Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret568928
Kitap Tanıtım Köşesi

Vatan Haini
Asil vatan haini kimmiş bilinsin istedim!
Can DÜNDAR

Berlin sürgününde, Türkiye'nin içine düştüğü karanlığın üstesinden geleceğine bir kez daha emin oldum. O hiç yıkılmaz zannedilen, ardında büyük acılar gizleyen duvar, bir günde yıkılıveriyır; 'hain'lerle, 'kahramanlar', hapistekilerle saraydakiler, bir anda yer değiştirebiliyor.

Biz de duvarımızın yıkıldığı, peşimizdeki gizli servise ait arşivin halka açıldığı günleri görecek, acıları devralanlara, eski karanlığı ibretle anlatıp umut aşılayacağız.

Can Dündar bu kitapta, ülkesindeki özgürlük mücadelesine Berlin'den destek olabilmek için, kimi zaman buruk bir gülümseyisle, bazen çok yorularak, ama umudunu ve kararlılığın her seferinde yeniden besleyerek verdiği çabayı anlatıyor. sürgünde bir gazetecinin hayatını, cömertçe, meslektaşlarını ve arkadaşlarını sakınarak, ama kendini sakınmadan paylaşıyor okuruyla...

978-3-9817400-6-6 (ISBN)

Fotograflar

Kalaycı Geldi
  22/08/2013   (8)
Köşektaş Albümü II . Nisan 2013
  20/04/2013   (20)
Köşektaş Albümü I . Nisan 2013
  10/04/2013   (24)
Köşektaş Panorama
  31/10/2012   (17)
Köşektaş'ta Çevre Kirliliği
  11/05/2013   (34)
Köşektaş ve Çevresi 2019
  01/06/2019   (9)
Köşektaş ve Çevresi, Mart 2013
  26/03/2013   (23)
Mayıs Albümü . 2013
  26/05/2013   (29)
19 Mayıs


19 Mayıs

Rüstem Şen'e saygılarımla!

İbrahim ÇÖL

Gece yarısı Mucur’dan sonra lacivert gökyüzünün yıldız aydınlığı ile Erciyes ve İsmail Sivrisinin önünde birden bire beliriverir hep aynı direklerde yanan sokak lambaları ile köyümüzün silueti. Yaklaşık yedi yüz kilometre yol gitmişim de bitmez kalan sekiz on kilometre…

Yorgunluk sakinlik karşılar hep. Arabanın ışığında dikilen ağaçları tanımaya çalışır gözler. Çocukluğumun sokak sıcaklığını ararım Karşı Mahalleden eve varıncaya kadar. 

Bu mevsimlerde alabildiğince sakin, dingin hava.

Sabah güneş vurmuş evlerin ardından. İliklerine kadar ısıtır kıştan sonra. İpek yumuşaklığı ile salınan ekinler. Sanki denizin rengi değişmiş gibi, yeşil yeşil, dalga dalga. Arada ekilmemiş boş tarlalar gümüş adacık. Anadolu bozkırı alabildiğine, bağlardaki seyrelmiş ağaçlar inadına yeşil. Kelilere açmış nazik gelincik çiçekleri nazenin. Adını tadını unuttuğum bir sürü çiçek ot kokuları ile buradayım der gibiydiler. Sanki bütün yeryüzü bezenmiş bürünmüş.

Film şeridi gibi geçiyorken anılar…

19 Mayıs kutlama programında Cumhurbaşkanına sunulmak üzere Samsun’dan çıkarılan Bayrak geçişleri canlandı gözümün önünde. Okulların yaz tatilinde olduğu bir gün sabahı Rüstem Öğretmen’in çağırdığını söyledi arkadaşlarım.
 
Öğretmenim, temiz atlet ve kısa şortla Bayrak taşıyacağımızı söyledi, yanına varınca. Yarın Uçkuyu’ya gideceğiz, dedi. Kızılağıllı atletlerden alacağımız bayrağı taşıyacaktık köyümüzün topraklarından geçen asfalt yolda. Atletimiz vardı ama şort ayakkabı giyip giymediğimizi de hatırlamıyorum. Aldık üçgen şekilli Bayrağı taşıdık biraz. Hâlâ bilmem Bayrağı ben mi yoksa Bayrak beni mi götürdü önümde giden arabanın arkasından. Homurtuyla geçen otobüslerden gazete atmaları için ne işaretler uydurduk sonraları bu kısa yolda.

Şimdi Köşektaş Kayasının yanından bakıyorum aşağılara, nereye gitti o hep akıp duran derenin suyu. Ne bahçeler sulandı, ne kavgalar edildi uğruna. Ne oyunlar oynadık bu suyla yetiştirilen sebze meyvelerle. Bazen çaldık kopardık kökünden, arabalar yaptık hayallerimize, bazen kılıç kalkan oynadık taze devramer kafalarıyla. Kışları yağan karın eksiğinden çıkardık kuyulardan havuç, turp, yerelması saçtık karlar üstüne.

Şimdi dünyanın en kıymetli halısı serilmiş rengârenk, asfalt ince bir süs üzerinden geçen arabalarla.  

19 Mayıs 2010, İbrahim ÇÖL 

Bilgi: 28 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleştirmiş olduğumuz bir güncellemede yayınlanmış bir yazıdır!