Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam58
Toplam Ziyaret563725
Şiir Tanıtım Köşesi


Kara Çizgiler
"Doğada ilk kirlenmedir
ülkelere bölünmesi yeryüzünün"

Türk Şiiri'nin Devi Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın, az sözle çok şey anlatan, hiçbir şey söylemiyormuş gibi görünüp gerçekleri göze sokan bu şiirini siz ziyaretçilerimize sunmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net

Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Her şey birbirine benzemektedir.
Burda, Hindistan'da, Afrika'da,
Buğdaya karşı sevgi aynı,
Ölüm önünde düşünce bir.

Nece konuşursa konuşsun,
Anlaşılır gözlerinden dediği.
Nece konuşursa konuşsun,
Benim duyduğum rüzgarlardır,
Dinlediği.

Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Bölmüş saadetimizi çizgisi yurtların;
Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Gökte kuşların kardeşliği,
Yerde kurtların.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Şiirlerle Şenlendik - 46. Bölüm

ŞİİRLERLE ŞENLENDİK - 46. BÖLÜM

"Şiirlerle Şenlendik" adlı yazı dizimizin son bölümünü
siz ziyaretçilerimize sunmanın kıvancını yaşıyoruz!
kosektas.net

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

26 Şubat 2016, Cuma

Şiirlerle Şenlendik, 46 -Bitirirken

Tasarladık, düşündük, araştırdık; sıraya koyduk, yazdık, kontrol ettik ve sizlerin hizmetine sunduk 46 bölümlük yazı dizimizi.

Bildiğiniz gibi konusu şiirdi. Okundukça, duygulara yön ve can veren şiir…

Tek bir amacımız vardı ve var: Yaşanılan güzelliklerin sizlerle paylaşılması: Şiirler aracılığıyla, sizleri de ortak ettik, ortak etmek istedik güzelliklerimize.

Şair Nazım Hikmet adını ben ilk kez, köyümüzün yetiştirdiği en değerli, en yüce, en bilge insan Kâzım Abiden duydum: Kâzım Yalım’dan. Minnettarım.

Acı ama bir gerçeği daha itiraf edeyim: Liseyi bitirene dek, hiçbir Nazım Hikmet şiiri okumadım, okuyamadım. İnsanın kısacık hayatı için, ne kadar dramatik bir durum değil mi? Nazımın söylemiyle; çört vazmi! (Azerice bir deyim; “Vay bana!” anlamına geliyor.)

Benim için Nazım’ın şiirleri:

Kalbe atardamarla taşınan kandır; duygu yüklü…

Alınan soluktaki oksijendir; yaşanamaz onsuz…

İskelettir; bedeni ayakta tutan…

İnançtır; tüm değerlere saygılı…

Vicdandır; haksızlıklara duvar…

Emektir; alın teriyle yoğrulan…

Özgürlüğe koşar; mücadeleyle kazanılan…

Eşitliği savunur; ödevde ve hakta ayrımcılığı yadsıyan…

Dayanışmadır; tüm insanlarla omuz omuza…

Veysel’le buluşturur; toprakla haşır neşir…

Pir Sultan’ın isyanını hissettirir iliklerde…

Sarkık siyah bıyıklı süvari MUSTAFA KEMAL’İ, yeniden diriltir            benliklerde…

Pervasız duruşuyla, Bedrettin’i yoldaş eder…

Dalında seyredilmeyi bekleyen bir güldür; mis gibi kokan…

Meyve yüklü bir ağaçtır; yükünü sunmaya hazır…

Dağların doruğundaki suyu denize taşıyan bir ırmaktır…

Kılavuzdur; gerçeklere sırtını dönenlere…

Görmeyenlere göz, duymayanlara kulak, sessizlere çığlıktır…

Sevdadır, aşktır tüm güzelliklere…

Hayatın kendisidir, hayata anlam katar Nazım’ın şiirleri.

