Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam79
Toplam Ziyaret537335
Köşektaş Albümü
Köşektaş'ın Sol Köşesi

Köşektaş ve çevresi,

Açık hava müzesi,
Dilden dile dolaşır,
Özgündür efsanesi.

Bölgesinin en yeşil ve en güzel köyü Köşektaş ve yöresinden görüntüler.

Mayıs 2007

Necdet Cengiz Şen

Necdet Cengiz Şen'in Mayıs 2007'de çekmiş olduğu Köşektaş fotografları.

Bu güzel fotografları bize göndererek Köşektaş'tan ayrı kalmış olmanın vermiş olduğu hasret ile yanıp tutuşan gönüllerin hasretlerini bir nebze olsun gideren Necdet Cengiz Şen'e çok teşekkür ederiz!

kosektas.net

Eduard Zuckmayer

ÖZGÜRLÜK ADASI /INSEL DES FRIEDENS

Türk müzik öğretmeni Eduard Zuckmayer’in izini sürerken...

EDUARD ZUCKMAYER / NICOLA OPITZ / ÖZET VE ÇEVİRİ: LÜTFULLAH ÇETİN

Ankara Gazi Üniversitesi Zuckmayer Korosu



Zuckmayer, tanınmış bir isim, ancak çoğumuzun bilmediği bir şey var: Bu ünlü yazarın oldukça nüfuzlu bir kardeşi vardı...

Türk müzik öğretmeni Eduard Zuckmayer’in izini sürerken.

Carl Zuckmayer, bir müzik öğretmeni değil, bir yazardı. Aslında bu yazı onunla ilgili değil, bu yazı, kendisinden altı yaş büyük olan, kardeşi Eduard Zuckmayer ile ilgili. Gerçekte o da tanınmış biri, ancak, Almanya’da değil, Türkiye’de!

Eduard Zuckmayer, 1935 yılında, eşi Gisela Jokisch ile Nazi kıyımından kaçıp Türkiye’ye sığındıktan sonra, Ankara’da ardı ardına profesör, müzik öğretmeni, orkestra şefi, besteci ve tercüman olarak çalıştı.  

Musiki Muallim Mektebi, 1930'lı yıllar

İlk kez 1924 yılında açılan Ankara’daki Musiki Muallim Mektebi’nin şiddetle yeni bir müzik öğretmenine ihtiyacı vardı. O yıllarda 45 yaşında olan ve müzik alanındaki bilgi ve yeteneğini Almanya’da edinmiş olan Eduard Zuckmayer, bu iş için oldukça uygun görünüyordu.  Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Türkiye yönünü Batı’ya çevirmiş, giyim kuşamdan eğitime birçok alanda devrimler ve reformlar gerçekleştirilmiş, 1935 yılından itibaren ise Ankara’da bir konservatuar açılmış ve böylece, başta Eduard Zuckmayer olmak üzere, Alman birçok müzisyene iş alanı açılmıştı.

İzleyen yıllarda, 1938’de, Eduard Zuckmayer müzik okulundan Devlet Konservatuarına geçti. Orada, 1970 yılına dek, Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Konservatuarını yönetti ve 600’ün üzerinde müzisyen yetişdirdi. Profesör Asena Gaesen, bugünkü konservatuar yöneticisi, Eduard Zuckmayer’in Batı müziğini Türkiye’ye getirdiğini söylüyor.

Eduard Zuckmayer ve Öğrencileri, Ankara/Türkei - Barbara Trottnow 

http://www.bt-medienproduktion.de/de/zuck.html 

Almanya’da Unutulmuş Zuckmayer” adlı bir film çekmiş olan Barbara Trottnow’da benzer şeyler söylüyor: Öğrencileri için o hâlâ örnek alınacak bir insan. Araştırmalarında Eduard Zuckmayer’in çevresiyle olan ilişkilerini öğrendiğini ve şaşkına döndüğünü belirten Trottnow, bu özelliğini Türk kültürüne olan yakınlığı sayesinde edinmiş olabileceğini söylüyor...

