Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam716
Toplam Ziyaret837888
Köşektaş Hikayeleri


Boynu Kravatlı

Celalettin Ölgün

Kimi öyküler sık okunduğunda ya da dinlendiğinde,
insanda bir bıkkınlık yaratır; kimi öyküler de
şiddetli etkiler, derin izler bırakır!
kosektas.net

Kimi yerde “aptal” deseler de, kendileri biz aptal değil, “abdalız!” derler. Aslında kendi tanımları doğrudur. Çalgıcılık yaparak geçimlerini sağlarlar, kalender insanlardır. Çalgıdan geldikleri günü dolu dolu yaşarlar, eğlenirler, diğer günler ise yarı aç yarı tokturlar. Kendi aralarında ara sıra kavga etseler de, başkalarına zararları olmaz. Her kentte, onların toplu yaşadıkları mahalleler, semtler vardır.

1950’li yıllara değin kayıtsız, yurtsuz yaşarlarken, devlet, Hacıbektaş abdallarını asimile yoluyla eritmeyi düşünmüş olmalı ki, her köye üç aile yerleştirilmesini zorunlu kılmış. Anlatılanlara göre: Son yıllara değin zurnacı Külebi usta, düğünlerde davul oynatan Ferzi usta, Hallik usta, Köşektaş nüfusuna kayıtlılarmış. Sonradan hepsi de Hacıbektaş’a ya da Kırşehir’e yerleşmişler.

Hangi köyün nüfusuna kayıtlı olduğu bilinmeyen zurnacı Kemal usta da Köşektaşlı sayılır. Köyde olsun, dışarıda yaşasın, tüm Köşektaşlıları bilir. Köyün tamamına yakınının düğünlerinde o ve ekibi çalgıcılık yapmış, çocukların tümünü o sünnet yapmıştır. Sağlamcıdır; yeni doğan erkek çocuklar, nüfus kayıtları yaptırıldıktan sonra, onun defterine de kaydedilir. Zaman, zaman oğlan babasına: “Ne oldu, güççük ağa büyüyor mu?” diye, sünneti anımsatır.

Kız bitirme, nişan gibi merasimlerden haberi olur, oğlan tarafını her görüşünde, düğün zamanını sorar. Kısaca işinin takipçisidir. Kemal usta, doğruluğunun, cana yakınlığının yanında, aydın bir insandır. Çocuklarına sadece kendi işini yaptırmamış, hepsini okutmuştur da. Oğullarından öğretmen, banka memuru olanlar vardır.

Kemal ustanın öğretmen oğlu lisede okurken, kendi gibi şakacı olan anası, oğluna her gün takılıyormuş; “Şuna bak, şuna, okula gidiyor! Yarın, Neşet gibi saz çalan adam olacak değil ya, boynu gravatlı eşşek olur!" “Şuna bak, şuna, boz davulu duvara asıp da, utanmadan okula gidiyor.” Kadın, öbür oğlanı da zaman zaman sıkıştırırmış: "Şu sazı iyi öğren, çal, Neşet gibi adam ol! Öğrenmezsen, seni okula gönderir, okutur, öğretmen yapar, köy, köy süründürürüm!"

Diğer kimi yargıları yanlış olsa da, doğruluk payı olan yargıları da var.

• İlk kez 21 Mart 2005 tarihinde yayınlanmış bir öyküdür.

Kemal Usta: Kemal Süle, 1934 yılı, Adana/Kozan, Hacımirza köyü doğumludur. 1936 yılında babasıyla birlikte Sivas'ın Şarkışla ilçesi, Alakilise köyüne, oradan da, 1953 yılında, Hacıbektaş'a göç etmiştir. (Bilgi: Suavi Cesur).

Kız Bitirme: Söz kesme.

