Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret525328

 Deli dervişlerin zikri gibi her Cuma tekrarlanan “Cumanız mübarek olsun” ritüeli, yobazların hayal dünyalarından damıtılmış bir slogandan başka bir şey değildir! Bu yüzden, bu ve benzeri çağrılara rağbet etmeyelim!

Din simsarları, son yıllarda, ayları, hatta günleri birbirinden ayırmaya başladılar. Olay ve gelişmeleri kendi akıllarıyla yorumlayabilme yeteneğinden yoksun yobazların bu oyununa gelmeyelim!

“Cumanız mübarek olsun” ve benzeri ritüellerin, dinle ve inançla bir bağlantısı yoktur! Tamamen uydurma olan ve dinin gereğiymiş gibi inananlara şırınga edilmeye çalışılan bu yeni hitap ve kutlama geleneği, aslında kutsal inanca yapılan bir yakıştırmadan başka bir şey değildir!

Din de, inanç da hayatımızda var ve onları söküp atamayız; ancak onların bu tür uydurma ve yakıştırmalarla yozlaştırılmalarına da göz yumamayız!

"Sakın ola bu oyuna gelmeyin, körinanca asla fırsat vermeyin!
Görmek istiyorsanız önünüzü, değerlerle bulunuz yönünüzü!"


kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


1890`lı Yıllarda Ren Nehri Üzerindeki Theodor Heuss Köprüsü`nden Çekilmiş Bir Mainz Fotografı:

M A I N Z E R

REN-MAIN BÖLGESİNİN İNCİSİ GUTENBERG KENTİ MAINZ

LÜTFULLAH ÇETİN


Gutenberg Kenti Mainz, Almanya Federal Cumhuriyeti'nin iç kesimlerinde, Ren Nehri kıyısında yer alır. Rheinland-Pfalz eyâletinin başkenti ve eyâletteki en büyük kenttir. Alman Federal Cumhuriyeti`nin önde gelen eğlence ve kültür merkezlerinden olan Mainz, Karnavalın sayılı kalelerinden bir tanesidir.

Verimli Ren vadisinin ticaret merkezi olan Mainz aynı zamanda Avrupa'nın belli başlı su, demir, hava ve karayollarının kesiştiği bir noktadır. Ren-Main Bölgesi’nin gösterişli ve alımlı incisi bu kentten trenle on beş dakika gibi kısa bir sürede ulaşılabilen Frankfurt Ren-Main Havaalanı, Avrupa'nın en büyük ve en işlek havaalanlarından biridir.

Çok önemli bir medya merkezi olan Mainz, İkinci Alman Televizyon Kanalı ZDF ile; SAT1, SAT3 ve SW3 isimli diğer Alman televizyon kanalları ve SWR, RPR1 gibi Radyo İstasyonları’na ev sahipliği yaptığıdan ‘Medien Stadt’ (Medya Kenti) olarak da anılır.

Matbaayı icat eden ünlü mucip Johannes Gutenberg’in doğduğu kent olma özelliğine de sahip olan Mainz, bir festivaller ve eğlenceler merkezidir de ayrıca. Kentin merkezinde ve kenar mahallelerinde büyüklü küçüklü ellinin üzerinde festival, şenlik ve kutlamalar düzenlenir. Seçkin bir hastane ve üniversiteye de sahip olan Mainz, yaklaşık 35 bin üniversite öğrencisi ve iki adet Max-Planck Enstitüsü ile ünlü bir Bilim ve Araştırma Metropolü’dür. Alman şarap ticaretinin en önemli merkezlerinden biri olan Mainz’in Alman 1. Liği’nde top koşturan bir de futbol takımı var. (Mainz 05)

II. Dünya Savaşı sırasında yapılan bonbardımanlar sonucu çok büyük yıkıma uğramış, kent merkezinin neredeyse tümü yerle bir edilmiş olsa da, savaştan hemen sonra başlatılan restore çalışmaları sonucu, kent adeta yeniden yapılandırılmıştır.

