Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam81
Toplam Ziyaret642484
Çeviri Etkinliği

Hasan Âli Yücel
Seçkin insanlar seyrek!

Hümanizma ruhunu anlama ve duymada ilk aşama, insan varlığının en somut anlatımı olan sanat yapıtlarının benimsenmesidir.
 
Sanat dalları içinde edebiyat, bu anlatımın düşünce öğeleri en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir ulusun, diğer ulusların edebiyatlarını kendi dilinde, daha doğrusu kendi düşüncesinde yinelemesi; zekâ ve anlama gücünü o yapıtlar oranında artırması, canlandırması ve yeniden yaratması demektir. İşte çeviri etkinliğini, biz, bu bakımdan önemli ve uygarlık davamız için etkili saymaktayız.
 
Zekâsının her yüzünü bu türlü yapıtların her türlüsüne döndürebilmiş uluslarda düşüncenin en silinmez aracı olan yazı ve onun mimarisi demek olan edebiyatın, bütün kitlenin ruhuna kadar işleyen ve sinen bir etkisi vardır. Bu etkinin birey ve toplum üzerinde aynı olması, zamanda ve mekânda bütün sınırları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir. Hangi ulusun kitaplığı bu yönde zenginse o ulus, uygarlık dünyasında daha yüksek bir düşünce düzeyinde demektir. Bu bakımdan çeviri etkinliğini sistemli ve dikkatli bir biçimde yönetmek, onun genişlemesine, ilerlemesine hizmet etmektir. Bu yolda bilgi ve emeklerini esirgemeyen Türk aydınlarına şükran duyuyorum. Onların çabalarıyla beş yıl içinde, hiç değilse, devlet eliyle yüz ciltlik, özel girişimlerin çabası ve yine devletin yardımıyla, onun dört beş katı büyük olmak üzere zengin bir çeviri kitaplığımız olacaktır. Özellikle Türk dilinin bu emeklerden elde edeceği büyük yararı düşünüp de şimdiden çeviri etkinliğine yakın ilgi ve sevgi duymamak, hiçbir Türk okurunun elinde değildir.

Hasan Âli Yücel
Milli Eğitim Bakanı
23 Haziran 1941.

Hastamın Öğretmeni - 17 - Tabanca ve Bıçak

Hastamın Öğretmeni

17 -TABANCA VE BIÇAK

“Okulda etkinlikler olur muydu?”

Olmaz olur mu? Çok etkinlikler olurdu. Baharın pikniğe giderdik; Anadolu Yakasındaki Küçük Su Kasrına. Kumanyalar hazırlanır, özel vapur kiralanırdı biz öğrenciler için. Yemekler yenir, oyunlar oynanır, sınıflar arası müsabakalar yapılırdı. Dinleneceğimiz zaman ikili gruplar (eşli gruplar) oluştururduk. Benim eşim Nahitçiğim olurdu.  Birimiz çayıra uzanır, diğerimizin başı, uzananın başına değecek şekilde 180 derece açıyla yatar, sonra da her birimiz başlarını birbirimizin omuzlarına koyardık. Bu vaziyette yatarken birbirimize dönmek istediğimizde dudak dudağa gelirdik adeta.”

Okulumuzun çevresi yüksek bir duvarla çevriliydi. Ne biz dışarıyı görebilirdik, ne de dışarıdakiler biz içerdeki öğrencileri. Rahibeler gibiydik anlayacağınız. Dışarıyı görebilmek için hafta sonunun gelmesini veya mutfak nöbetini iple çekerdik. Okulumuzun mutfağı, okulun karşısında, yolun öbür tarafında bulunan Şehremini İlkokulundaydı. Yemekler orada pişer, kazanlar, nöbetçinin nezaretinde caddenin öbür tarafından bu tarafına geçirilirdi. Trafik yok gibi bir şeydi. Arada bir geçen tramvayları görürdük. Tramvay ücreti 3 kuruştu. Savaş yılları olmasına rağmen, yiyecek konusunda hiçbir zorluğumuz olmazdı.”

