• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam48
Toplam Ziyaret915347
Frankenstein
"Frankenstein"ı okumak için bilinmesi gereken her şey.

Videoyu rahat izlemek ve videodaki altyazıyı rahat okumak için video ekranını büyültünüz! Videodaki Türkçe altyazıyı etkinleştirmek için ayarlar düğmesine tıkladıktan sonra gözükecek olan dil seçenek listesinden Türkçe'yi seçiniz.

"Mary Shelley" tarafından yazılan ve ilk kez 1818'de yayınlanan "Frankenstein" yaratılış, hırs ve Tanrı’yı oynamanın sonuçlarını araştıran klasik bir roman. Roman, alışılmışın dışında bir bilimsel deneyde garip ama duyarlı bir yaratık yaratan genç bilim insanı Victor Frankenstein'ı konu alıyor. Roman, bilimsel gelişmelerin ahlaki ve etik sonuçlarını araştırıyor ve insan ile canavar arasındaki sınırları sorguluyor.

"Frankenstein", Robert Walton adlı bir Arktik kaşifin mektupları aracılığıyla sunulan, anlatı içinde anlatı olarak ortaya çıkıyor. Walton, trajik hikayesini paylaşan Victor Frankenstein'la karşılaşıyor.

Zeki ama hırslı bir bilim insanı olan Victor, bir deney yoluyla vücut parçalarını bir araya getirip canlandırarak bir yaratık yaratıyor. Ancak, yarattığı yaratığın görünümünden dehşete düşen Victor, onu terk ediyor. Reddedilen ve izole olan yaratık, kendi varlığıyla boğuşuyor ve sonunda intikam peşinde koşuyor.

Hikaye ilerledikçe Victor, eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşiyor. Arkadaşlık arayan yaratık, zulüm ve ötelenmeyle karşılaşıyor ve insanlığa olan kırgınlığını körüklüyor, Victor'un yakınlarının ölümüne yol açan bir dizi trajik olay meydana geliyor.

Roman bilimsel sorumluluk, bilgi arayışı ve yaratılışın ahlaki sonuçları konularını ele alıyor. Toplumsal normlara meydan okuyor ve yaratıcı ile yaratım arasındaki karmaşık ilişkiyi araştırıyor. "Frankenstein", bilimsel yeniliğin etik sınırları ve toplumsal reddedilmenin bireyin üzerindeki etkisi üzerine düşünmeye teşvik ediyor.

Yaratığın ahlaki gelişimi ana tema haline geliyor. Doğası gereği mi kötü niyetli, yoksa kötü niyetliliği toplumsal reddedilmeden mi kaynaklanıyor? Shelley, kendi zamanında yaygın olan determinist görüşlere meydan okuyarak, çevrenin ve beslenmenin bireyin karakteri üzerindeki etkisine ilişkin soruları gündeme getiriyor.

Hem Victor hem de yaratık derin bir izolasyon yaşıyor. Victor bilimsel çabalarını sürdürmek için kendini izole ediyor ve bu durum onun fiziksel ve duygusal açıdan gerilemesine yol açıyor. Toplum tarafından ötelenen ve izole olan yaratık şiddete yöneliyor. Shelley, izolasyonun umutsuzluğa ve düşmanlığa yol açtığını öne sürüyor.

Yaratığın görünümü ve toplumun onu ötelemesi Shelley'nin bilinmeyene ya da 'öteki'ne duyulan korku hakkındaki yorumunu yansıtıyor. Roman, okuyucuları önyargının sonuçlarını ve dış görünüşe göre yargılamanın sonuçlarını düşünmeye davet ediyor.

Walton'un mektupları ve Victor'un anlatımı dahil olmak üzere birden fazla anlatının kullanılması hikaye anlatımına katmanlar katıyor. Olaylara farklı bakış açılarına olanak tanıyor, öznelliği ve tekil anlatıların güvenilmezliğini vurguluyor.

"Frankenstein", bilimsel gelişmelerdeki etik ikilemleri keşfetmesi ve insanlığın durumu hakkında gündeme getirdiği kalıcı sorular nedeniyle güncelliğini koruyor. Shelley'nin çalışması, okuyucularda yankı uyandırmaya devam eden, bilimsel ve ahlaki seçimlerin sonuçları üzerine eleştirel düşünmeye davet eden, uyarıcı bir hikaye görevi görüyor.

Britannica l English Literature

Madımak - Dr. Şair Salim Çelebi

Sen yanmasan ben yanmasam biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa...


