatının Biçimsel Özellikleri

Pop biçimsellik, evrensel bağlamda, dünyada, 1960’lı yıllardan beri sorgulanmaktadır. Türk resminde ise sanatçıların, tümden olmasa da, ara devrelerinde zaman zaman uğradıkları pop yaklaşım konusu, Yalım’ın elinde, sanatının yaşamsal amacı haline gelmiştir. Sanatçı, pop biçimselliğin kendine özgü ironik, figüratif yaklaşımlarını benimserken, diğer taraftan kendine ait fantastikleşen renk vurgularını  da gözler önüne sermekten kaçınmamaktadır. İşte bu noktada sanatçının değişik ve kendine ait olan yanı da, öncelikle biçim dili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Çünkü renk tercihleri, tamamen resimlerinin kosmozunu da belirleyen bir özellik olmaktadır. Ayrıca resim yüzeylerini gerek boyayı kullanarak iki boyutlu, gerekse -ptik espriyi değerlendirerek üç boyutluşan tuval gövdelerine ayırmaktadır. Bu ayırmalar mekânla ilgili boyutlaştırma çabaları olarak ayrıca dikkat çekmektedir.

Özkan Eroğlu

Atatürk Geliyor Dediler
Öğretmenliğimin ilk yıllarında Kurtuluş Savaşı Gazilerimiz yetmişli yaşlarda idiler. Ben bu Gazilerimizi Cumhuriyet Bayramlarında okula davet eder, anılarını anlatmalarını rica ederdim. Hiç nazlanmadan gelirler anlatırlardı. Ama ne yazık ki, ne yazılı ne sözlü hiç birini kayıt altına almayı düşünemedim ve geçip gittiler. Bu yüzden daima içimde bir pişmanlık yaşarım. Galiba bu pişmanlıktan olacak nerede yaşlı birini görsem eşelerim. Konuşturur, kayda değer bulduklarımı not alırım.

Abdullah Yılmaz Sağlık , nüfus cüzdanında 1917 yazsa da kendisi 1915 doğumlu olduğunu söylüyor. Çünkü annesi, O bir buçuk yaşındayken 1917’de ölmüş, arkasından üç hafta sonra da babası.

“Babam Şuayıp, Pehlivan oğulları olarak anılır. Padişah Ordusunda, Muhafız Alayında Başçavuş olarak çalışmış. Sonra da Yemen’e vermişler. Ben, eniştemin yanında büyüdüm.

1936 yılında Nevşehir Ortaokulunu bitirdim. Ortaokulun ilk iki yılını Niğde’de okudum.

Niğde’de Arnavut Cafer adını taktığımız bir müzik öğretmenimiz vardı. Müzik dersini çok ciddiye alırdı. Bir gün beni tahtaya kaldırdı. Müzisyenin birinin hayatını sordu. “Kilise müziğini idare etmiş diyeceğim yerde, kilise çalgısını idare etmiş’ deyince hoca çok sinirlendi ve bana sıfır verdi. Baktım müzikten sınıfta kalacağım. Naklimi Nevşehir Ortaokuluna aldırdım.

Adana Öğretmen Okuluna sınavsız girdim. Üç yıl okuduktan sonra, öğretmen olarak 1939 yılında, Malatya Darende ilçesine bağlı Balaban Nahiyesine gittim. İlk Maaşım kırk yedi lira idi. Bekardım. 1, 2, 3 sınıfı bir arada okuttum. Seksen beş öğrencim vardı. 4. ve 5. sınıfı Başöğretmen okutuyordu.

“Hocam, ‘bekardım’ dediniz, çeşme başında hiç kızlara baktınız mı?”

“Hayır, dürüsttüm.”

“Çeşme başında kızlara bakmanın dürüstlükle ilgisi ne idi?”

“Kızlara bakmak, terbiyesizlik, ahlaksızlık sayılırdı.”

“Delikanlılığınız, öğrenciliğiniz tam Atatürk zamanına denk geliyor. Hiç onunla karşılaştınız mı?”