Geniş yeşil alanlar ve parklar zengini Mainz, bağrında yaşayan insanlara çok cömert davranıp, dinlendirici ve doğal bir ortam sunar. Kentin tam göbeğinde ve çevresinde, yabanıl yaşamı ve doğayı koruma alanları olabildiğince geniştir. Gerek sportif ve yarışma etkinlikleri, gerekse piknik yapmak için büyük olanaklar sağlayan parkların içinde yüzme havuzları, bisiklet yolları, gezinti kordonları, barlar, kafeteryalar, botanik ve hayvanat bahçeleri mevcuttur.



Gerek bağrında barındırdığı eşsiz tarihi yapılar, gerekse içinde yaşattığı güler yüzlü, hoşgörülü insanlarıyla Mainz, yaşamak için ülküsel ve modern bir kenttir. İnşası şavaş ve kıyımların yaşandığı 1627 yılında Kurfürst Georg Friedrich von Greiffenklau tarafından başlatılan ve o günden bu güne yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen, ihtişam ve muhteşemliğinden hiçbir şey kaybetmemiş olan Kurfürstliches Schloss adlı tarihi yapı, Mainz’in olmazsa olmazıdır adeta. Kentin adeta gözbebeği durumundaki bir diğer muhteşem yapı Dom Kilisesi (Kathedrale und Bischofskirche) inananlara 1000 yıldır ev sahipliği yapmaktadır. İnşasına Bischof Willigis tarafından İS. 975 yılında başlanan ve romantik bir yapı sitiline sahip olan Dom Kilisesi, Ren Nehri yakınlarında ve kentin tam merkezinde yer almaktadır.

Gutenberg`i, Ren`i, Main`i, Karnavalı, Dom`u, Schloss´u, Theodor Heuss Köprüsü, Volksparkı, festivalleri, tiyatroları, sinemaları, müzeleri, eski evleri, üniversitesi, kütüphaneleri, şarap lokalleri, birahaneleri, dönercileri, pizzacıları, parkları, bahçeleri, bağları, üzümleri, şarapları, türkü ve şarkılarıyla Mainz, yaşamak için ülküsel bir mekan arayanların beklentilerine yanıt verebilecek düzey ve zenginlikte bir kenttir, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası http://www.kosektas.net/ `in düzenlenmesi bu kentten yapılmaktadır...

Not: Gutenberg kenti Mainz'i tanıtan bu yazının bir nüshası Özgür Ansiklopedi Vikipedi'ye bağışlanmıştır. kosektas.net

Almanya Ren-Main Bölgesi'nin İncisi Mainz ve Çevresi'nden Görüntüler.

''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''
 
Aşağıdaki linklere tıklayarak ulaşacağınız görüntürlerin yaratıcısı fotograf ve film dizayneri  Helmut Koelbach`dır.


Görüntüleri büyültmek için ENLARGE, tüm ekran görüntüsü elde edebilmek için ise FULL SCREEN düğmesine bir kez tıklayınız.

kosektas.net


GÖRÜNTÜLER
 
Augustinerstr.
 
 Augustiener Caddesi I
 
Christuskirche Christus Kilisesi
 
Citadel Mainz Kalesi
 
Hoefchen
 Gutenberg Meydanı
 
Kirschgarten Kiraz Bahçesi
 
Leichhof Leichhof Alanı
 
Leichhofstr. Leichhof Caddesi
 
Old Town Eski Şehir
 
Palace Palas
Potpourri Augustiener Caddesi II
 
Rhine Riverside
 Ren Nehri ve Theodor Heuss Köprüsü
 
Schoefferstrasse
 Schoeffer Caddesi
 
Theatre
 Tiyatro
Theatrum Romalılar Tiyatrosu
 
Liebfrauenplatz
 Liebfrauen Meydanı
 
 




0 Yorum - Yorum Yaz
Hapislik ve Aydınlık


Hapislik ve Aydınlık
Galip UYAR

Türkiye’de hapishaneler, aydınlar için zorunlu konaklama tesisleridir... ‘Akşamın erken indiği’ yerlerden ne muhteşem romanlar, ne coşkulu şiirler çıkmıştır. ‘Prangaların hasretle eskitildiği’ küflü, karanlık dehlizlerden zamanında değerini bilmediğimiz; ama hiç sönmeyen ışıklar saçılmış vatan toprağının her yanına.