MADIMAK

TEMMUZ YANGINI

Dr. Salim Çelebi


2 Temmuz'da Dikili'de düzenlenen 'Madımak'ı anma gününde yazmış olduğu içler koparan bu şiiri sitemize bahşeden sayın Dr. Salim Çelebi'ye çok teşekkür ederiz!

kosektas.net


Uyku tutmadı dün,
tam ortasındaydım kâbuslu bir düşün:
Uyanık da değildim uykulu da!
Kızıl karanfiller vardı sağ yanımda,
Sol yanımda kördüğüm.
Hallacı Mansur da aralarındaydı, Pir Sultan da:
Tebessüm vardı yüzlerinde,
boyunlarında yağlı bir sicim.
İki temmuz 1993’ü gösteriyordu takvim: “Saatli Maarif Takvimi.”
Bütün yaprakları iki temmuzdu,
Kaçırıyorum sandım aklımı;
üstündeki resimler; anamız, bacımız, oğlumuzdu:

Bir kez daha
kanıtlanmak istenmişti cehennemin varlığı!
Bir kez daha
yüceltilmek istenmişti yobazların barbarlığı!
bir kez daha
yakılmak istenmişti mazlumların insanlığı!

İlk kez, düşümde düş gördüm!
İlk kez, dalga dalga diriliş gördüm!
İlk kez,tüm bedende gülüş gördüm!

Omzunda yüzülmüş derisi,
elinde meşale,
çağırdı yanına beni Seyyid-i Nesimi.
Çağırdı ve tek tek gösterdi
Maraşı, Çorumu, Dersimi.

“Gülden terazi tutarlar
Gülü gül ile tartanlar.
Gül alırlar gül satarlar
Çarşı pazarı güldür, gül.”dedi.

Büyümemiş,
hala 14 yaşında Menekşe Kaya;
orda da annelik yapıyor
12 yaşındaki yaramaz kardeşi Koraya.
Tek bir saz çalıyorlar,
sarılmışlar birbirlerine vücutları da tek!
Rengi altın sarısı
mis kokan tap taze iki çiçek:

“Annemizi özledik: Kucağını!
Haber veremedik yanarken
biliyorduk bırakmayacağını!”
 
“Hediye almıştık babamıza, cebimizdeydi:
İnanır mısınız, kapkara olmuş deseni
bembeyaz ve kare kareydi!”

“Elimizdeki ekmek de yandı!
Açtık yanarken
susuzluğumuz dağlandı!”

“Büyüklerimize hep inandık.
Biz de büyüyecektik,
çocukluğumuz muydu suçumuz
nerde kaldı insanlık?”
Yutkundum,
Konuşmalarını balla kesti Edibe Sulari:
“Güneş altında eriyen,
Görüp ileri yürüyen;
Çalışıp işe yarayan
İnsanlara canım kurban.”
Sazı eşliğinde sordu Aşık Mahzuni
“Bir dikili taştan gayrı nem kaldı?” diye.
Nutkum tutuldu!
“Bağdat’ta savaş,
Anadolu’mda sıkma baş
çığlığı var.” diyemedim:
“Kara duman çökmüş yurda
Onun için düştük derde.
Dosta giden yolun nerde
İzin ize benzemiyor.” dedi Muhlis Akarsu.

Tam ortalarındaydı Aşık Veysel:

Sermayem sazımdı gözlerim âmâ,
Tıkıldım beşimde tek gözlü dama.

Çok zor isim bulmak insan yakana,
Kara toprak aklayamaz sizleri.

Pişirirdi anam yeşil madımak,
Kör olsun, tadını unutmaz damak.
Neydi günahı da söndü kırk ocak,
Yeşil yaprak saklayamaz sizleri.

Kabahati neydi ilim Sıvasın
Aklını kullan ki insan olasın.
Taşıyor beyninden kirin ve pasın,
Kızılırmak paklayamaz sizleri.

Kulağıma fısıldadı
içlerinden en tıfılı:
 
“Saklambaç oynanıyor sandık:
Tarumar olduk
sine sine saklandık!
Ali, haydar, Ayşe;
sobe
diyemedik hiçbirimiz
çok kurnazmış ebe:
Yandık !”

Soyadına benzeyen sesiyle,
“Ağaç demiş ki baltaya
Sen beni kesemezdin ama
Ne yapayım ki sapın benden
Bak şu ağacın bilincine sen
Ölen ben, öldüren benden.” dedi Ruhi Su.
Gür bir ses duyuldu korodan!
Söyleyeni çok,
sesleri tek, sözleri tok:
Dildik biz;
sazda, sözde dürüm dürüm acı yiyen!
Gül’dük biz,
bülbüle aşık, kendi dikeniyle büyüyen!
Gönüldük biz,
hak ve halk aşkı için eriyen!            

Öldük biz,
Sağ olsun yakanlar;
seyredenler şen!

Duruşu da heybetliydi sesi de:

“Şah’ı sevmek suç mu bana,
Kem bildirdin beni han’a.
Can için yalvarmam sana,
Şehinşah bana darılır.”

“Ben Musayım sen Firavun,
İkrarsız Şeytan’ı lain.
Üçüncü ölmem bu hayın,
Pir Sultan ölür dirilir.”
Yükselirken semaya yanık kokusu ve duman,
biz de yükseldik
ve seyrettik 33 metre yukarıdan;
yüreği kan
teni, kan kokan
kan emicileri.                                                                                                  
Rüyalarımız vardı:
Kül olduk düşlerimize,
Ödül olduk gençlerimize,
Savrulduk bilinçlerinize!
 