“Galiba 1935 yılında Niğde Ortaokulundayken ‘Atatürk geliyor’ dediler. Herkes İstasyona koştu. Vakit akşamdı. Elektrik olmadığından sokaklar karanlıktı. Mustafa Kemal Atatürk, tren penceresinden el salladı, öyle gördüm. Beden Eğitimi Öğretmeni Kemal Bey, ‘Yaşasın Çanakkale Kahramanı, ’ diye bağırınca, aynı şekilde halk da bağırdı. Gemici fenerleri eşliğinde trenden indi. Sonra da Halk evine gitti ve herkes evine dağıldı.

Atatürk’ü ikinci kez 1938 yılında Adana’da gördüm. Öğleden sonraydı. Geleceğini duyduk. Öğretmen Okulu ikinci sınıftaydım. Bu kez, yakından görmek istedim. İstasyona gitmek yerine, şehir ile istasyon arasındaki yolda bekledim. Çünkü istasyonlar o geleceği sırada çok kalabalık oluyordu. Araba ile yoldan geçerken, aramızdaki mesafe On metreden azdı.”

“Sizde ne izlenim bıraktı?”

“O an çok kısaydı. Araba hızla geçti.”

1963 yıllarında, Avanos’ta Ali Görücü adında, iki evli bir doktor vardı. Onun kayınvalidelerinden biri, seksen yaşında Selanik göçmeniydi. Bu kadın, zamanında Atatürk’ün komşusu imiş. Karlı bir kış günü Mustafa Kemal evlerinin önünden geçerken ona kar topu fırlatmış. O da Mustafa Kemal’ı annesi Zübeyde Hanıma şikayet etmiş. Bunun üzerine bir daha komşu kızına kar topu atmamış.

Cumhuriyet döneminde bir gün Atatürk İzmir’e gelir. Kadın da İzmir’de Ata’yı karşılamaya gider. Yol kıyında bir telgraf direğine yaslanıp Atatürk’ü beklerken Atatürk ile göz göze gelirler. Kadın kendini tanıtacağı sırada dili tutulur, konuşamaz. Bu hikayeyi bizzat kadından dinledim.

Okuttuğum sınıf ile kadının ziyaretine gitmiştik sadece bu anıyı dinlemek için. Yani önceden duymuştuk böyle bir kadının varlığını.

Anılar çok, ama hangisi kalıcı olur ben gidince bilemem. Şiirlerim var. Bir kısmı yerel gazetelerde yayınlandı. Bazısı kayboldu. Diğerleri duruyor. Yaşım bu. Onları yazdığın yerlerde benim için yayınlatırsan sevinirim.”

“Herkes gibi uzun yaşın sırrını sorayım Hocam?”

Dudak tiryakiliği yaptım, ama çok az. Kuşkusuz yine de zararı oldu. Irmakta yüzdüm. Dört kişi ırmakta beni suya basmaya uğraşırdı ama başaramazdı, yani güçlüydüm. Voleybol, futbol ve güreşle ilgilendim. Bağ bahçede çok çalıştım. Fakat çok yemedim. Kırk yaşından sonra devamlı bisiklete bindim. Yoğurdu severim. Çay ve kahveyi fazla kullanmadım. Kırk yaşına kadar sarhoş olduğum çok oldu. Ama sonra hatırlamıyorum, ölçülü gittim.”

“Öğrencilerini özler misin?”

“Seksen yaşına kadar evet özledim. Ama sonra pek değil.”

“Öğretmen, yazar arkadaşın biri, emekli olunca, özlemini dile getiren bir yazıya ‘yavrularım nerdesiniz’ diye başlık atmış.”

“Oo! Çok etkili bir başlık.”

“Hocam, teşekkür eder, ellerinden öperim. Diğer anlattıkların ve şiirlerin notlarımda.”

Hüseyin Seyfi
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      693 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Kitap Tanıtım Köşesi

Çeşitli konularda yazılar yazarak ve araştırmalar yaparak bizi bilgilendiren seçkin öğretmenimiz Hüseyin SEYFİ'ye  minnettarız! Ona yüreğimizin derinliklerinden teşekkürler sunarız!