NOT: Konusu şiir olan ve 46 bölümden oluşan bu yazı dizimizi, elimizden geldiğince özenli bir şekilde hazırlayıp, siz değerli okuyucularımıza sunmaya çalıştık. Yanlışlarımız olmuşsa, dikkatsizliğimizden ve cahilliğimizdendir; affola… (SON)

Bakmak ve Görmek


Sanatçıları ötekileştirilen, dışlanan toplum; yoksullaşır, yurttaşlık duyarlığını yitirir. Bir kısmımız teknoloji bağımlısı olarak gerçek yaşamdan koparılıp sanal yaşamla yaralarımızı sararken, büyük çoğunluğumuz da önce yoksullaştırılıp sonra kullaştırılıyoruz.

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle.

Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet Paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum. Çıkmakta olduğumuz mahallenin yukarı kısımlarında, önünden geçmekte olduğumuz yan yana duran iki evin önü kalabalıktı, insanlar koşuşturuyorlar ve çığlıklar duyuluyordu. Sorup, öğrenemedik ne olduğunu; bizi bekleyen acil bir hastamız vardı.

Baygın, yüzü boynuna, bacakları dizkapağına ve kolları da dirseklerine kadar morarmış; 55-60 yaşlarında bir erkek yerde yatıyordu. Gerekli tedaviyi yaptım ve hasta dramatik bir şekilde iyileşerek birkaç dakika içinde kendine geldi, doğruldu ve eşinin elini tutarak, “Doktorum, bu kadın beni öldürecek,” dedi. “ O kadar tembih etmeme rağmen, beni hep arı kovanı bulunan yerlerden geçiriyor…” Hayata dönmenin şakasıydı bu.

Dönüşte, benim bir doktor olarak yukarı doğru çıktığımı görmüş olacaklar ki taksinin önüne geçerek durdurdular ve her iki evdeki bayılanlar için yardım istediler. Olanaklarım ölçüsünde gerekli tedavileri yaptım.

Yan yana duran evlerden birindeki kalabalık, evin ölen annesi için ağlıyordu, diğer evdeki gözyaşlarının nedeni ise askerden gelen çocuklarına kavuşmanın verdiği sevinçti. Kaybın verdiği hüzün de gözyaşlarına neden oluyordu; kavuşmanın verdiği mutluluk da. Nedenleri farklı olsa da yoğun duyguların ürünüydü gözyaşları.

Mahalleye çıkışta sokağa “bakarken,” koşuşturarak, çığlık atan kadınlar vardı; dönüşte yanlarına vardığımızda, çığlıkların nedenlerini öğrendik, gerçeği “gördük.”

Bakmak ve görmek… Bakma olayında daha etkin olan organ gözdür. Görme olayında ise; detay, derinlik, algılama ve anlamlandırma olgularından dolayı;  gözle birlikte etkin olan organ beyindir. Bakma olayı bir fotoğrafın negatifi, görme ise fotoğrafın kendisidir. Görme olayı emek ister, emek ürünüdür. Sanatçılar çok iyi görebilen insanlardır, sanat evrenselliğini ve ortak dilini bu olgudan alır.

Sanatçıları ötekileştirilen, dışlanan toplum; yoksullaşır, yurttaşlık duyarlığını yitirir. Bir kısmımız teknoloji bağımlısı olarak gerçek yaşamdan koparılıp sanal yaşamla yaralarımızı sararken, büyük çoğunluğumuz da önce yoksullaştırılıp sonra kullaştırılıyoruz.

Kul bakar, yurttaş görür.
Kul her emre uyar, yurttaş sorgular.
Kul korkar, yurttaş örgütlenir.
Kul için görev vardır; yurttaş için hak.
Kul bireycidir, yurttaş toplumcu...

Ben yeniden keşfetmedim; ünlü düşünür Ziya Gökal, 'kul'un tarifini ünlü dörtlüğüyle yıllar önce yapmış zaten;

“Ahlak yolu pek dardır
Tetik bas önün yardır,
Sakın hakkım var deme
Hak yok, vazife vardır.”

Şair Dr. Salim ÇELEBİ