Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam57
Toplam Ziyaret579354
Şiir Tanıtım Köşesi

Das Gespräch (Sohbet), 1982
Fotograf: Mehmet Ünal


Marta

Bak, Marta!
Bak, işte sevgili kadını bu toprakların
Bak işte yazıyor burada
Bir milyon insanımız yurtdışında şimdi şu anda
Bir milyon insanımız sıra bekliyor
Dilekçe yazdırıyor bir milyonumuz
Yazdırmayı düşünüyor bir milyonumuz da...

Bak, Marta
Bak, işte
Yazıyor burada
Sen savaşı bitirdin ama ‘45’te
Benim savaş bitmedi
Sen kaldın ölülerin ve yıkıntılarınla başbaşa
Şu başının içi ışık
Ben kaldım ölülerim ve yıkıntılarımla başbaşa
Korkunç bir ışıksızlık
Şu kafamın içi benim
Karmakarışık...

Sevmemek mümkün değil şu hızlı trenlerini Almanya’nın
Yıldız gibi akıp gidiyorlar bu karışıklıkta
Bu ne kadar çok fabrika
Bu ne kadar demiryolu
Bu ne kadar otoban
Bu ne kadar araba
Bu ne kadar direk köprü kemer orman su geçit
Bu ne kadar demir kömür beton petrol ve işçi
Bu ne kadar yabancı
Bu ne kadar hız
Bu ne kadar...

Ah bilsem de Almanca’yı
Çatır çatır sorsam şu Almanlardan
Nasıl çıktı bu Krup
Nasıl çıktı bu Engels
Marks’ı siz mi yetiştirdiniz?

Hasan Hüseyin Korkmazgil,
Koçero Vatan Şiiri 

 

Şiirlerle Şenlendik - 27. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 27. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin 27. bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

04 Eylül 2015, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 27 - Şikâyetim Var

Yazıya başlarken, rahmetli Âşık Mahsuni’nin, “Şikâyetim vardır, vardır Âşık Veysel’e,” adlı dizeleri geldi aklıma. Benim de şikâyetim var: Hem Mahsuni’ye hem Veysel’e hem de sizlere.

Ders kitaplarının müfredatı Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu tarafından hazırlanmaktadır. Ders kitaplarında hangi şairlerin şiirlerinin bulunacağı da yine bu kurulun tavsiyeleri ve beklentileri doğrultusunda oluşturulmaktadır Ders kitaplarına alınan şiirlerde: kullanılan dil, biçim, şekil, konu ve okuyanların (öğrencilerin) duygu, düşünce ve kavram dünyalarının gelişmesindeki etkileri belirleyici olmaktadır.

Ülkemizde yetişen en büyük şairlerimizden biri şüphesiz ki Yahya Kemaldir. Şiirlerini, haklı olarak lise edebiyat kitaplarımızda keyifle okuduk, öğrendik, ezberledik.

Sorum ve şikâyetim şu: Dünyanın en büyük şairlerinden birinin NÂZIM HİKMET olduğu, otoritelerce kabul edilen bir gerçektir. Ey Talim ve Terbiye Kurulu, özellikle de lise öğrenciliği yıllarımda okuduğum edebiyat kitaplarında; niçin Nâzım Hikmetin tek bir şiiri yoktu? Edebiyat dersi müfredatına, Nâzım Hikmetin şiirlerini niçin almadınız, okunmasını ve okutulmasın niçin yasakladınız? Hayatımın en güzel günlerinde, Nâzım Hikmetin şiirlerinden beni mahrum bırakma vicdansızlığını nasıl gösterebildiniz?

Yukarıdaki sorulara günümüzde; "Resmi ideoloji istemedi," "Nâzım Hikmet komünistti," gibi akıl dışı yanıtlar verilmektedir. Yahu, Nâzım'ın düşünceleri bir yana, beni şiirlerinden mahrum ettiniz, o, muhteşem şiirlerinden.

O zaman ben de soruyorum: Lozan Antlaşmasının en temel özelliği, Türkiye Cumhuriyetinin bir ulus-devlet olarak ilanı ve tüm ülkelerce kabul edilmesidir. Lozan Antlaşmasının TBMM'deki oylamasında, 14 milletvekili hayır oyu kullanmıştır ve bunlardan bir tanesi de Yahya Kemaldir. Bu tercihi nedeniyle, Yahya Kemalin şiirleri ders kitaplarından aforoz edilseydi; doğru mu olurdu?