Anasayfa

www.kosektas.net



Glykeria Feat. Fuat Güner l To tragoudi mou | Eyvallah
Türk ve Yunan müzik gelenekleri arasındaki tarihsel etkileşimi
görünür kılan kültürlerarası bir müzikal buluşma.
kosektas.net

KEMAL SÜLE l BİR İNSAN



Kemal Usta
 – Bizim yaş grubumuzdan olup köylerde yaşamış olanlar çok iyi bilir: Eskiden sünnet yapan ustalar yılın belirli mevsimlerinde köy köy dolaşır, sünnet olacak çocukları aşağı mahalleden yukarıya doğru sırayla sünnet ederlerdi. Şimdiki gibi görkemli salon düğünleri ya da yemekli ev düğünleri yoktu.

SUAVİ CESUR

Bir İnsan l Suavi Cesur l 20 Şubat 2026, Cuma

Bizim yaş grubumuzdan olup köylerde yaşamış olanlar çok iyi bilir: Eskiden sünnet yapan ustalar yılın belirli mevsimlerinde köy köy dolaşır, sünnet olacak çocukları aşağı mahalleden yukarıya doğru sırayla sünnet ederlerdi. Şimdiki gibi görkemli salon düğünleri ya da yemekli ev düğünleri yoktu.

Köy düğünleri bugün eskisi kadar canlı olmasa da yapılan düğünlerde geçmiş yıllara ait izler bulmak hâlâ mümkündür. Düğün ve sünnet denince akla gelen ustalardan biri de şüphesiz Kemal Usta’dır. Engin ruhu, sevecen tavrı ve güler yüzüyle tanıdığı tanımadığı herkese ya eğilerek selam verir ya da elini göğsünün üzerine götürerek karşılık verir. Onun için küçük‑büyük fark etmez; Kemal Usta tam anlamıyla bir gönül insanıdır.

“1934 yılında Adana’nın Kozan kazasının Hacımirza Köyü’nde doğdum. İkisi kız, beş kardeşten biriyim. Benim aklım ermiyor ama babamgiller 1936’da Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Alakilise Köyü’ne göç etmişler. Alakilise 120 haneli bir köydü. Ben on dokuz yaşıma kadar bu köyde kaldım. Köyümüzde okul olmadığı için okula gidemedim; bu yüzden okuma yazma da bilmem.

Bu hafta yine tırmandık Bâlâ Mahallesi’nin taşlı yokuşunu, vardık ustaların sokağına ve çaldık Kemal Usta’nın kapısını. Bizi içeri buyur etti; ancak havanın güzel olması nedeniyle dışarıda oturma konusunda anlaştık. Ben kendisine geliş amacımı anlatırken, kaşla göz arasında bol köpüklü kahveler geldi; doğal olarak sohbet de koyulaştı. Dinleyelim mi şimdi Kemal Usta’yı.

“1934 yılında Adana’nın Kozan kazasının Hacımirza Köyü’nde doğdum. İkisi kız, beş kardeşten biriyim. Benim aklım ermiyor ama babamgiller 1936’da Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Alakilise Köyü’ne göç etmişler. Alakilise 120 haneli bir köydü. Ben on dokuz yaşıma kadar bu köyde kaldım. Köyümüzde okul olmadığı için okula gidemedim; bu yüzden okuma yazma da bilmem.


Küçük yaşlarda babamın yanında davul‑zurna çalmayı, darbuka çalmayı ve sünnet yapmayı öğrendim. Hacı Bektaş Veli’ye olan inancımız ve bağlılığımız nedeniyle, işlerin kötü gitmesini de bahane ederek 1953 yılında köyümüzü terk edip Hacıbektaş’a geldik. Burada sünnet yapan ve düğün çalan bir iki grubun dışında pek kimse yoktu. Biz dört‑beş aile gelmiştik. İşlerimiz iyi gitti; hele köylerden çevre edinince daha da iyi oldu.

