Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam78
Toplam Ziyaret537334
Köşektaş Albümü
Köşektaş'ın Sol Köşesi

Köşektaş ve çevresi,

Açık hava müzesi,
Dilden dile dolaşır,
Özgündür efsanesi.

Bölgesinin en yeşil ve en güzel köyü Köşektaş ve yöresinden görüntüler.

Mayıs 2007

Necdet Cengiz Şen

Necdet Cengiz Şen'in Mayıs 2007'de çekmiş olduğu Köşektaş fotografları.

Bu güzel fotografları bize göndererek Köşektaş'tan ayrı kalmış olmanın vermiş olduğu hasret ile yanıp tutuşan gönüllerin hasretlerini bir nebze olsun gideren Necdet Cengiz Şen'e çok teşekkür ederiz!

kosektas.net

İnsan ilişkisi gibi var mı?
Kapadokya Peri Bacaları, vadileri, tarihi veya coğrafyası yanında çeşitli konularla kendini tanıtmaya başladı. Bir zamanlar Türkiye genelinde belediyelerin kendi yörelerini tanıtmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlemeleri, yöresel şenlikler, televizyon dizileri için çevrilen filmler gibi etkinlikler iç turizm açısından Kapadokya’ya hareketlilik getirdi. Asmalı Konak filminin hala etkisi sürmekte. Dizide gösterilen konakların önü, kayısı, kabak çekirdeği, zerdali kurusu, kuru üzüm gibi yemişlerin yanında Dicle’nin sürmesi, Sümbül Hanım’ın fuları ile adeta bir satış panayırı.
Sara, “sürme” yi sorunca, satıcı kadın, takılıyor,

“Kız senin gözün doğuştan sürmeliymiş. Sürme alıp nidecen?”

Sara, Kanada York Üniversitesi’nde finans tahsil ediyor. Babasının konumu gereği, İran asıllı , Türk vatandaşı. Sara’nın ailesi uzun yıllardan beri Türkiye’de.

Sina, erkek kardeşi Sara’nın. O da aynı üniversitede ekonomi ve siyaset öğrenimi görüyor. Baba Mansur Tasdiki, sebze tohumu ithali ve satış işi ile meşgul.

İki gün boyunca , istedikleri için Kapadokya gezilerinde beraber oluyoruz, onlara kılavuzluk ediyorum. Ailenin davranış, düşünce, konuşma, hal ve hareketleri uyumlu görünüyor. Kültürel açıdan birikimli oldukları belli.

İhlara vadisinde güzel bir lokantada öğle yemeği yiyiyor, sohbet ediyoruz;

Konu, dini rejime dayalı İran yönetimi, Zerdüştlük, Amerika yaşamı, İran -Türkiye karşılaştırması.

“Türkiye daha hızlı gelişiyor. İran, uzun süredir izolasyon yaşıyor. Bu durum İran’ı çok etkiledi. Silah ve savunma endüstrisi açısından İran belki iyi durumda.

Bilinçli dışa kapanma, insanlarda öz’e dönmeyi ve yaratıcılığı getireceği sanıldı. Ama tersi oldu.”

“Biliyor musun Zerdüştlük ve diğer dinler İran’da hızla yayılma eğiliminde. Şu anda İran’da tam iki yüz elli bin Zerdüşt var, ” diyor oğul Sina Tasdiki.

Anne Fariba Tasdiki,

“Zerdüştlük, Perslerde çok yaygın bir inanış idi. Türkler’deki Şamanlık gibi.

Ateşin kutsallığı ve temizleyici özelliği var bu inanışta. Üç temel felsefesi,

Pendare- nik ; iyi düşün,

Gaftare-nik ; iyi konuş.

Kerdare nik; iyi davran."

Bu sözler bende hemen Hacıbetaş-ı Veli’nin, “eline, beline, diline sahip ol” sözlerini hatırlatıyor.

Sara Tasdiki’ye, Kanada’da okul bittikten sonra, orada veya Amerika’da kalıp kalmayacağını soruyorum;

“Hayır, kesinlikle hayır’ diyor.

“Peki nerede?”

“Türkiye’de “ diyor.

“Niçin İran değil.”

“Ben Türkiye’de doğdum ve bir Türk vatandaşıyım” diyor.

Sara da, Sina da İlk ve orta eğitimlerini Türkiye’de almışlar. Türk eğitimi ile.