 

Eduard Zuckmayer, 1941 yılında Amerika’ya sığınmış olan kardeşine: Türkiye’nin bir özgürlükler adası olduğunu ve orada savaşın şiddetini sadece gıda ve besin kıtlığı olarak hissettirdiğini yazıyor. Eduard Zuckmayer, soykırım sırasında yaşadıklarından ve gördüklerinden sonra, bir değerbilirlik örneği gösterdi denilebilir. Peki bir zamanlar yaşadığı Mainz’e geri dönmek istemiş miydi? Hayır! Bir mektubunda, Mainz Konservatuarı’nın lütfunu arzulamadığını yazıyordu. Eşi ile kızı Michele Schenkirz 1950’de Almanya’ya geri döndüler, ancak o, Ankara’da kendini çok iyi hissetiğini, Türkiye’nin ikinci vatanı olduğunu söyledi ve dönmedi.

STUZ - STADT l KULTUR l EVENTS l MAINZ l AUSGABE 189 l DEZEMBER 2015 l SEITE 21


Yorumlar - Yorum Yaz


Bir Bahar Önü

Elli, altmış yıl öncesinden
bir bahar önü.

Hüseyin Seyfi

Uzun geçen kış mevsiminin sonunda, hasretle beklenen bahar, köyde yüzünü gösterdi. Güneş çıktı. Üşüyen toprak biraz ısındı. Toprağın üstünde üç aydan beri bekleyen kar erimeye başladı. Kar eridikçe toprağın üstü açıldı, toprağın ıslaklığı geçti ve eriyen karın altından önce kardelenler, sonra sarı çiğdemler toprak üstüne çıktı.

Kış boyu ahırlarda hapis olmuş tavuklar, inekler, atlar, öküzler, danalar, koyunlar, kuzular dışarı çıkarak açık havanın tadını aldılar. Çocuklar çiğdem toplamak üzere donu çözülmüş kırlara koştular. Güneşin ısıttığı ve ıslaklığını aldığı yol üstündeki küçük toprak yığınlarının içinden çıkan ve arka arkaya dizilen karıncalar baharın yaklaştığının habercisi oldu.

Kuzey yamaçlarda henüz erimeyen kar, gümüş rengini alırken, güneş, arkasına koyu bir kızıllık bıraktıktan sonra kayboldu. Geride kalan, ayaza dönen esinti ile ocaklardan, tandırlardan çıkan koyu dumandı.

Akşam karanlığı ile herkes evine çekildi. Sokaklar ıssızlaştı. Dışarıda, çöplük başlarında siftinen birkaç uyuz zağar ve duvar başlarında oynaşan kedilerin yanında, ahıra girmeyen çelimsiz, yaşlı bir at kaldı.

Gün batımından bir süre geçtikten sonra, gökyüzünün kızıllıkları da kayboldu. Ay, tüm güzelliğini gururla sergiledi. Gecenin bulutlarını sürükleyen serin bir esinti devam etti. Kümeleşen bulut, Ay’ı gölgeledi. Ay’ın parlaklığı silindi. Yeryüzü karardı.

Akşam eve dönmeyen ineği kurt yemesin diye Akif Hoca’ya, kurt duası okutuldu, dua esnasında kemik saplı bıçağın ağzı üç defa açılıp kapatıldı ve kurt ağzı bağlandı.

Kış süresince, kuru tahıl ve una dayalı yiyeceklerle beslenen insanlar, kırlarda, tarlalarda yeşilliğin görünmesi ile birlikte, bildikleri madımak, cırtlık, yemlik, tülü, hardal, kızılcık ve ebegümeci gibi doğada kendiliğinden yetişen, çiğ veya pişirilerek yenebilecek bitkileri toplamak için kadınlar bozkıra dağıldılar. Köyün delikanlıları at arabalarını koşarak, bir kış boyu ahırda kapalı kalan atların hamlarını aldılar.

Uzun süre evlerde kapalı kalan genç erkekler, çamuru yeni kurumuş arazinin üstünde çelik oynamaya, çocuklar bezden yaptıkları toplarla sokak aralarında top oynamaya başladılar…

Yeni çalışmamdan çıkarttığım bir sayfa, Hüseyin Seyfi.