Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam25
Toplam Ziyaret632104
Lee Hodgson

Yirmi yıldan beri fırsat buldukça günde ortalama 4-5 kilometre yürürüm. Bu yazıda yürümenin yararlarından bahsedecek değilim. Zaten o konuda birkaç yazım var.

Her zaman aynı doğrultu ve yerlerde yürümüyorum.

19 Temmuz sabahı yürüyüş güzergahım,  Avanos - Ürgüp eski yolu üzerindeydi. Tam tepenin zirvesine yaklaştığımda, anayol dışındaki kıraç arazi içinde bir karavana rastladım. “Ne var bunda?”  diyecek olanlara yazıyı okumaya devam etmelerini öneriyorum.

Karavanın dışında, konuşunca adının Lee olduğunu öğrendiğim 46 yaşında erkek bir İngiliz vardı. Karavan içinde, çalışmaya hazır durumda  singer marka, kolla çalışan 60-70 yıllık eski bir dikiş makinası göze çarpıyordu. Makine üstünde kırpık kumaşlardan yapılma para cüzdanları, öğrenci kalemlikleri, çantalar bulunuyordu. Bozkırın ortasında ben bir yabancı görmekten, Lee ise İngilizce bilen biri ile karşılaşmaktan memnunduk. Lee, elinde tuttuğu parçalara iğne ile dikişler atıyor, küçük süslemeler yapıyordu.  Böyle bir manzara ile karşılaşan her insan gibi LEE’ye sormadan edemedim. Önce ne için bu çalışmaları yaptığını sordum.

“Hobi” dedi.

Endonezya’da bir okul yaptırma projesi olduğunu ve onunla ilgili çalışmalar yaptığını, hayır kurumu oluşturduklarını anlattı. Projenin politik ve dinsel yönü bulunmadığını sorum üzerine söyledi.

Lee, ileri derecede topaldı. Bastonla yürüyor, otomatik vitesli eski bir Mitsubishi kullanıyordu. Musclardys trophy adı verilen çok berbat ve genetikle geçen bir kas hastalığı ile mücadele ediyordu. Ve o durumda hem seyahat ediyor, hem çalışıyordu.

“Bunları okul projesi için mi yapıyorsun?” diye sorunca güldü. Bu işle projemin gerçekleşmeyeceğini biliyorum. Her yerde satabilmek ve insanları inandırabilmek çok güç. Ama Çinlilere, özellikle yılbaşını kutladıkları ayda satış yapıyorum. Sadece bu parçaların geliri ile olmasa da şimdiye kadar hesapta belli bir miktar birikti.” Dedi.

Yalnız,  bu ıssız yerlerde korkup korkmadığını sordum.

“Hayır, korkum sadece yere düşmek. Düşersem hastalığımdan dolayı yardımsız kalkamam.” Dedi.

Hikaye uzun, gerisi bende.

Demem o ki, Avrupalı beyni ve felsefesi farklı. Vicdan ve temiz duygular içinde yaşama bağlılık ve yaşama asılma. Bunu, topluma katkı ve özveri olarak sunma.

Bizde nasıl?

Hüseyin SEYFİ

Hastamın Öğretmeni - 18 - Medyada İlk Kez ve Yorumsuz

Hastamın Öğretmeni

Köyümüz sayfasının böylesi bir yazı dizisine ev sahipliği yapıyor olması bizi haddinden fazla sevindiriyor!

Bilgisunum sayfamızın her yeni güncellemede bir öncekinden daha zengin bir içerik kazanmasında büyük pay sahibi olan seçkin şairimize yüreğimizin derinliklerinden teşekkürler sunuyoruz! kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

18 -MEDYADA İLK KEZ VE YORUMSUZ


Bu diziyi hazırlarken; Ece Ayhan, M. Şeref Özsoy, Ayten Aygen, Miyase İlknur, Münevver Oğan ve Nuray Altıntaş, Hakkı Devrim, Pınar Çelik, Mehmet Barlas ve Semra Çelebinin; röportaj, yazı ve notlarından ve Öküz Dergisinden yararlandım; teşekkür ediyorum.Çapa Öğretmen Okuluyla ilgili olarak yazdığı tüm anılarını ve biriktirdiği notları evlenir evlenmez yakmak isteyen ve çoğunu yakan Ferihan Hanımdan geriye; anlattıkları, bir şiir defteri ve iki adet de not kalıyor. Bunları da yangından eşi Hamit Arcan kurtarmış. Öğretmeni Nahit Hanımdan, öğrencisi Ferihan Hanıma yazılmış olan bu notları, yorumsuz olarak, yazıldığı gibi aktarıyorum. (Notların aslı bendedir. S.Ç.) 


NOT-1

İnanç ve duyguların yeri yürektir. Bunlar bazen “kelime” kılığına bürünerek ortaya çıkarlar. Fakat o zaman olduklarından başka türlüdürler. Yani duygular sözle ifade edildikçe azıcık bozulur, değişir, duygu halinde kaldıkça da güzelleşir!.. Fakat sorarım sana, duyguların ifadesi yalnız kelime ile mi olur? Onları belli eden başka çareler yok mudur? Elverir ki insanı anlamasını bilesin.Ben bugüne kadar elimden geldiği kadar “belli etmemeğe” gayret ettim ama… artık yoruldum… Şunun şurasında 2 ay kaldı… Onlar da imtihan patırtısıyla bir hamlede geçer gider!...İşte Ferihan kızım. Çocuklarım (3B) imtihan olurken ben de aklımdan geçenleri yazdım.  

