• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam468
Toplam Ziyaret886078
Çocukluğun Göğe Uzanan İzleri



Resim:
Mutual Art adlı bir sayfadan edinilmiş bir kopya.

Bu sahne, çocukluğun toplumsal olarak nasıl kurulduğunu ve doğayla kurulan oyun temelli ilişkinin kültürel anlamlarını görünür kılar. Uçurtma uçuran çocuk figürü, yalnızca bireysel bir oyun pratiğini değil, aynı zamanda belirli bir dönemin çocukluk ideallerini, özgürlük anlayışını ve mekânla kurulan ilişkiyi temsil eder.

El yapımı uçurtma, tüketim kültürünün henüz belirleyici olmadığı bir dönemde, çocukların oyun araçlarını kendi emekleriyle üretme pratiğini yansıtır. Bu durum, hem yaratıcılığın hem de toplumsal dayanışmanın (örneğin aile bireylerinin birlikte uçurtma yapması) erken yaşlarda nasıl şekillendiğine dair ipuçları sunar.

Sahnenin açık bir doğa mekânında —deniz kıyısında, rüzgârın belirgin olduğu bir alanda— kurulmuş olması, çocukluğun kamusal alanla kurduğu ilişkiyi de gösterir. Günümüzün kapalı mekânlara sıkışmış, dijitalleşmiş çocukluk deneyimlerinin aksine, burada çocukluk dış mekânda özgürce hareket edebilme, bedensel deneyim yoluyla dünyayı tanıma ve doğayla etkileşim kurma üzerinden tanımlanır.

Uçurtmanın gökyüzüne yükselişi, sosyolojik açıdan çocukluk hayallerinin “yükselmesi” çağrışımından öte, bireyin toplumsal sınırları aşma arzusunu, kendi özerkliğini kurma çabasını ve geleceğe dair umutlarını sembolize eder.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Anasayfa

www.kosektas.net



Müzik Dinle
Who By Fire l Leonard Cohen

Who by Fire, Leonard Cohen’in ölümün kaçınılmazlığı, insanın kader karşısındaki çaresizliği ve yaşamın kırılganlığı üzerine yazdığı, kökleri Yahudi Yom Kippur duası Unetanneh Tokef’e dayanan bir eserdir. Cohen, şarkıda insanların nasıl ve ne zaman öleceğini sıralarken aslında hayatın rastlantısallığını, insani zayıflıkları ve ölümün adaletsiz dağılımını sorgular.

Leonard Cohen, Yahudi geleneğindeki Unetanneh Tokef duasını modern bir dile taşır. Bu dua, “Bu yıl kim yaşayacak, kim ölecek?” sorusunu ritüel bir ciddiyetle sorar. Cohen ise bunu seküler bir bağlama çekerek herkes için evrensel bir sorgulamaya dönüştürür.

Kaynakça: Song Meanings

DUBROVNİK YA DA ESKİ ADIYLA RAGUSA


Dubrovnik, Pile Kapısı’ndan kentin içine girerek Stari Grad’daki tarihi dokuyu yaşamak, tamamen yayalara ayrılmış sokaklarda gezmek, daracık sokakların sunduğu serinliği ve dinginliği tadmak, Aziz Vlaho Kilisesi’nin, Knez Sarayı’nın, Büyük ve Küçük Onofrio Çeşmeleri’nin, Orta Çağ şövalyesi Orlando'nun Sütunu’nun, Saat Kulesi’nin, özgürlüğün büyük şairi Ivan Gundulic'in Anıtı’nın eşsiz mimarilerini özümsemek ve en önemlisi de savaş, cehalet ve zorbalığın hüküm sürdüğü karanlık Orta Çağ yıllarında sınırları içerisinde barındırmış olduğu onca az nüfusa rağmen dünya çapında bilim insanları, resim sanatçıları, Barok ustaları yetiştirmiş olan, bilim, sanat ve özgürlük aşığı Ragusalılara hayranlık ve saygı duymak için gidilip görülmesi gereken bir kent!

GEZMEYİ VE GÖRMEYİ SEVEN HERKESE

Dubrovnik ya da Eski Adıyla Ragusa l 4 Mayıs 2012

Hırvatistan’ın Dubrovnik kenti, bir zamanlar çok sık makiler ve gür meşe ormanlarıyla kaplı olduğu söylenen, 412 m yükseklikteki Srd (söylenişi Sırc) adlı bir tepenin hemen alt başında, Lokrum Adası’na sadece 700 m uzaklıkta ve denize sıfır bir noktada yer almakta.

Sert kayalıkların üzerinde büyüyen bir kent görünümü ile insanı büyüleyen Dubrovnik, büyük bir olasılıkla İliryalılar zamanında, o zamanki adıyla Epidaurum, şimdiki adıyla Cavtat adlı yerleşim bölgesinden soyulup yağmalandıktan sonra sürgün edilen insanlar tarafından, İ.S. VII. yy başlarında kurulmuş.