Sırtımızda kambur İki temmuz1993!
Ey evlat,
İnsanlık için söz ver ve ant iç:
“Geliyorum” demez
ve “acaba gelir mi?” diye beklenmez şeriat.
Görebildiğin herkese tek tek anlat:
İçin sızlar;
kara çarşafa zorla sokulduğu zaman
anan, bacın ve kızlar.
Ne güneş kurtarabilir seni
ne de karanlıkta seyrettiğin şu yıldızlar
Ben uyandım!
Ya sizler?

“Yanında dağılmış kağıtlar
Ve tütün tabakası var.

Bir bez parçasıyla
Ağzını tıkamışlar,
Cesetini sırt üstü
Boyunca uzatmışlar

Bir deniz kabuğunda
Dalgaları duyanlar;
Boş bir mermi kovanı
Sizce nasıl uğuldar?”
Metin Altıoktu bu soruyu soran:
Dururmu,
hemen yanıtladı Dr. Behçet Aysan:
“Kana boyandı kirmenimde yün,
kuşmarlara, tuzaklara düştüm
menevişlendi durgun sularım.
Sedef
bir bıçak aldım dostlar,
güneşi yiyorlar
aç kuşlar!”

Ve devam etti:
“İndirdi kepengini üstümüze
kara böğürtlen bir gece:
Ne  yapsam                                                                       
pirinç şamdan taşısam!
 
Geçirdi hevengini yağlı urgan,
boynumuzda bir kiraz dalı:
Ne yapsam
çatal dirgen kullansam!

Bindirdi dengini bir katara
balrengi kömür gibi acıdan;
açlık, gözyaşı, kan!

Bindallı fistanı gül,
işliği mavi çelik tül
savrulsa külleri harman!

Yaralı ve yayan yürümektedir yaşam:
Ne yapsam ne yapsam
bir çatal dirgen, bir pirinç şamdan!”

Birlikte, yeniden yaşadık 2 Temmuz 1993’ü.
Birlikte, yeniden seyrettik
kılların bile kıpırdamadığı
külleşen “Madımağı.”





Yorumlar - Yorum Yaz
Narcissus ve Goldmund


Mariabronn Manastırı

Narcissus ve Goldmund
Hermann Hesse

Alman yazar Hermann Hesse tarafından yazılmış olan "Narcissus ve Goldmund", iki zıt karakter aracılığıyla, insan doğasının ikiliğini araştıran felsefi bir roman.

Hikaye Orta Çağ Almanya'sında geçiyor ve zıt kişiliklere sahip iki arkadaşın etrafında dönüyor. Narcissos, manastırda kapalı, disiplin ve düzen dolu bir yaşamı seçen bir entelektüel, Goldmund ise dünyayı keşfetmek için manastırdan ayrılan, tutkulu ve meraklı, özgürlüğü seven bir birey.

Roman, ikisinin Mariabronn Manastırı'ndaki buluşmasıyla başlıyor, acemi bir keşiş olan Narcissus, Goldmund'u kanatları altına alıyor. Narcissus münzevi hayatından memnunken, Goldmund çok geçmeden manastırdan ayrılıyor, macera dolu bir yolculuğa çıkıyor.

Goldmund'un yolculuğu romantik, şehvetli ve zahmetli geçmesiyle dikkat çekiyor, sevinçleri, zorlukları, sevgiyi ve kaybı yaşıyor, sonunda hayatın kasvetli ve şehvetli yönlerini kucaklayabilen bir gezgin kimliğine kavuşuyor. Goldmund'un yolculuğu boyunca sürdüğü hayat, insan doğasının ikiliğini yansıtan keskin zıtlıkları içeriyor.

"Narcissus ve Goldmund" sadece iki arkadaşın hikayesini değil; derin felsefi ve psikolojik temaları da derinlemesine inceliyor. Roman, hayatın ikilemini araştırıyor: Apolloncu anlayış (düzen, disiplin ve zeka) Narcissos tarafından temsil ediliyor, Dionysosçu anlayış (aşk, merak ve tutku) Goldmund tarafından. Roman aynı zamanda, ruhsal ile fiziksel, bilinçli ile bilinçsiz, zihin ile beden, sonlu ile sonsuz arasındaki gerilimi de inceliyor.

Sonunda Goldmund, yıllarca dolaştıktan sonra, manastıra geri dönüyor ve orada ölüyor. Narcissus, zıt yaşam anlayışına sahip olmuş olmalarına rağmen, paylaştıkları derin bağın farkına varıyor ve Goldmund’u vakitsiz kaybetmiş olmanın üzüntüsünü yaşıyor.

 
Hermann Hesse'nin "Narcissus ve Goldmund" adlı kitabının Türkçe, Almanca ve İngilizce PDF sürümleri burada:

Türkçe  DeutschEnglish
TıklaKlickeClick




Bilgi: Bu sütuna aktarılmış bilgiler, Britannica sayfası aracılığıyla edinilmiş bilgilerdir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası