Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam79
Toplam Ziyaret537335
Köşektaş Albümü
Köşektaş'ın Sol Köşesi

Köşektaş ve çevresi,

Açık hava müzesi,
Dilden dile dolaşır,
Özgündür efsanesi.

Bölgesinin en yeşil ve en güzel köyü Köşektaş ve yöresinden görüntüler.

Mayıs 2007

Necdet Cengiz Şen

Necdet Cengiz Şen'in Mayıs 2007'de çekmiş olduğu Köşektaş fotografları.

Bu güzel fotografları bize göndererek Köşektaş'tan ayrı kalmış olmanın vermiş olduğu hasret ile yanıp tutuşan gönüllerin hasretlerini bir nebze olsun gideren Necdet Cengiz Şen'e çok teşekkür ederiz!

kosektas.net

Hastamın Öğretmeni - 7 - Nahit Hanım ve Orhan Veli (1)

Hastamın Öğretmeni

7 - NAHİT HANIM VE ORHAN VELİ (1)

“Orhan Veli kocamın öğrencisiydi, ”diye anlatmaya başlıyor ünlü şairi Nahit Hanım. “Orhan’ı çok severdi Vedat. Orhan’ın kimsede olmayan bir tarafı vardır: Fevkalade terbiyelidir. Nazik ve terbiyeli. Laubalililiği hiç yoktu.”

“Orhan Veli'nin, ağaçtan benim evimi gözetlediğini söyleyen, kimse; o,eşeğin tekidir. Çünkü Orhan Veli bize gizli gelmiyor ki! Günde on kez geliyor, gidiyor. Bir gizlilik olur, anlarım... Orhan neden cambazlık yapsın benim için ince dallara tutunup. Bunu söyleyenlere, ‘Siz deli misiniz?’ dedim.”

Ünlü yazar Ayten Aygen şöyle anlatıyor. "Orhan Veli bizim bahçedeki müştemilatta otururdu. Ağabeyim Mahmut Ekrem, annemden aldığı harçlığı Orhan'a verir; o da kira diye anneme götürürdü." Parasız zamanlar… Çok yoksul bir hayat süren Orhan Veli'nin ev kirasını bazen ilham perisi Nahit Hanım ödermiş. Aygen, "Sabahları onu, Nahit Hanım'ın verdiği bozuk paraları sayarken görürdüm,” diyor.

1950 yılında, Ankara Belediyesinin açtığı bir çukura düşerek yaralanır ve 3 gün sonra da 36 yaşında, İstanbul’da vefat eder Orhan Veli. Haberi, Edirne’den eşine gitmek üzereyken öğrenen Nahit Hanım, “Vedat gelemem, Orhan’ı hastaneye kaldırmışlar,” diye haber gönderir eşine.

Orhan Veli öldüğünde, cebinden 28 kuruş para ve sarı bir ambalaj kâğıdına sarılı bir diş fırçası çıkar. Ambalaj  kağıdında, Orhan Veli’nin aşklarını anlattığı “Aşk Resmi Geçidi” adında bir şiir vardır ve şiir şöyle bitmektedir:

“Gelelim sonuncuya.
Hiçbirine bağlanmadım ona bağlandığım kadar.
Sade kadın değil, insan;
ne kibarlık budalası
ne malda mülkte gözü var;
hür olsak der
eşit olsak der;
insanları sevmesini bilir
yaşamayı sevdiği kadar...”

Edebiyat dünyasındaki genel kanı; Orhan Veli’nin bu şiiri, ilham perisi olan Nahit Hanım için yazdığı yönündedir.

1950 yılında vefat ettiğinde, Orhan Veli için büyük bir tören düzenlenir. Cenazesinde birçok çelenk vardır ve çelenklerin birini de editörler göndermişlerdir Ne ilginçtir ki, editörlerin gönderdiği çelengin üzerinde,”editerler” yazmaktadır.


          
 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Bir Bahar Önü

Elli, altmış yıl öncesinden
bir bahar önü.

Hüseyin Seyfi

Uzun geçen kış mevsiminin sonunda, hasretle beklenen bahar, köyde yüzünü gösterdi. Güneş çıktı. Üşüyen toprak biraz ısındı. Toprağın üstünde üç aydan beri bekleyen kar erimeye başladı. Kar eridikçe toprağın üstü açıldı, toprağın ıslaklığı geçti ve eriyen karın altından önce kardelenler, sonra sarı çiğdemler toprak üstüne çıktı.

Kış boyu ahırlarda hapis olmuş tavuklar, inekler, atlar, öküzler, danalar, koyunlar, kuzular dışarı çıkarak açık havanın tadını aldılar. Çocuklar çiğdem toplamak üzere donu çözülmüş kırlara koştular. Güneşin ısıttığı ve ıslaklığını aldığı yol üstündeki küçük toprak yığınlarının içinden çıkan ve arka arkaya dizilen karıncalar baharın yaklaştığının habercisi oldu.

Kuzey yamaçlarda henüz erimeyen kar, gümüş rengini alırken, güneş, arkasına koyu bir kızıllık bıraktıktan sonra kayboldu. Geride kalan, ayaza dönen esinti ile ocaklardan, tandırlardan çıkan koyu dumandı.

Akşam karanlığı ile herkes evine çekildi. Sokaklar ıssızlaştı. Dışarıda, çöplük başlarında siftinen birkaç uyuz zağar ve duvar başlarında oynaşan kedilerin yanında, ahıra girmeyen çelimsiz, yaşlı bir at kaldı.

Gün batımından bir süre geçtikten sonra, gökyüzünün kızıllıkları da kayboldu. Ay, tüm güzelliğini gururla sergiledi. Gecenin bulutlarını sürükleyen serin bir esinti devam etti. Kümeleşen bulut, Ay’ı gölgeledi. Ay’ın parlaklığı silindi. Yeryüzü karardı.

Akşam eve dönmeyen ineği kurt yemesin diye Akif Hoca’ya, kurt duası okutuldu, dua esnasında kemik saplı bıçağın ağzı üç defa açılıp kapatıldı ve kurt ağzı bağlandı.

Kış süresince, kuru tahıl ve una dayalı yiyeceklerle beslenen insanlar, kırlarda, tarlalarda yeşilliğin görünmesi ile birlikte, bildikleri madımak, cırtlık, yemlik, tülü, hardal, kızılcık ve ebegümeci gibi doğada kendiliğinden yetişen, çiğ veya pişirilerek yenebilecek bitkileri toplamak için kadınlar bozkıra dağıldılar. Köyün delikanlıları at arabalarını koşarak, bir kış boyu ahırda kapalı kalan atların hamlarını aldılar.

Uzun süre evlerde kapalı kalan genç erkekler, çamuru yeni kurumuş arazinin üstünde çelik oynamaya, çocuklar bezden yaptıkları toplarla sokak aralarında top oynamaya başladılar…

Yeni çalışmamdan çıkarttığım bir sayfa, Hüseyin Seyfi.