Biraz daha, şu “Fütürist” şairler, Orhan Veliler gibi yazacağım. Daha doğrusu yazdıklarım o şiirlere dönecek.

21.3.1945


 

NOT-2

27.V.1945

Pazar nöbeti

Süslü kızım,

Arkadaşınla gönderdiğin şu rengarenk defterine ben de mi hatıra yazayım Ferihan? Sanki yazmasam ne olacak? Hiç mi hatırlamayacaksın? Belki bazı hocaların kadar derin bir tesirim olmadı üzerinde. Fakat Çapa günlerine karıştığıma, hatıraları beraber yaşadığımıza inanıyorum. Hiç olmazsa bu günler hayatında iyi tesir bırakmıştır. Her zaman mesut ve başarılı yaşamanı candan dilerim. NOT: Yazının altında bir imza, üst sol tarafında ise Nahit Hanımın gençlik yıllarına ait bir fotoğraf bulunmaktadır. (SON. YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN.)  



 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Bugün 6 Mayıs


PIRILTI

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

Bugün 6 Mayıs. Hıdrellez: Gece ateşler yakıldı, dilekler dilendi, farklı yörelere özgü farklı ritüellerle kutlandı; doğanın uyanışı. Doğa uyansa da İstanbul’a henüz bahar gelmedi. Hava, buz gibi. Galiba, katlettiğimiz doğa, mevsimleri değiştirerek; yüzümüze vuruyor ilkelliğimizi.

Bugün 6 Mayıs. Üç fidanın ölümsüzleştiği, sonsuzluğa yollandığı gün, bugün. Işıklarda uyusunlar. Antiemperyalist, antifaşist ve antişovenist mücadeleleri; rehberimiz olmaya devam ediyor, devam edecek.

İki gün oldu bayram biteli. İstanbul’da ulaşım zor. 16 milyon insan için çalışan Ekrem İmamoğlu’nun kentinde, bayramın birinci günü, önce otobüse, sonra marmaraya sonra da tramvaya binmem gerekiyor; Sultanahmet’te, arkadaşımla buluşmaya gitmek için. Sultanahmet’te, yıllar önce Lütfullah ile de buluşmuştuk... Zaman, akıp  gitmiş!

Durağa gitmek için yürürken, çocukluğumda, köyümüzde yaşadığımız o cıvıl cıvıl bayramlar geldi aklıma.

Arefe gecesi, ellerimize kına yakılması…

Bayram sabahı analarımızın, allı yeşilli poşularla bizleri süsleyişi…

Sevgi ve saygıyla; büyüklerimizin ellerini öpüşümüz…

Akide şekeri, sormuk şekeri, paşa şekeri… toplayışımız…

Dükkânlardan aldığımız; mantar, mantar tabancası, çatapatlar…

Küskünlerin barışması…

Ne çabuk gelmişim Eşref Bitlis Bulvarına! Karşıdaki otobüs durağına geçmem gerekiyor ve zorunlu olarak uyanıyorum düşümden.

Durak bomboş, daha 9 dakika var otobüsümün gelmesine. Oturuyor ve sırt çantamdan çıkardığım kitabımı okumaya başlıyorum. Neme lazım, “Boş çuval dik durmaz.” diyor; Halk TV de “Görkemli Hatıraların” yapımcısı Serhan Asker.

4-5 dakika geçmişti ki “Abi, bir şey sorabilir miyim?” diyor; yanıma yaklaşan 3 kişiden önde olanı. “Evet,” diyorum; başımla da işaret ederek.

“ Bugün otobüsler bedava mı?”

“ Evet, bayram süresince ücretsiz.”

“Ya vapurlar?”

“Onlar da bedava.”

Yanıtımı duyunca öyle sevindiler ki, sanki uçacaklar sandım. Üçü birden,”yaşasın!” diyerek zıpladı havaya. İşte o anda, evet, o anda gördüm gözlerindeki pırıltıyı.

Hazine Bakanı Nebati’nin gözlerindeki gibi değil; Munzur Çayında coşkulu akan suyun; doğal ve temiz damlaları gibi.

Hani, ışıksız bir ortamda gökyüzünü seyredersiniz ya, göz kırpan yıldızları; onun gibi.

Hani, manavda, pazarda veya dalında; albenisiyle sizleri davetkâr bakışlarla süzen canerikleri var ya, aynen onlar gibi.

İlk defa vapura bineceklermiş!

Diyarbakırlı olduklarını öğreniyorum, kısacık sohbetimizde. 11 ay önce gelmişler ve günlük 100 Lira yevmiye ile inşaatta çalışıyorlarmış. “Sosyal güvenceleri var mı?” diye sorarsanız; hak getire.

132C simgesiyle betimlenen, Kartal’a gidecek otobüs geldi; seğirttiler binmek için.

O da ne! Binemiyorlar otobüse. Koştum yanlarına. Haklı olarak, maskeleri olmadığı için; binemeyeceklerini söyledi, şoför.

Beklemesini rica ettim; şoför anlayışla karşıladı ve çantamdaki yedek maskelerden 3 tanesini çıkararak; verdim her birine.

“Borcumuz ne kadar gurban,” dedi içlerinden biri. İşte o anda, “bilmem ağlasam mı, ağlamasam mı?” dizeleri düştü aklıma.

Otobüs köşeden dönüp de gözden kayboluncaya kadar; el salladılar bana, pırıltılı gözleriyle.

Ben de el sallıyorum tüm Köşektaşlılarımıza. Bayramınız kutlu olsun.

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

6 Mayıs 2022, 21:14:35