Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret525325

 Deli dervişlerin zikri gibi her Cuma tekrarlanan “Cumanız mübarek olsun” ritüeli, yobazların hayal dünyalarından damıtılmış bir slogandan başka bir şey değildir! Bu yüzden, bu ve benzeri çağrılara rağbet etmeyelim!

Din simsarları, son yıllarda, ayları, hatta günleri birbirinden ayırmaya başladılar. Olay ve gelişmeleri kendi akıllarıyla yorumlayabilme yeteneğinden yoksun yobazların bu oyununa gelmeyelim!

“Cumanız mübarek olsun” ve benzeri ritüellerin, dinle ve inançla bir bağlantısı yoktur! Tamamen uydurma olan ve dinin gereğiymiş gibi inananlara şırınga edilmeye çalışılan bu yeni hitap ve kutlama geleneği, aslında kutsal inanca yapılan bir yakıştırmadan başka bir şey değildir!

Din de, inanç da hayatımızda var ve onları söküp atamayız; ancak onların bu tür uydurma ve yakıştırmalarla yozlaştırılmalarına da göz yumamayız!

"Sakın ola bu oyuna gelmeyin, körinanca asla fırsat vermeyin!
Görmek istiyorsanız önünüzü, değerlerle bulunuz yönünüzü!"


kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Şiirlerle Şenlendik - 1. Bölüm


ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 1 - ÖNCELİKLE

 
Dalga dalga coşkular geliyor yüreğimizin diliyle dilimizin yüreğinden! 
Köşektaşlı şair Dr. Salim Çelebi'nin yazmakta olduğu, 46 bölümden
oluşan, "Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizi önümüzdeki Cuma
gününden itibaren siz ziyaretçilerimize sunacak
olmanın sevincini yaşıyoruz!
kosektas.net!

ŞAİR DR. SALİM ÇELEBİ

3 Ekim 2014, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 1 - Öncelikle

Bu siteyi, Köşektaş’ımızın bu güzel bilgi sunum sayfasını, büyük bir özen ve özveriyle hazırlayarak, başta köylülerimiz olmak üzere, tüm insanların hizmetine sunan sevgili Lütfullah Çetin’e, ne kadar teşekkür etsek azdır…

Sitemizin yaratıcısıdır sevgili Lütfullah.

Araştırır, beğenir; sunar.

Yaşar, somutlaştırır; sunar.

İletişim kurar tatlı diliyle; teşvik eder, sunar.

Engellenmek istenir bazen; yılmaz, mücadele eder, sunar.

Allah aşkına! Nedir Lütfullah Çetin’in amacı?

Benim de zaman zaman yazılarım çıkıyor sitemizde. Bu nedenle de birçok mesajlar alıyorum; sitemize bakıp da yazdığımı okuyanlardan. Mesajlar, sitemizi hazırlayıp sunana minnettarlıkla dolup taşıyor. Soru: Sitemizi ziyaret eden insanlar, niye, sitemizi hazırlayıp sunan Lütfullah Çetin’e minnettarlıklarını sunuyorlar? Bu sorunun yanıtı, Lütfullah’ın amacında saklı.

İnanıyor ve biliyorum ki tek bir amacı var Lütfullah’ın: Yaşanmış, yaşanmakta olan ve olası yaşanacak tüm güzelliklerin ve olayların; başta köylülerimiz ve yöremiz insanı olmak üzere, tüm diğer insanlarca paylaşılması: Gerçekçi, akla uygun ve insanca.

1960 yılı nüfus sayımına göre, 1063 kişi yaşıyordu köyümüzde. 54 yıl sonra bugün, yaklaşık olarak 10.000 nüfuslu bir köy olmalıydı. Oysa şu anda birkaç yüz kişi yaşıyor! Nerede Köşektaşlılarımız? Aş ve iş derdiyle, köyümüzden uzaktalar tabi. Hem de bazıları çok uzaklarda...

Ayrılık olgusu, ister istemez gurbet ve sıla sözcüklerini çağrıştırıyor. Doğal olarak, insanca bir duygu olan “hasret” geliyor akla. Sılaya özlem. Keyifler, keşkeler… Köyde yaşamış olanların çektiği hasret ve anlattıkları; köyde yaşamamış olan çocuklarında merak ve görme arzusu uyandırıyor. Dört gözle bekleniyor tatil... Dönüşte, yine hasret, yeni bir hasret…

Filmlere, romanlara, öykülere konudur hasret. Temel tema.

Yaz tatilinden dönen sevgili okuyucularımıza, 1978 yılında yayınlanmış olan Sanat Emeği Dergisinden aldığım, Muzaffer Özdemir’in kısacık şiirini armağan ediyorum.

  KOKLADIĞIM

  Tanımadığım topraklarda yetişmiş

        bir gül verdiler.

  Çapaladığım topraklarda pekişmiş

        bir taş verdiler.

  Gülü yere bırakıp,

  Taşı alıp

         kokladım.   



