• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://plus.google.com/Google/posts
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret480611
Resim Tanıtım Köşesi

Adnan Bey'in Tabloları, Resim Sanatının Biçimsel Özellikleri

Pop biçimsellik, evrensel bağlamda, dünyada, 1960’lı yıllardan beri sorgulanmaktadır. Türk resminde ise sanatçıların, tümden olmasa da, ara devrelerinde zaman zaman uğradıkları pop yaklaşım konusu, Yalım’ın elinde, sanatının yaşamsal amacı haline gelmiştir. Sanatçı, pop biçimselliğin kendine özgü ironik, figüratif yaklaşımlarını benimserken, diğer taraftan kendine ait fantastikleşen renk vurgularını  da gözler önüne sermekten kaçınmamaktadır. İşte bu noktada sanatçının değişik ve kendine ait olan yanı da, öncelikle biçim dili bağlamında ortaya çıkmaktadır. Çünkü renk tercihleri, tamamen resimlerinin kosmozunu da belirleyen bir özellik olmaktadır. Ayrıca resim yüzeylerini gerek boyayı kullanarak iki boyutlu, gerekse -ptik espriyi değerlendirerek üç boyutluşan tuval gövdelerine ayırmaktadır. Bu ayırmalar mekânla ilgili boyutlaştırma çabaları olarak ayrıca dikkat çekmektedir.

Özkan Eroğlu

 
 Fotograf: Özcan Antike

DÜĞÜNLERİMİZ, DÜĞÜN  GELENEKLERİMİZ

Sabiha ÖZSOY


Geleneksel olarak yapılan  düğünler ülkemizde bölgeden bölgeye, ilden ile hatta yakın mesafedeki  köyden köye bile değişmektedir. kültür etkileşiminden kaynaklanan bazı benzerlikler olsa da bariz farklılıklar vardır.

Bizim köyümüz çevresiyle etkileşimi oldukça fazla olan bir köydür. Bu etkileşimden  dolayı  yeniliklere açık, hareketli bir yapıya sahiptir. Dolaysıyla bazı  kökleşmiş gelenekler dışında  çeşitli gelenekler değişikliğe uğramıştır. Geleneksel olarak yapılan düğünlerimiz de eskiye göre değişikliğe uğramıştır. Bu değişmelerin nedeni yukarıda da bahsettiğim gibi  kültür etkileşimidir.

Köşektaş Köyü orta büyüklükte nezih bir yerleşim birimidir. Fazla büyük olmadığı için insanlar birbirini tanır. Kış aylarında köyün nüfusu azalır, yaz  aylarında ise artar. Bazı köylüler şehirdeki eğitim, sağlık, sosyal hizmetler gibi olanaklardan  faydalanmak için göç etmiştir. Ama köyle bağlantılarını koparmamışlardır. Uzun tatillerde ziyaretlerini yaparlar.

 
 Fotograf:Zeynep Güneş - Takı Merasimi Sonrası Halay Çekerken

Köyümüzde düğünler genellikle yaz aylarında yapılır. Özellikle temmuz ayı düğün ayıdır. Çünkü köyün nüfusu  en üst noktasına ulaşır. Düğünler genellikle Cuma günü  başlar  ve üç gün sürer. Düğünlerimizin geleneksel çalgısı davul ve  zurnadır. Düğün için günler önce  hazırlıklar yapılır. Geleneksek yemekler hazırlanır. Köy halkına yetecek kadar çok yemek yapılır. Günümüzde ise  bu  gelenek pek uygulanmamaktadır. Yemekler nelerden oluşur  derseniz; etli bulgur pilavı, köfte, yaprak sarması, dolma, mantı, şerbet, baklava  gibi.... Şimdilerde ise kolaylık sağlayan yönü düşünülerek  kıymalı pide yaptırılmaktadır.

 
 Fotograf: Özcan Antike - Düğün Seyreden Bir Grup İnsan Topluluğu

Yemek hazırlıkları  bittikten sonra Cuma  günü  Cuma namazından sonra düğün  başlar. Cuma namazını  kılan  köy halkı, erkek evine  gider. Bayrağın  altına kurban kesildikten  sonra  düğün duası yapılır. Bayrak herkesin görmesi için  erkek evinin çatısına dikilir. Davul çalmaya başlar. Önceden hazırlanan  yemekler  köy halkına sunulur.

Erkek  evine  köy  halkının  genç  kızları  ve erkekler toplanır. Gelin ve damadın yakınları, gelin ve damat, genç kızlar ve erkekler  köyü dolaşıp köy halkını düğününe  davet ederler. Köy  halkına okuntu adı  verilen  fıstık  ve şeker dağıtılır.