Kanada veya Amerika’daki eğitim farkını sorduğumda, Sina Tasdiki, "Üniversiteye girişte sınav yok. Bu yüzden üniversiteye girmek kolay.Fakat girdikten sonra mezun olmak çok zor. Türkiye’de tam tersi. Girişte zor bir sınav var. Ama girdikten sonra bir şekilde mezun oluyorsunuz.

Eğitim öğrenci merkezli. Öğrenci her zaman aktif. Ezbere eğitim yok. Tüm iş, öğrenciyi aktifleştirmeye ve yaratıcılığa yönelik."

Son zamanlarda Türkiye de bu sisteme geçme yönünde.Ama çok geç oturacağa benziyor.

Hemen daha bu yıl 2008’de sınıftaki olayı hatırlıyorum,
Sınıfta müfettiş var. Konu açık uçlu bir tartışma. Birinci sınıf öğrencilerini tek tek konuşturarak bir konu hakkında görüşlerini almak istiyorum.

Müfettişin araya girerek çocuklara, “Haftanın günlerini sayın bakalım” dediğinde bitiyorum. Bunlar, bakanlıkla bizim aramızda “köprü “ diyorum.

Ne kadar uzak!

Turizm gibi var mı?

En çok Kültür işini seviyorum turizmin, bir de insan ilişkisini.

Pendara nik, gaftare nik, kardare nik. Hüseyin Seyfi

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
384 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Bir Bahar Önü

Elli, altmış yıl öncesinden
bir bahar önü.

Hüseyin Seyfi

Uzun geçen kış mevsiminin sonunda, hasretle beklenen bahar, köyde yüzünü gösterdi. Güneş çıktı. Üşüyen toprak biraz ısındı. Toprağın üstünde üç aydan beri bekleyen kar erimeye başladı. Kar eridikçe toprağın üstü açıldı, toprağın ıslaklığı geçti ve eriyen karın altından önce kardelenler, sonra sarı çiğdemler toprak üstüne çıktı.

Kış boyu ahırlarda hapis olmuş tavuklar, inekler, atlar, öküzler, danalar, koyunlar, kuzular dışarı çıkarak açık havanın tadını aldılar. Çocuklar çiğdem toplamak üzere donu çözülmüş kırlara koştular. Güneşin ısıttığı ve ıslaklığını aldığı yol üstündeki küçük toprak yığınlarının içinden çıkan ve arka arkaya dizilen karıncalar baharın yaklaştığının habercisi oldu.

Kuzey yamaçlarda henüz erimeyen kar, gümüş rengini alırken, güneş, arkasına koyu bir kızıllık bıraktıktan sonra kayboldu. Geride kalan, ayaza dönen esinti ile ocaklardan, tandırlardan çıkan koyu dumandı.

Akşam karanlığı ile herkes evine çekildi. Sokaklar ıssızlaştı. Dışarıda, çöplük başlarında siftinen birkaç uyuz zağar ve duvar başlarında oynaşan kedilerin yanında, ahıra girmeyen çelimsiz, yaşlı bir at kaldı.

Gün batımından bir süre geçtikten sonra, gökyüzünün kızıllıkları da kayboldu. Ay, tüm güzelliğini gururla sergiledi. Gecenin bulutlarını sürükleyen serin bir esinti devam etti. Kümeleşen bulut, Ay’ı gölgeledi. Ay’ın parlaklığı silindi. Yeryüzü karardı.

Akşam eve dönmeyen ineği kurt yemesin diye Akif Hoca’ya, kurt duası okutuldu, dua esnasında kemik saplı bıçağın ağzı üç defa açılıp kapatıldı ve kurt ağzı bağlandı.

Kış süresince, kuru tahıl ve una dayalı yiyeceklerle beslenen insanlar, kırlarda, tarlalarda yeşilliğin görünmesi ile birlikte, bildikleri madımak, cırtlık, yemlik, tülü, hardal, kızılcık ve ebegümeci gibi doğada kendiliğinden yetişen, çiğ veya pişirilerek yenebilecek bitkileri toplamak için kadınlar bozkıra dağıldılar. Köyün delikanlıları at arabalarını koşarak, bir kış boyu ahırda kapalı kalan atların hamlarını aldılar.

Uzun süre evlerde kapalı kalan genç erkekler, çamuru yeni kurumuş arazinin üstünde çelik oynamaya, çocuklar bezden yaptıkları toplarla sokak aralarında top oynamaya başladılar…

Yeni çalışmamdan çıkarttığım bir sayfa, Hüseyin Seyfi.