Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam56
Toplam Ziyaret575112
Film Tanıtım Köşesi

Son Tren

Der Letzte Zug / The Last Train

Son Tren, 2006 Almanya Çek Cumhuriyeti ortak yapımı dramatik savaş filmidir. Joseph Vilsmaier ve Dana Vávrová'nın birlikte yönettikleri filmin başlıca rollerinde Gedeon Burkhard, Lena Beyerling ile Türk kökenli İsviçreli oyuncu Lale Yavaş ve Türk kökenli Alman oyuncu Sibel Kekilli oynamışlardır.

Yıl 1943. II. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Berlin'den toplanan bir grup Yahudi, katır vagonlarında toplama kampı Auschwitz'e doğru yola çıkar. Su ve yemek verilmeyen insanların çoğu bu acı dolu yolculuk sırasında hayatını kaybeder. Ancak yaşam savaşı geride kalanlar için devam etmektedir. Eski yaşantılarına özlem duyan ve farklı sınıflardan gelen bir avuç insan artık aynı kaderi paylaşmaktadır. Bir türlü bitmek bilmeyen zorlu yolculuk sinirlerin harap olmasına ve dengesiz davranışlara sebep olur.

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Atatürk Geliyor Dediler
Öğretmenliğimin ilk yıllarında Kurtuluş Savaşı Gazilerimiz yetmişli yaşlarda idiler. Ben bu Gazilerimizi Cumhuriyet Bayramlarında okula davet eder, anılarını anlatmalarını rica ederdim. Hiç nazlanmadan gelirler anlatırlardı. Ama ne yazık ki, ne yazılı ne sözlü hiç birini kayıt altına almayı düşünemedim ve geçip gittiler. Bu yüzden daima içimde bir pişmanlık yaşarım. Galiba bu pişmanlıktan olacak nerede yaşlı birini görsem eşelerim. Konuşturur, kayda değer bulduklarımı not alırım.

Abdullah Yılmaz Sağlık , nüfus cüzdanında 1917 yazsa da kendisi 1915 doğumlu olduğunu söylüyor. Çünkü annesi, O bir buçuk yaşındayken 1917’de ölmüş, arkasından üç hafta sonra da babası.

“Babam Şuayıp, Pehlivan oğulları olarak anılır. Padişah Ordusunda, Muhafız Alayında Başçavuş olarak çalışmış. Sonra da Yemen’e vermişler. Ben, eniştemin yanında büyüdüm.

1936 yılında Nevşehir Ortaokulunu bitirdim. Ortaokulun ilk iki yılını Niğde’de okudum.

Niğde’de Arnavut Cafer adını taktığımız bir müzik öğretmenimiz vardı. Müzik dersini çok ciddiye alırdı. Bir gün beni tahtaya kaldırdı. Müzisyenin birinin hayatını sordu. “Kilise müziğini idare etmiş diyeceğim yerde, kilise çalgısını idare etmiş’ deyince hoca çok sinirlendi ve bana sıfır verdi. Baktım müzikten sınıfta kalacağım. Naklimi Nevşehir Ortaokuluna aldırdım.

Adana Öğretmen Okuluna sınavsız girdim. Üç yıl okuduktan sonra, öğretmen olarak 1939 yılında, Malatya Darende ilçesine bağlı Balaban Nahiyesine gittim. İlk Maaşım kırk yedi lira idi. Bekardım. 1, 2, 3 sınıfı bir arada okuttum. Seksen beş öğrencim vardı. 4. ve 5. sınıfı Başöğretmen okutuyordu.

“Hocam, ‘bekardım’ dediniz, çeşme başında hiç kızlara baktınız mı?”

“Hayır, dürüsttüm.”

“Çeşme başında kızlara bakmanın dürüstlükle ilgisi ne idi?”

“Kızlara bakmak, terbiyesizlik, ahlaksızlık sayılırdı.”

“Delikanlılığınız, öğrenciliğiniz tam Atatürk zamanına denk geliyor. Hiç onunla karşılaştınız mı?”

“Galiba 1935 yılında Niğde Ortaokulundayken ‘Atatürk geliyor’ dediler. Herkes İstasyona koştu. Vakit akşamdı. Elektrik olmadığından sokaklar karanlıktı. Mustafa Kemal Atatürk, tren penceresinden el salladı, öyle gördüm. Beden Eğitimi Öğretmeni Kemal Bey, ‘Yaşasın Çanakkale Kahramanı, ’ diye bağırınca, aynı şekilde halk da bağırdı. Gemici fenerleri eşliğinde trenden indi. Sonra da Halk evine gitti ve herkes evine dağıldı.

Atatürk’ü ikinci kez 1938 yılında Adana’da gördüm. Öğleden sonraydı. Geleceğini duyduk. Öğretmen Okulu ikinci sınıftaydım. Bu kez, yakından görmek istedim. İstasyona gitmek yerine, şehir ile istasyon arasındaki yolda bekledim. Çünkü istasyonlar o geleceği sırada çok kalabalık oluyordu. Araba ile yoldan geçerken, aramızdaki mesafe On metreden azdı.”

“Sizde ne izlenim bıraktı?”

“O an çok kısaydı. Araba hızla geçti.”