Cuma gecesi  bütün köy  halkı  düğün evinde toplanır. Kadınıyla , erkeğiyle  hep  birlikte  davul  zurna eşliğinde  gece   geç saatlere kadar  eğlenirler. Her düğünde  mutlaka söylenen  birkaç  tane türkümüz  vardır. Bunlar  içinde  en çok söyleneni  şu kıtalardan  oluşur.

Düğünlerimizde  ikinci gün  daha  yoğun  geçer. Ikinci günde deve  donatılır ve  ikindi  vaktinde  gündüz  kınası yakılır. Gündüz  kınası  için  erkek evi  deve donatır.

 
 Fotograf: Celalettin Ölgün - Deve Oyunu

Deve  donatmada  gerçek  bir deve  söz konusu  değildir. Tamamıyla düzmece, bir  tür  oyundur deve donatma  geleneği. Bütün  düğünlerde  kullanılan bir  deve  başı  vardır. Deve  başının  kulakları  tahta  kaşıklardan, gözleri  ise  aynadan  yapılır. Rivayetlere  göre  gözlerin  aynadan  yapılması  nazarı  geri  yansıtmak içindir.

Erkek  evinde  bunlar  yapılırken  kız  evinde  tatlı  bir  telaş  vardır.Gelin  yakın  arkadaşı  ya da  akrabasının evine  götürülür. Orada  gelin başı  yıkanır ve  gelin gündüz  kınası için  hazırlanır. Erkek tarafı  devesini  alıp  gelin başının  yıkandığı  eve  gider. Erkek evi burada  gündüz kınasını  yakar . Kınadan  sonra  gelin  erkek tarafıyla  kız  evine  götürülür  ve  takı  merasimi  olur. Herkes bütçesine göre bir şeyler takar. Erkek tarafı kınasını yaktıktan sonra evine  döner. Kız tarafı gece  yapılan eğlencelere katılmaz... Kız tarafı kendi yapacakları kına  gecesinde   eğlenirler.

 

 Fotograf: Celalettin Ölgün
Köşektaş Düğünlerinin Renkli Simaları Kel Köçek ile Kelik Derviş Kolkola ve Yanyanalar...

Erkek  tarafı  gece  kınası  için  tekrar  kız  evine  gider. Gelin bir  sandalyeye  oturur ve  etrafında  çember  oluşturulur. Kına gecesinde türküler söylenerek gelin ağlatılır. Kaynana gelinin kınasını yakar ve gelinin avucuna kına altını (Cumhuriyet altını) koyar. Gelinin arkadaşları kendi aralarında kına gecesi yaparlar. Sonra teft çalıp eğlenirler ağlar.

Pazar günü son gündür. Gelin arabası süslenip diğer arabalarla gelin alınmaya gidilir. Kız evi için bu son gün çok zordur. Kız evi gelinin çeyizini hazırlar. Erkek tarafından sandık parası istenilip çeyizler gönderilir. Erkek tarafı gelini almak içn öğlen vakti kız evine gider. Tabi ki gelin hemen çıkarılmaz.. kız evi yüklü miktarda kapı parası ister. Gelinin erkek kardeşi yada babası gelin kuşağını bağlar. Gelin yakınlarıyla vedalaşıp alkışlarla gelin arabasına bindirilir. Bu an kız evinin en hüzünlü zamanıdır. Gelin arabasının arkasından su dolu çömlek kırılır.

 
  Fotograf: Zeynep Güneş -Takı Merasimi İçin Toplanmış Bir Grup İnsan Topluluğu

Eskiden gelin erkek evine getirilince kaynana ile kayınbaba güreş tutarmış. Bu gelenek şimdilerde uygulanmamaktadır.

Üç günlük yorucu ama bir haylide eğlenceli olan Köşektaş Köyü’nün düğünlerini sizlere anlatmaya çalıştım. Düğünlerimizin amacı sadece iki kişinin evlendiğini duyurmak değildir. Düğünler sayesinde köy halkında birlik duygusu oluşur ve mutluluklar paylaşılır. Ayrıca genç kızlar ve genç erkeklerin birbirlerini görüp beğenmelerine vesile olur. Ne yazık ki kültür yozlaşması, teknolojik gelişmeler gibi faktörler nedeniyle bazı geleneklerimiz yok olmaktadır. Umarım uzun yıllar boyunca düğünlerimiz çok fazla değişikliğe uğramadan yapılmaya devam edilir.