Bazı köylerde bensiz düğün yapmak istemezlerdi; sağ olsunlar, takdir onların. Hatta başka düğünlerle çakışırım düşüncesiyle iki‑üç ay önceden kapora vererek anlaşmaya gelenler olurdu. Bu çevrede hemen herkesin ekmeğini yedim; kimseyi de incitmedim. Düğün çalarken yedi yaşındaki çocuğun nazına bile oynarım. Bazı köylere ise düğün çalmaya gitmek istemem; çünkü insanları cahildir, yobazdır, laf anlamazlar. Yirmi dört saat hiç durmadan çalsan yaranamazsın; seni adam yerine koymazlar, hor bakarlar, dinlenmeye ihtiyacın olduğunu düşünmezler. Ne kadar acı… Bu bizim sanatımız, ekmeğimiz, aşımız, her şeyimiz.

Bilindiği gibi biz sezonluk çalışan insanlarız. Yani yazın çalışır, kışın yeriz. Ev geçindirmek çok zor ama idare etmeye çalışıyoruz. Çocuklarımın hepsi yuvasını kurdu. Oğlumun biri banka emeklisi, biri öğretmen emeklisi, biri benim gibi müzisyenlik yapıyor, bir diğeri de Kültür Bakanlığı’na bağlı Hacıbektaş Semah Ekibi’nde görev yapıyor. Hepsi sağ olsun, yetiştiremediğim zaman bana yardım ederler.

Bu şartlarda en azından kiracı değilim. 1968 yılında ev yerimizi, eski Bâlâ Mahallesi muhtarı rahmetli Sadığın Muharrem’den 750 liraya satın almıştım. 1970 yılında bir gecekondu yaparak içine yerleştik.

Başımdan geçen ilginç bir olayı anlatayım: Kırşehir’in Killik Mahallesi’nde düğün çalıyoruz. Sarhoş, kendini bilmez birisi belinden iki silah çıkardı, alnıma dayadı. ‘Ben giderken taksinin önüne oturacaksın, zurna çalacaksın’ diye tutturdu. Hiç olacak iş değil; her iki türlü de can korkusu yaşıyorsun. Nasıl kurtulacağım diye düşünürken polis ekibi geldi. Adamların sarhoş olduğunu, laf anlamadıklarını görünce ‘Bu saatte çalgı mı çalınır?’ diyerek bizi, yani çalgıcıları karakola götürdüler. Sabaha kadar orada kaldık ve bir beladan kurtulmuş olduk. Daha sonra da buna benzer birçok tehlike yaşadık. Ama ne yaparsın… Biz ekmek paramızı böyle kazanmak zorundayız. Umarım insanlar tez zamanda bu silah kullanma alışkanlığından kurtulur!” diyerek sözlerini bağlıyor Kemal Süle Usta.

Bu güzel dileklere katılmamak mümkün değil Kemal Usta. Kendisine sağlık, mutluluk ve esenlik dolu uzun bir ömür diliyorum.

Bir İnsan l Suavi Cesur l 22 Nisan 2006, Cumartesi


Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası'nda yer alan metin, resim, fotograf gibi tüm içeriklerin hakları asıl sahiplerine aittir! Söz konusu bu içerikler, sahiplerinin rızası olmadan, matbu ya da dijital, başka ortamlarda kullanılamaz!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