1963 yıllarında, Avanos’ta Ali Görücü adında, iki evli bir doktor vardı. Onun kayınvalidelerinden biri, seksen yaşında Selanik göçmeniydi. Bu kadın, zamanında Atatürk’ün komşusu imiş. Karlı bir kış günü Mustafa Kemal evlerinin önünden geçerken ona kar topu fırlatmış. O da Mustafa Kemal’ı annesi Zübeyde Hanıma şikayet etmiş. Bunun üzerine bir daha komşu kızına kar topu atmamış.

Cumhuriyet döneminde bir gün Atatürk İzmir’e gelir. Kadın da İzmir’de Ata’yı karşılamaya gider. Yol kıyında bir telgraf direğine yaslanıp Atatürk’ü beklerken Atatürk ile göz göze gelirler. Kadın kendini tanıtacağı sırada dili tutulur, konuşamaz. Bu hikayeyi bizzat kadından dinledim.

Okuttuğum sınıf ile kadının ziyaretine gitmiştik sadece bu anıyı dinlemek için. Yani önceden duymuştuk böyle bir kadının varlığını.

Anılar çok, ama hangisi kalıcı olur ben gidince bilemem. Şiirlerim var. Bir kısmı yerel gazetelerde yayınlandı. Bazısı kayboldu. Diğerleri duruyor. Yaşım bu. Onları yazdığın yerlerde benim için yayınlatırsan sevinirim.”

“Herkes gibi uzun yaşın sırrını sorayım Hocam?”

Dudak tiryakiliği yaptım, ama çok az. Kuşkusuz yine de zararı oldu. Irmakta yüzdüm. Dört kişi ırmakta beni suya basmaya uğraşırdı ama başaramazdı, yani güçlüydüm. Voleybol, futbol ve güreşle ilgilendim. Bağ bahçede çok çalıştım. Fakat çok yemedim. Kırk yaşından sonra devamlı bisiklete bindim. Yoğurdu severim. Çay ve kahveyi fazla kullanmadım. Kırk yaşına kadar sarhoş olduğum çok oldu. Ama sonra hatırlamıyorum, ölçülü gittim.”

“Öğrencilerini özler misin?”

“Seksen yaşına kadar evet özledim. Ama sonra pek değil.”

“Öğretmen, yazar arkadaşın biri, emekli olunca, özlemini dile getiren bir yazıya ‘yavrularım nerdesiniz’ diye başlık atmış.”

“Oo! Çok etkili bir başlık.”

“Hocam, teşekkür eder, ellerinden öperim. Diğer anlattıkların ve şiirlerin notlarımda.”

Hüseyin Seyfi
  
841 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Şiir Tanıtım Köşesi
 
Türk şiirinin devi Hasan Hüseyin Korkmazgil'in "Evler ve Dünyalar" adlı bu şiirini siz ziyaretçilerimizle paylaşmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net


dün gece yine muhammed vardı evlerinde

- evleri gece kondu -

oturup başbaşa allah'ı konuştular
lütfunun ihsanının sonsuzluğunu
nimetinin rızkının sonsuzluğunu
"n'eylerse güzel eyler'liğini
"kime niyet kısmet'liğini
"beş parmağın beşi bir mi'liğini
"ona devlet buna evlat'lığını
"bu dünya bir penceredir'liğini
tesbih çekip çay içip konuştular
iki kantar daha odun attılar cehenneme
okumuşu uyanmışı attılar cehenneme
inanmazı güvenmezi attılar cehenneme
beş yavru doğurmuştu evin kedisi
ikisini fare yapıp yemişti
borçlarını dertlerini günahlarını
-allah günah yazmasın-
fiyatların durmadan yükseldiğini
ahlakın durmadan alçaldığını
dünyanın sonunun yaklaştığını
tesbih çekip çay içip konuştular
dün gece yine muhammed vardı evlerinde

- evleri gece kondu -

dün gece yine beyfendiydi evlerindeki

-evleri köşk-

oturup başbaşa devleti konuştular
eshamları tahvilleri istikrazları
emisyonu enflasyonu yatırım yüzdesini
çimentoyu demiri petrolü konuştular
beş fabrika kurdular on sendika yıktılar
sıfırları doğurttular payları pompaladılar
gözde adamlarını meclise getirdiler
işsizleri yurt dışına sepetlediler
partilere çeki düzen verdiler
okulları gözaltına aldılar
arsaları kapatıp kurtardılar vatanı
solculara sövdüler vahdettini övdüler
kitapları yaktılar kalemleri kırdılar
şiddet tedbirlerini yeniden görüştüler
örgütlenme konusunda yeniden anlaştılar
son bir provasını yapıp faşizmin
kısa günün kazancını haklıca bölüştüler
gece hayli ilerlemişti ve son bulmuştu gündem
viski içip başbaşa, yorgunluk çıkarttılar
kaçak seks filmlerini kasadan çıkarttılar
öyle çok güldüler ki dehşetli terlediler
köşkün köpekleriyse çok kötü uluyordu
zatürre korkusuyla perdeleri çektiler
durup durup dinlediler dışarısını
dışarda düdük seslerinden başka şey yoktu
dün gece yine beyfendiydi evlerindeki

- evleri köşk -
 
Koçero Vatan Şiiri, Sayfa 85.