Hırvatlar tarafından; Aziz Vlaho’nun avuçlarındaki mücevher, Avrupa medeniyetleri içerisinde evrensel ruh yüceliğinin sembolü, özgür düşüncenin, insansal ilkelerin, bilimsel, kültürel ve sanatsal refahın devamlılığı, Hırvatistan’ın dünyaya açılan penceresi olarak tarif edilen Dubrovnik’in insanın dikkatini çeken en büyük özelliği, bin yıllık tarihi süresince çok az bir nüfusa sahip olmuş olmasına rağmen, sınırları içerisinde yaşayan insanlara maddi ve manevi refahı sağlamış ve hemen hemen her alanda seçkin ve yaratıcı insanlar yetiştirmiş olmayı başarmış olmasıdır. Dubrovnik sınırları içerisinde yetişmiş birçok bilim ve sanat insanı, bilimsel, kültürel ve sanatsal alanlardaki başarılarıyla Hırvatistan’ın tarih ve kültürünü yaratmışlar. Mimarlık, astronomi, resim sanatı, müzik, şiir ve bilimle uğraşan Dzora Drzic, Mavro Metranovic, Ruder Boskovic, Dzivo Frano Gundulic gibi insanlar Dubrovniklilerin tarihine zenginlik ve renk katmışlar.

Dubrovnikliler, var olmanın, özgür kalabilmenin, kültürel ve sanatsal düşünmenin bedelini, çok pahalı da olsa, ödemekten hiçbir zaman kaçınmamışlar. Varlıklarını sürdürebilmek, özgür kalabilmek için Venedikliler ile Osmanlılar tarafından istenen vergi ve haracı kuruşuna varana dek ödemişler. Varoluş ve özgürlük ilkelerini “Non bene pro toto libertas venditur auro” (Özgürlük, dünyanın bütün altınları karşılığında bile satılmaz!) olarak belirlemişler ve bu ilkelerine yüzyıllar boyu sadık kalmışlar.


XVII. yüzyılın ortalarında yaşadığı yıkıcı depremden sonra tamamen yıkılan kentte sadece iki ila üç bin arasında insan hayatta kalabilmiş, çok sayıda el yazması, sanat eseri ve diğer paha biçilmez varlıklar tamamen yok olmuş. Depremin yarattığı yıkım, yıkılan kentin tamamen terk edilmesi ve başka bir yerde yenisinin yapılması düşüncesini bile doğurmuş. Ancak tüm bu düşüncelere rağmen, yıkılan kentin onarılması düşüncesi daha ağır basmış ve onca olanaksızlığa rağmen kent restore edilerek baştan sona yenilenmiş.

1991–1992 yılları arasında Sırplarla Hırvatlar arasında yaşanan savaşta kent büyük bir bombardımana maruz kalmış. Sırc Tepesi’ne konuşlanan Sırplarla Karadağlılar kente on binlerce bomba yağdırmış, birçok binayı yerle bir etmişler. Savaşın hemen sonrasında gerek UNESCO gerekse Avrupa Birliği ülkeleri Dubrovnik için büyük kaynaklar akıtmış ve kent tamamen yeniden yapılandırılmış.

Dubrovnik, Pile Kapısı’ndan kentin içine girerek Stari Grad’daki tarihi dokuyu yaşamak, tamamen yayalara ayrılmış sokaklarda gezmek, daracık sokakların sunduğu serinliği ve dinginliği tadmak, Aziz Vlaho Kilisesi’nin, Knez Sarayı’nın, Büyük ve Küçük Onofrio Çeşmeleri’nin, Orta Çağ şövalyesi Orlando'nun Sütunu’nun, Saat Kulesi’nin, özgürlüğün büyük şairi Ivan Gundulic'in Anıtı’nın eşsiz mimarilerini özümsemek ve en önemlisi de savaş, cehalet ve zorbalığın hüküm sürdüğü karanlık Orta Çağ yıllarında sınırları içerisinde barındırmış olduğu onca az nüfusa rağmen dünya çapında bilim insanları, resim sanatçıları, Barok ustaları yetiştirmiş olan, bilim, sanat ve özgürlük aşığı Ragusalılara hayranlık ve saygı duymak için gidilip görülmesi gereken bir kent!

Lütfullah Çetin l 4 Mayıs 2012


Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası'nda yer alan metin, resim, fotograf gibi tüm içeriklerin hakları asıl sahiplerine aittir! Söz konusu bu içerikler, sahiplerinin rızası olmadan, matbu ya da dijital, başka ortamlarda kullanılamaz!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