Işıklara gözlerini kapatıp el yordamıyla yön arayanlar, tökezleyip düştüklerinde gözlerini açıyorlar, zamanında hapishanelerden ışık saçanların aydınlığına sarılıyorlar, yönlerini bulup biraz mesafe almaya başlayınca yine gözlerini kapatmayı ihmal etmiyorlar. Yenikapı mitinginde bir kez daha anımsandı Ahmed Arif. “Bunlar, Engerek ve çıyanlardır/ Bunlar,/ Ekmeğimize ve aşımıza/ Göz koyanlardır” dizeleri yankılandı denize ve gökyüzüne.
Bir meczuba kul olmayı içine sindirmiş darbeciler lanetlenirken, “Vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim” diyen Nâzım, dile geldi bir kez daha; kula kul olmamaya davet etti kitleleri: “Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim....”

Ne hazin...
Ne hazindir ki, “İki iş tuttum ömür boyu köklü./ Çocukları okutmaktı ilk işim/ İkincisi, yazdıklarımı çocuklara okutmak” dizelerinin sahibi Rıfat Ilgaz ve onun gibilere hapislik reva görülürken, “Altın Nesil” yetiştirmek isteyenlerin önü açıldı. Aziz Nesin, “parsel parsel” vatan topraklarına ihtiyaç duymadan Nesin Vakfı’nda yoksul çocukları yetiştirmeye çalıştı. Amacı, ne altın, ne de pırlanta nesil yetiştirmekti. Alnı secdeye değmediği için Sivas’ta onu yakmak istediler.

Nerede o eski aydınlar?
Karamsarım, korkağım. Benim çocukluğumun “aydın” sanatçıları yok şimdi. Onlar ki, üşüyen ruhları ısıtan, görmeyen gözleri açanlardı. Bu yüzden karamsarım, korkağım. Karamsarım; çünkü geleceği yordayamıyorum. Korkağım; çünkü etrafımda bana cesaret aşılayacak kimse kalmadı. Çocukluğumda, gençliğimde, varlıklarını hissettiğim, saçtıkları ışıkla önümü açan, düşünceleriyle bana umut aşılayan aydınlardan şimdi yoksunum.
Ben, Ruhi Su’dan türküler dinledim. Türküler dinlemekle kalmadım; türkünün, müziğin sanatın ne demek olduğunu, sanatın amacının ne olduğunu ondan öğrendim. Ama Ruhi Su’dan esirgenen yaşama hakkını hiçbir zaman unutmadım, unutamadım. Hastaydı, yurtdışında tedavi olma imkânı vardı; fakat 12 Eylül yönetimi yurtdışındaki tedaviyi engelledi, 1985 yılında hayatını kaybetti Ruhi Su. Hasan Hüseyin’den şiirler okudum, “Ekilir ekin geliriz, ezilir un geliriz, bir gider bin geliriz, beni vurmak kurtuluş mu?” dizelerini okudukça kendimden geçtim. Demek ki, karanlık, aydınlığı boğamayacaktı.
El aldım ondan, acının bal eylenebileceğini fark ettim. Elli yedi yıllık ömründe hanları, hamamları mı oldu Hasan Hüseyin’in? Öğretmendi, beğenmediler meslekten attılar; yetmedi tutukladılar. Aç bıraktılar, ekmeği bol eylemek için; tabelacılık, arzuhalcilik, portre ressamlığı, inşaat işçiliği yaptı. Öyle öyle öğrendi; acıyı bal eylemeyi. Ne yaşadıysa, onu yazmıştı: Kırmamıştı kanadını serçenin, vurmamıştı karacının yavrusunu, hor bakmamıştı karıncaya. Kuşağının tüm aydınları gibi horlanan da, kanadı kırılan da o olmuştu.

Meşale ateşi
Her şeye rağmen, zamanında susturulmak, boğulmak istenen düşüncelerin her zaman olduğu gibi bugün bir kez daha haklılığının tescillenmesi karamsarlığımı, korkularımı biraz olsun dağıtıyor. Çünkü ne kadar istenirse istensin, “Güneş balçıkla sıvanmıyor.” Türkiye Cumhuriyeti’nin şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olmaması için savaşanların yaktıkları meşale hâlâ yanmaya devam ediyor. O meşalenin ateşi sönmesin yeter. Zira onun yedeği, “paraleli” yok. O meşaleyi elinde tutanlar, akıllarını kimseye kiraya vermezler.

Galip UYAR, Sosyolog