0 Yorum - Yorum Yaz
Kitap Tanıtım Köşesi

Çeşitli konularda yazılar yazarak ve araştırmalar yaparak bizi bilgilendiren seçkin öğretmenimiz Hüseyin SEYFİ'ye  minnettarız! Ona yüreğimizin derinliklerinden teşekkürler sunarız!

kosektas.net

PUDUHEPA
- Altı yüz sayfaya yaklaşan bir kitap. Yazarı Prof. Dr Ahmet Ünal. Kitabın adı, Eskiçağ Anadolu Toplumlarında Puduhepa ve Zamanı. 2014 baskı. Eskiçağ meraklılarının keyifle okuyacakları bir eser diyebilirim. Kitapta, en etkili Hitit kraliçelerinden olan Puduhepa'nın yaşamı tüm yönleriyle anlatılıyor. Arkeolojik kazılardan elde edilen Hititlere ait tabletlerin dilimize aktarılışıyla birlikte, Hititlerde sosyal yaşam, kadının yeri, yasalar, savaşlar, antlaşmalar, inançlar, törenler gibi konulara geniş bir şekilde yer veriliyor. Ayrıca karşılaştırmalı olarak Eskiçağ uygarlıklarında kadının sosyal statüsüne vurgu yapılıyor. Kitaptan değişik sayfalardan bazı alıntılar kitap hakkında az da olsa bir fikir verebilir sanıyorum.

"Puduhepa sıradan bir rahibin kızı. Kadeş Savaşından sonra (M.Ö 1273) o zamanlar ikiye bölünmüş olan Hitit devletinin Orta Anadolu'da kalan kısmına hükmeden ve bir nevi korsan krallık tahtında oturan III. Hattuşili ile evlendikten sonra, hem kocası hem de onun yerine geçen üvey oğlu IV. Tuthaliya zamanında yaklaşık kırk yıl boyunca ( M:Ö 1273-1233) Hakmis ve Hattuşa'da ana kraliçelik yapmış yabancı bir kadındır.
Bir kültür tarihçisinin haklı olarak belirttiği gibi, dünyamızın bundan 3.5 milyar yıl önce çıktığı düşünülüp tarihi olaylar bir kronoloji şeridine dizildiğinde, Gudea, Hammurabi, Puduhepa, İskender ve Kleopatra ve daha nice insanların daha dün yaşamış gibi bize kapı komşusu gibi yakın gelmeleri gayet doğaldır. Puduhepa gerçekten dayanılmaz cazibeye sahip, çok güzel bir kadın mıydı da bir erkeğin, yani kocası III. Hattuşili'nin gölgesine sığınmak suretiyle Hitit kraliyet sarayında bu kadar etkin olmayı başarmıştı?
Hattuşa çivi yazılı devlet arşivlerinde bize resmi yazılı belge bırakan ve Hitit devletinin kurucusu olarak kabul edilen ilk kral Hatti dilinde "hükümdar" anlamına gelen Labarna-tabarna ünvanını da taşıyan I. Hattuşilidir. Hattuşili'nin saltanatı, çiftçi, çoban ve çapulcu bir kavmin yeni yeni kurmakta olduğu kabile devletinin en belirgin izleri ile doludur.
Puduhepa'yı iyi tanımanın yollarından birisi kuşkusuz kendisine en yakın kişi olan kocasını anlamaktan geçer. Hattuşili'nin daha çocuk yaşta başladığı kariyer çok çeşitli ve zengindir.

Puduhepa ömrünün sonlarına doğru iyice yaşlanmış ve saray içinde olur olmaz herkese rezil olmaya başlamıştı. Şimdi artık dul da kaldığı için biricik kocasının desteğinden yoksundu. Kızları evlenip gitmişlerdi, oğlan çocukları ise kim olduklarını ve yaptıklarını bilmiyoruz. Bu açıdan bakıldığında onun sonu da muhtemelen Kösem Sultanınkinden farklı olmamıştır. Sanki kendisinden sürdüğü bunca sefanın hesabı sorulmakta bir nevi intikam alınmaktaydı. En sıradan saray seyisleri bile onunla alay etmeye ve elindeki atları ve memleketinden gönderilen kuruyemişleri zorla almaya başlamışlardı. Kısa sayılamayacak ömrü boyu çevirdiği dolaplar ruh dünyasının içine iyice işlemişti ve dengesi çok bozulmuştu..."
Ne zaman, nerede ve nasıl öldü, Hatti'de mi, yoksa memleketi Lawazantiya'da mı defnedildi, gene yanıtı verilmeyen sorular arasındadır. Zaten hiçbir Hitit kralı ve kraliçesinin mezarı bulunamamıştır ki onunki bulunsun.
Mezarlar ve mezarlıklar, ölü gömme adetleri, Hitit arkeolojisinin muammalı soruları arasındadır.

Hüseyin SEYFİ