kosektas.net

PUDUHEPA
- Altı yüz sayfaya yaklaşan bir kitap. Yazarı Prof. Dr Ahmet Ünal. Kitabın adı, Eskiçağ Anadolu Toplumlarında Puduhepa ve Zamanı. 2014 baskı. Eskiçağ meraklılarının keyifle okuyacakları bir eser diyebilirim. Kitapta, en etkili Hitit kraliçelerinden olan Puduhepa'nın yaşamı tüm yönleriyle anlatılıyor. Arkeolojik kazılardan elde edilen Hititlere ait tabletlerin dilimize aktarılışıyla birlikte, Hititlerde sosyal yaşam, kadının yeri, yasalar, savaşlar, antlaşmalar, inançlar, törenler gibi konulara geniş bir şekilde yer veriliyor. Ayrıca karşılaştırmalı olarak Eskiçağ uygarlıklarında kadının sosyal statüsüne vurgu yapılıyor. Kitaptan değişik sayfalardan bazı alıntılar kitap hakkında az da olsa bir fikir verebilir sanıyorum.

"Puduhepa sıradan bir rahibin kızı. Kadeş Savaşından sonra (M.Ö 1273) o zamanlar ikiye bölünmüş olan Hitit devletinin Orta Anadolu'da kalan kısmına hükmeden ve bir nevi korsan krallık tahtında oturan III. Hattuşili ile evlendikten sonra, hem kocası hem de onun yerine geçen üvey oğlu IV. Tuthaliya zamanında yaklaşık kırk yıl boyunca ( M:Ö 1273-1233) Hakmis ve Hattuşa'da ana kraliçelik yapmış yabancı bir kadındır.
Bir kültür tarihçisinin haklı olarak belirttiği gibi, dünyamızın bundan 3.5 milyar yıl önce çıktığı düşünülüp tarihi olaylar bir kronoloji şeridine dizildiğinde, Gudea, Hammurabi, Puduhepa, İskender ve Kleopatra ve daha nice insanların daha dün yaşamış gibi bize kapı komşusu gibi yakın gelmeleri gayet doğaldır. Puduhepa gerçekten dayanılmaz cazibeye sahip, çok güzel bir kadın mıydı da bir erkeğin, yani kocası III. Hattuşili'nin gölgesine sığınmak suretiyle Hitit kraliyet sarayında bu kadar etkin olmayı başarmıştı?
Hattuşa çivi yazılı devlet arşivlerinde bize resmi yazılı belge bırakan ve Hitit devletinin kurucusu olarak kabul edilen ilk kral Hatti dilinde "hükümdar" anlamına gelen Labarna-tabarna ünvanını da taşıyan I. Hattuşilidir. Hattuşili'nin saltanatı, çiftçi, çoban ve çapulcu bir kavmin yeni yeni kurmakta olduğu kabile devletinin en belirgin izleri ile doludur.
Puduhepa'yı iyi tanımanın yollarından birisi kuşkusuz kendisine en yakın kişi olan kocasını anlamaktan geçer. Hattuşili'nin daha çocuk yaşta başladığı kariyer çok çeşitli ve zengindir.

Puduhepa ömrünün sonlarına doğru iyice yaşlanmış ve saray içinde olur olmaz herkese rezil olmaya başlamıştı. Şimdi artık dul da kaldığı için biricik kocasının desteğinden yoksundu. Kızları evlenip gitmişlerdi, oğlan çocukları ise kim olduklarını ve yaptıklarını bilmiyoruz. Bu açıdan bakıldığında onun sonu da muhtemelen Kösem Sultanınkinden farklı olmamıştır. Sanki kendisinden sürdüğü bunca sefanın hesabı sorulmakta bir nevi intikam alınmaktaydı. En sıradan saray seyisleri bile onunla alay etmeye ve elindeki atları ve memleketinden gönderilen kuruyemişleri zorla almaya başlamışlardı. Kısa sayılamayacak ömrü boyu çevirdiği dolaplar ruh dünyasının içine iyice işlemişti ve dengesi çok bozulmuştu..."
Ne zaman, nerede ve nasıl öldü, Hatti'de mi, yoksa memleketi Lawazantiya'da mı defnedildi, gene yanıtı verilmeyen sorular arasındadır. Zaten hiçbir Hitit kralı ve kraliçesinin mezarı bulunamamıştır ki onunki bulunsun.
Mezarlar ve mezarlıklar, ölü gömme adetleri, Hitit arkeolojisinin muammalı soruları arasındadır.

Hüseyin SEYFİ