Rus Salatasının ve Rus Votkasının yenilip içilmesinin yasaklanmasıyla, Nâzımın şiirlerinin yasaklanması arasında hiç bir fark yoktur.

Bizler, Nâzımın şiirlerini ders kitaplarından değil; satılması ve yayınlanması yasak kitaplardan gizli gizli okuyarak özümsemeye çalıştık. 65 yaşındayım, hâlâ Nâzımın şiirlerini; algılamaya, anlamaya ve çözmeye çalışıyorum.



Yorumlar - Yorum Yaz
Nankörlük ve Zekâ
 Nankörlük ve Zekâ
 
Nankörün kelime anlamı, kendisine yapılan iyiliğin değerini bilemez veya yapılan iyiliği çabuk unutan, olarak açıklanır.

Değer; kıymete yaraşır, değerli, zahmete yarar, önemli, zahmetin emeğin karşılığı, taşıdığı yüksek niteliklerin topluca ifadesi, biçilen kıymet.

Nankörlük, yapılan iyiliği unutma hali, güçsüzlük, zavallılık, zayıflık, kısırlık.

Konuyla ilgili olarak, zekâ durumlarından dolayı hayvanlar gelir akla. Özellikle kedi, nedense nankör bir hayvan bilinir. Kucağınıza alırsınız, okşar seversiniz, karnını doyurursunuz, bir de bakarsınız ki, hafif kızınca, tüm iyilikler unutulmuş ve tırnaklarını elinize yüzünüze oturtmuş.

İyilik yaptığınız insanın tırnağı, kalbinize oturur. Kedi tırnağı, elinize, yüzünüze. Kedi tırnağı kalbinizi nasıl görsün. Kedi çiziği bir gün gelir, geçer gider. Ya, kalbe oturan tırnak? silinir mi?

Kedi ile haşır neşir olan insanların da , ‘Hayır, kedi asla nankör değildir, nankör olan insandır.’ dediklerine tanık oluruz.

Hayvanların zekâlarının olmadığından ve nankörlüğünden bahsederken, köpek ile at’a haksızlık etmemek gerekir. At konusu, hemen hemen herkesin birşeyler işittiği, birşeyler bildiği , tanık ve gözlemleri olduğu ayrı bir husustur Bunu bilenler atı kesinlikle ayrı tutarlar.

Galiba, Goethe, “Nankörlük güçsüz insanların işi”, demiş. Önce güçlü insan anlamı üzerinde duracak olursak, güçlü insan tanımı ile ne anlaşılır? Yoruma açık olmasına rağmen güçlü, etli butlu babayiğit olmasa gerek. Böyle bir insanın iyilik bilirllik veya nankörlükle ilgisi olamaz.

Peki, buradaki güçlü insan, paralı pullu insan olabilir mi? Sanmam. Nice paralı pullu insan var ki, el çizme şöyle dursun gözünü oyar iyilik bulduğu adamın.
Geriye ne kalıyor? Ne kalacak akıl fukaralığı, yani beyinsizlik, yani iyiliğin bağlantısını kuramama. Öyle olunca da iyilik yapana nankörlük. Fillerin, timsahların, ayıların, aslanların, kaplanların bakıcılarına yaptıklarını televizyon haberlerinde görüyor, işitiyoruz.

Oysa birikimli, donanımlı, zeki insan yapılan iyiliği unutur mu? İyilikle, yaşam arasında bağlantı kurar. Yaşamına ve iç dünyasına katkılarını sorgular, düşünür ve bağlantılarını bulur.

“İyiliğin değerini bilme.” mutluluk zamanı gibidir. Akıllı insan, mutlu olduğu zamanı veya zamanları unutur mu? İyilik yapana karşı, hiç değilse kötülük düşünmez. Diyet borcu olarak da kabul etmez onu. İyilik, aklının bir köşesinde kalır, zamanı gelince ortaya çıkar ve karşısındakini mutlu eder.

Hüseyin Seyfi