Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam79
Toplam Ziyaret537335
Köşektaş Albümü
Köşektaş'ın Sol Köşesi

Köşektaş ve çevresi,

Açık hava müzesi,
Dilden dile dolaşır,
Özgündür efsanesi.

Bölgesinin en yeşil ve en güzel köyü Köşektaş ve yöresinden görüntüler.

Mayıs 2007

Necdet Cengiz Şen

Necdet Cengiz Şen'in Mayıs 2007'de çekmiş olduğu Köşektaş fotografları.

Bu güzel fotografları bize göndererek Köşektaş'tan ayrı kalmış olmanın vermiş olduğu hasret ile yanıp tutuşan gönüllerin hasretlerini bir nebze olsun gideren Necdet Cengiz Şen'e çok teşekkür ederiz!

kosektas.net

Hastamın Öğretmeni -4-Yıllar Sonra

Hastamın Öğretmeni
 
 
4 - YILLAR SONRA
 
Ferihan Hanım, “Balkonda kendi kendime ıslıkla şarkı söylemeye çalışıyorken, birden o şiir düştü aklıma,” diyerek başlıyor o günkü sohbete. ” Fazıla Atabek’in şiiri. Mırıldanarak okumaya başladım.”
 
“Hangi şiir?”“Size verdiğim defterde var. ‘Gideceğin yere beni de götür…’”

Ezbere okuyor Ferihan Hanım; “Samsun Güzellemesi” ile ünlenen şair Fazıla Atabek’in “Ardından” isimli şiirini.

Gideceğin yere beni de götür
Sorana, derdimin dermanı dersin;
Götür de istersen sokakta yatır
Elimde gönlünün fermanı dersin.

Adını iğneyle işle derime
Kölemdir, desen de gitmez arıma;
“Bunlar ne?” derlerse mektuplarıma
Tutuşan bir ömrün romanı dersin.

Duysalar da coşup çağladığımı
Bilmezler sana bel bağladığımı;
Görenler olursa ağladığımı
Fırat’ın en coşkun zamanı dersin.

Şiiri ezbere okuduktan sonra, “Şiiri okuyorum, okuyorum fakat bir kelimesi bir türlü aklıma gelmiyor,” diyor hüzünlenerek. “Çıktım yukarı, eskileri karıştırmaya başladım. Araya araya buldum Hamit’in yangından kurtardığı defteri. Şiiri ararken üç kelimeyi gördüm defterde: ‘Nahit ve Süslü Kızım’ ”

“Çok mu süslüydünüz?” diyorum biraz çekinerek.“Hayır, hayır. Süslü olduğumdan değil,” diyor gülümseyerek. “ Formalar içinde hepimiz birbirimize benzerdik.

Soyadım ‘Süslüoğlu,’ idi. Ben ise oğlan değil, kızdım. Bu nedenle bana ‘Süslü Kızım,’ derdi. “

“Hangi dersinize girerdi Nahit Bey?”

 


            
 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Bir Bahar Önü

Elli, altmış yıl öncesinden
bir bahar önü.

Hüseyin Seyfi

Uzun geçen kış mevsiminin sonunda, hasretle beklenen bahar, köyde yüzünü gösterdi. Güneş çıktı. Üşüyen toprak biraz ısındı. Toprağın üstünde üç aydan beri bekleyen kar erimeye başladı. Kar eridikçe toprağın üstü açıldı, toprağın ıslaklığı geçti ve eriyen karın altından önce kardelenler, sonra sarı çiğdemler toprak üstüne çıktı.

Kış boyu ahırlarda hapis olmuş tavuklar, inekler, atlar, öküzler, danalar, koyunlar, kuzular dışarı çıkarak açık havanın tadını aldılar. Çocuklar çiğdem toplamak üzere donu çözülmüş kırlara koştular. Güneşin ısıttığı ve ıslaklığını aldığı yol üstündeki küçük toprak yığınlarının içinden çıkan ve arka arkaya dizilen karıncalar baharın yaklaştığının habercisi oldu.

Kuzey yamaçlarda henüz erimeyen kar, gümüş rengini alırken, güneş, arkasına koyu bir kızıllık bıraktıktan sonra kayboldu. Geride kalan, ayaza dönen esinti ile ocaklardan, tandırlardan çıkan koyu dumandı.

Akşam karanlığı ile herkes evine çekildi. Sokaklar ıssızlaştı. Dışarıda, çöplük başlarında siftinen birkaç uyuz zağar ve duvar başlarında oynaşan kedilerin yanında, ahıra girmeyen çelimsiz, yaşlı bir at kaldı.

Gün batımından bir süre geçtikten sonra, gökyüzünün kızıllıkları da kayboldu. Ay, tüm güzelliğini gururla sergiledi. Gecenin bulutlarını sürükleyen serin bir esinti devam etti. Kümeleşen bulut, Ay’ı gölgeledi. Ay’ın parlaklığı silindi. Yeryüzü karardı.

Akşam eve dönmeyen ineği kurt yemesin diye Akif Hoca’ya, kurt duası okutuldu, dua esnasında kemik saplı bıçağın ağzı üç defa açılıp kapatıldı ve kurt ağzı bağlandı.

Kış süresince, kuru tahıl ve una dayalı yiyeceklerle beslenen insanlar, kırlarda, tarlalarda yeşilliğin görünmesi ile birlikte, bildikleri madımak, cırtlık, yemlik, tülü, hardal, kızılcık ve ebegümeci gibi doğada kendiliğinden yetişen, çiğ veya pişirilerek yenebilecek bitkileri toplamak için kadınlar bozkıra dağıldılar. Köyün delikanlıları at arabalarını koşarak, bir kış boyu ahırda kapalı kalan atların hamlarını aldılar.

Uzun süre evlerde kapalı kalan genç erkekler, çamuru yeni kurumuş arazinin üstünde çelik oynamaya, çocuklar bezden yaptıkları toplarla sokak aralarında top oynamaya başladılar…

Yeni çalışmamdan çıkarttığım bir sayfa, Hüseyin Seyfi.