www.kosektas.net| www.kosektas.com l İletişim: kosektas@kosektas.com

 Son Güncelleme: 20 Haziran 2026
Hacıbektaşlı halk şairi ve yazar Cemil Gören, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen “Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı” belgesini almaya hak kazandı. Uzun yıllardır halk şiiri ve kültürel miras alanında çalışmalarını sürdüren Cemil Gören, başarı haberini sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu. Gören paylaşımında, Kültür Bakanlığı’nın açmış olduğu sınavı başarıyla tamamladığını belirterek, bu mutluluğunu dostlarıyla paylaşmaktan onur duyduğunu ifade etti.
26.05.2026
19 Mayıs, bir milletin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tarihsel simgesidir. Ancak bu günün taşıdığı anlam, yalnızca geçmişteki bir diriliş anısına değil, bugünün toplumsal ruh hâline de ayna tutar. Çünkü bir ulusun geleceğe bakışı, gençliğine verdiği değerle ölçülür; gençliğin geleceğe bakışı ise içinde yaşadığı toplumun duyarlılık kapasitesiyle. Bugün Türkiye’de 19 Mayıs’ın ruhunu zayıflatan en önemli sorunlardan biri, giderek yaygınlaşan toplumsal duyarsızlıktır. Bu duyarsızlık, kendiliğinden ortaya çıkmış bir hâl değildir; uzun yıllar boyunca çeşitli kültürel, siyasal ve sosyal mekanizmalarla üretilmiş, beslenmiş ve normalleştirilmiştir
19.05.2026
Sosyal medya platformlarında Almanya’daki yaşam üzerine yapılan değerlendirmeler büyük ölçüde öznel niteliktedir ve bireysel beklentilere, değer yargılarına, sınıfsal konumlara ve kültürel referans çerçevelerine göre belirgin biçimde değişkenlik gösterir. Dijital ortamda dolaşıma giren röportaj ve yorumlar, çoğu zaman kişisel deneyimlerin genelleştirilmesi, bağlamdan kopuk karşılaştırmalar yapılması ya da duygusal tepkilerin “gerçeklik” olarak sunulması gibi eğilimler nedeniyle analitik bir derinlikten yoksundur. Bu nedenle, sosyal medyada üretilen söylemler, Almanya’daki yaşamın bütüncül bir resmini sunmaktan ziyade, bireysel algıların ve toplumsal konumlanışların bir yansıması olarak değerlendirilmelidir.
25.02.2026
Kitaplar, hayatınızı zenginleştirir, yaratıcılığınızı geliştirirler! Kitaplar, iyi günlerde coşkunuzu artırır, zor günlerde size umut aşılarlar! Kitaplar, karanlık günlerde adeta bir fener görevi görürler, yolunuzu aydınlatırlar! Okumak ve yazmak, sadece başkalarıyla iletişim kurmanızın bir yolu değil, aynı zamanda kendinizi geliştirmenin de bir yoludur. Merak, ona bağlı olarak da bilgi arayışı, yalnızca yaşama dair bakış açınızı genişletmekle kalmaz, aynı zamanda, iyi zamanlarınızda coşku, zor zamanlarınızda yaşama tutunmanızı sağlar! Hayatınız boyunca okuma açlığınızı gidereceğine inandığınız kitaplardan satın alın! Çünkü kitap satın almak; size umut verir, sizi mutlu eder, enerjinizi harekete geçirir, çocuklarınıza miras bırakabileceğiniz bir kütüphane oluşturmanızı sağlar.
19.02.2025
Kitap Tanıtım Köşesi


Milliyetçilik:
Türkiye'nin Çıkmazı

“Erdoğan Aydın, bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu bir etkinliğe çağırıyor okuru: Düşünmeye! Rehberlik ediyor üstelik.”


Milliyetçilikle dünyayı ve insanlığı sürekli savaş gerilimine sokmaktan başka bir şey yapılamayacağı bir yana; ülkenin sorunlarına da çözüm üretilemez!

Modernçağ tarihinin de gösterdiği gibi milliyetçilik; insanlığa, ortaçağdaki dinsel ideolojilerle kıyaslanacak denli büyük felaketler getirmiştir. Bütün savaşlar, artan silahlanma, eğitim, sağlık ve kalkınma bütçelerinin kısılması, hep milliyetçilikle meşrulaştırılmıştır. Dahası; insanı ve haklarını, dinin yerini alan yeni bir kolektif kimlikle ezmenin ve burjuvazinin çıkarlarına feda etmenin aracı olmuştur.

Sorunlarımızı görüp aşmamızı sağlayacak demokratik sağduyumuzu elimizden alıp, bizi öteki inanç ve halklara düşman etmekte din nasıl olumsuz bir misyon görmüşse, milliyetçilik de modern koşullarda aynı misyonu görmektedir.

Bu bağlamda devlet kendi halkına, sürekli olarak "davulcuya kaçabilecek kız" muamelesini reva görmektedir.

Özetle bu kitapta, milliyetçiliğin -ve yanısıra dinin- halkın kontrolü, tektipleştirilmesi ve haklarının unutturulması için nasıl temel bir ideolojik araç olarak kullanıldığı gösterilmektedir.

Kitap, kâh tarihe gidip, kâh günümüzde tartışılan sorunlara gelerek, milliyetçilikle şekillendirilmiş Türkiye’nin öyküsünü anlatıyor.

“Egemenliğin “kayıtsız şartsız millete ait” olduğunu haykıran egemen söylemin ardında, gerçekte “milletin” nasıl güdülüp kontrol altında tutulduğu yatıyor. “Halkını ve ülkesini sevmek” sanısının aksine, milliyetçiliğin hak ve özgürlüklerimizden uzaklaştırılmamıza hizmet eden bir egemenlik ideolojisi olduğunu da açıkça ortaya koyuyor.

Füsun Akatlı

Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı

Erdoğan Aydın.

ISBN: 9789750406355