   


Hapislik ve Aydınlık


Hapislik ve Aydınlık
Galip UYAR

Türkiye’de hapishaneler, aydınlar için zorunlu konaklama tesisleridir... ‘Akşamın erken indiği’ yerlerden ne muhteşem romanlar, ne coşkulu şiirler çıkmıştır. ‘Prangaların hasretle eskitildiği’ küflü, karanlık dehlizlerden zamanında değerini bilmediğimiz; ama hiç sönmeyen ışıklar saçılmış vatan toprağının her yanına.

Işıklara gözlerini kapatıp el yordamıyla yön arayanlar, tökezleyip düştüklerinde gözlerini açıyorlar, zamanında hapishanelerden ışık saçanların aydınlığına sarılıyorlar, yönlerini bulup biraz mesafe almaya başlayınca yine gözlerini kapatmayı ihmal etmiyorlar. Yenikapı mitinginde bir kez daha anımsandı Ahmed Arif. “Bunlar, Engerek ve çıyanlardır/ Bunlar,/ Ekmeğimize ve aşımıza/ Göz koyanlardır” dizeleri yankılandı denize ve gökyüzüne.
Bir meczuba kul olmayı içine sindirmiş darbeciler lanetlenirken, “Vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim” diyen Nâzım, dile geldi bir kez daha; kula kul olmamaya davet etti kitleleri: “Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim....”

Ne hazin...
Ne hazindir ki, “İki iş tuttum ömür boyu köklü./ Çocukları okutmaktı ilk işim/ İkincisi, yazdıklarımı çocuklara okutmak” dizelerinin sahibi Rıfat Ilgaz ve onun gibilere hapislik reva görülürken, “Altın Nesil” yetiştirmek isteyenlerin önü açıldı. Aziz Nesin, “parsel parsel” vatan topraklarına ihtiyaç duymadan Nesin Vakfı’nda yoksul çocukları yetiştirmeye çalıştı. Amacı, ne altın, ne de pırlanta nesil yetiştirmekti. Alnı secdeye değmediği için Sivas’ta onu yakmak istediler.

Nerede o eski aydınlar?
Karamsarım, korkağım. Benim çocukluğumun “aydın” sanatçıları yok şimdi. Onlar ki, üşüyen ruhları ısıtan, görmeyen gözleri açanlardı. Bu yüzden karamsarım, korkağım. Karamsarım; çünkü geleceği yordayamıyorum. Korkağım; çünkü etrafımda bana cesaret aşılayacak kimse kalmadı. Çocukluğumda, gençliğimde, varlıklarını hissettiğim, saçtıkları ışıkla önümü açan, düşünceleriyle bana umut aşılayan aydınlardan şimdi yoksunum.
Ben, Ruhi Su’dan türküler dinledim. Türküler dinlemekle kalmadım; türkünün, müziğin sanatın ne demek olduğunu, sanatın amacının ne olduğunu ondan öğrendim. Ama Ruhi Su’dan esirgenen yaşama hakkını hiçbir zaman unutmadım, unutamadım. Hastaydı, yurtdışında tedavi olma imkânı vardı; fakat 12 Eylül yönetimi yurtdışındaki tedaviyi engelledi, 1985 yılında hayatını kaybetti Ruhi Su. Hasan Hüseyin’den şiirler okudum, “Ekilir ekin geliriz, ezilir un geliriz, bir gider bin geliriz, beni vurmak kurtuluş mu?” dizelerini okudukça kendimden geçtim. Demek ki, karanlık, aydınlığı boğamayacaktı.
El aldım ondan, acının bal eylenebileceğini fark ettim. Elli yedi yıllık ömründe hanları, hamamları mı oldu Hasan Hüseyin’in? Öğretmendi, beğenmediler meslekten attılar; yetmedi tutukladılar. Aç bıraktılar, ekmeği bol eylemek için; tabelacılık, arzuhalcilik, portre ressamlığı, inşaat işçiliği yaptı. Öyle öyle öğrendi; acıyı bal eylemeyi. Ne yaşadıysa, onu yazmıştı: Kırmamıştı kanadını serçenin, vurmamıştı karacının yavrusunu, hor bakmamıştı karıncaya. Kuşağının tüm aydınları gibi horlanan da, kanadı kırılan da o olmuştu.

Meşale ateşi
Her şeye rağmen, zamanında susturulmak, boğulmak istenen düşüncelerin her zaman olduğu gibi bugün bir kez daha haklılığının tescillenmesi karamsarlığımı, korkularımı biraz olsun dağıtıyor. Çünkü ne kadar istenirse istensin, “Güneş balçıkla sıvanmıyor.” Türkiye Cumhuriyeti’nin şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olmaması için savaşanların yaktıkları meşale hâlâ yanmaya devam ediyor. O meşalenin ateşi sönmesin yeter. Zira onun yedeği, “paraleli” yok. O meşaleyi elinde tutanlar, akıllarını kimseye kiraya vermezler.

Galip UYAR, Sosyolog