“Bir ara, okul olarak Ankara’ya gittiğinizi söylemiştiniz galiba?”

“Evet, evet.1944-1945 Öğretim yılında Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için izci olarak trenle Ankara’ya götürdüler. Başımızda da Meso vardı. Hamit’le arkadaştık o zamanlar. Sözlü gibi bir şey yani. Hamit, Meso’dan izin alarak pasta getirdi bize. Tüm kızlar afiyetle yedik. İstanbul’a dönüp de Nahit Hanımın ilk dersine girdiğimiz zaman, Nahitçiğimin bana yazdığı bir pusula, ön sıradan başlayıp elden ele dolaşarak bana kadar geldi. Açtım, ‘Süslü kızım Ankara’yı mı düşünüyor?’ diye soruyordu Nahitçiğim. Sanırım,  Ankara’da neler yaptığımızı ve bu arada arkadaşım Hamit’in bize pasta getirdiğini, Meso, Nahit Hanıma anlatmıştı.”

“Öğretmen okulu son sınıftaydınız zaten. Okulu bitirip yurdun dört bir yanına dağılacaktınız. Sizin tayininiz nereye çıktı?”

“Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinin Çayırlı Köyüne.” “Nasıl bir köydü Çayırlı?”

“Güzel bir köydü; her Anadolu köyü gibi. Köyün içinden, Filyosun kollarından biri geçerdi. Köyde epeyce değirmen vardı. Köy, Çaycuma’ya yaya olarak 3,5 saat uzaklıkta idi. Zaman zaman toplantı için çağırırlardı bizleri. Ben genellikle yaya olarak giderdim. 1-2 defa atla gittim. Köylüler atla gitmem için ısrar ederlerdi. Ben atla gitmeyi istemezdim. Çünkü atla gittiğim zaman yanıma bir de çocuk verirlerdi. Ben atın üstünde, çocuk ise yürüyerek gidiyorduk. Çocuğun yürüyerek yorulmasına içim elvermiyordu. Çevredekiler benim için,” Erkek gibi kadın; her ay onca yolu tek başına yürüyor, mutlaka tabancası vardır,“ derlermiş. Köyün muhtarı ise, “Hem tabanca taşır, hem de bıçak,” diye korumaya çalışırmış beni.”

 

Şiir Tanıtım Köşesi


Geçmişteki Günleri Tazelermişçesine

Seçkin şairimiz Dr. Salim Çelebi'nin yazmış olduğu "Vardı İçinde" adlı bu özgün şiiri siz ziyaretçilerimize sunmaktan kıvanç duyarız!

kosektas.net


Salkım söğütler
altında koyulaşırdı sohbetler.
Politika, gaile, din; vergi, savaş, kıtlık;
gurbet, sıla, yoksulluk
bir de askerlik anıları
süslerdi anlatılanları...
Gocunulmazdı,
açıktı eleştiri,
kahpe feleğe intizar vardı içinde.

Suspus olunur 
çıt çıkmazdı ajans vakti,
tefe koyulur
safça ve insafsızca
suçlanırdı halktan olmayan parti;
oy vermiş,
alay edilen
birkaç tövbekâr vardı içinde,

Cepte taşınırdı kanıtlar:
Hayat Mecmuası, Akbaba;
Ferhat’tan Şirin'e
Kerem'den Aslı'ya
yakılan ağıtlar
okunurdu defalarca;
sevdiğine kavuşamayan yâr vardı içinde.

İşin en kötüsü,
pelesenk olmuştu dillerde
kalkınmasın köylü diye
kapatılan Hasanoğlan Köy Enstitüsü;
seferberlik, jandarma,
halkın belini büken
bir de tahsildar vardı içinde.
 
Bazen berrak bazen çamurlu
çağıldardı dereden akan sular;
ağzından bal damlayan
Ali Emmiler, Hasan Ağalar;
Çanakkale Gazisi,
birisi topal,
nur yüzlü dört ihtiyar vardı içinde.

Şair Dr. Salim Çelebi