www.kosektas.net| www.kosektas.com l İletişim: kosektas@kosektas.com

 Son Güncelleme: 20 Şubat 2026
Beni de Köşektaşımızın çoğu insanı gibi Yahya Öğretmen okuttu: Yahya Doğan. Okulumuzda iki öğretmen vardı 1960’lı yılların başında: Yahya Doğan ve amcamın oğlu Fethi Çelebi. Birinci ve ikinci sınıfı Yahya öğretmende; üçüncü, dördüncü ve beşinci sınıfı da Fethi öğretmende okumuştuk. Derslik sayısı azdı, birinci ve ikinci sınıflar bir derslikte; diğer üç sınıf da başka bir derslikte ders yaparlardı. Aynı derslikte eğitim gören üç ayrı sınıfa, yetişmek zorundaydı öğretmen!
19.12.2025
Sonbahar ve Eskibağ, birbirine çok yakışan zaman ve mekân. Çocukluğumdan beri beni çeken bir yanı vardır Eskibağ’ın. Bozkır ortasında az da olsa bitki örtüsüne sahip olması, belki de bende ormanlık alan izlenimi bırakmış olmalı. Zerdali, badem, alıç, kara erik ağaçlarının kapladığı alanın zemini, harap kalmış bağlarla kaplıdır. Yirmi yıl önceki yangında büyük zarar görmesine rağmen hâlâ o özgün yapısından izler taşıyor. Çoraklık’ın suyunu köyde bilmeyen yoktur. Hazmı kolaylaştıran hoş tadı, onu damacana sularından üstün kılar. Az ama kararlı akışıyla yaşanan kuraklığa meydan okur. Çeşmeden biraz yukarı çıkınca alıç ağaçlarıyla karşılaşırsınız. Çoğu kırmızı alıçtır; sarı alıç pek tutmaz ama tadı fena değildir. Biraz daha iç kesimlerde badem ağaçları vardır. Yılına göre ya çok verir ya da hiç olmaz. Bu sene pek yoktu.
07.01.2025
Soluk soluğa girdi muayenehaneye ve “Kocam ölüyor, yetişin doktor bey,” dedi; felfecir okuyan gözleriyle. Kısa bir soruşturmadan sonra, kocasını arı soktuğunu, arı zehrine karşı alerjisi olduğunu öğrendim; acil çantamı alarak ve Park Taksi durağından bir taksiye binerek, Dikili’nin İsmet paşa Mahallesinin yukarı kısımlarına doğru çıkmaya başladık. Hem hastaya nasıl bir tedavi uygulamam gerektiğini düşünüyor, hem de arabanın geçtiği sokağa bakıyordum.
27.01.2016
Anlatılır: İki komşu kadın önce “davlaşmışlar”, sonra da saç saça baş başa kavga ederek birbirlerini dövüp giysilerini yırtmışlar. En çok dayak yiyen o olmalı ki, akşam eve gelen kocasına olanı biteni bire bin katarak, ağlayarak anlatmış. Onu döven kadın kesinlikle mahkemeye verilecek, hapislerde çürütülecek. Adam çaresiz. Sabah erkenden kalkıp komşu kadını mahkemeye vermek için Hacıbektaş’a gitmiş. Günün her saatinde, yarı sarhoş durumdayken bile “muska” yazan Ali Hoca’nın arzuhalci dükkânına varmış.
14.03.2012
Köşektaş Hikayeleri


Ah Senin İçin Koygun Koygun Çaldığım Zurnalar
Celalettin Ölgün

Eski yıllarda davullu, zurnalı, köçekli, ince sazlı düğün yapmak herkesin altından kalkacağı iş değildi. Böyle düğünleri ancak varlıklılar yaparlardı. Elinde avucunda olmayanlar ise kimisinin “cin düğünü”, kimisinin de “ennecin” dediği; yalnız “tef” çalınıp kadın ve kızların kendi aralarında oynadıkları, erkeklerin geriden seyrettikleri düğünler yapardı.

Almancıların mark göndermeye başladığı yıllara değin Köşektaşlı hep böylesi düğünler yaptı. Varlıklı kişinin oğlunun düğünü de cin düğünüyle olacak değil ya. Onların düğünü, o yılların en gösterişli düğünü oldu. Boyunlarına kora denilen ziller, koşumlarına göz değmesin diye iri iri mavi boncuklar dikili atlar koşulmuş arabalarla; Köşektaş kütüğüne kayıtlı olmasına karşın Hacıbektaş’ta ikamet eden Davulcu Ferzi, Zurnacı Kulebi ustalarla birlikte Engel köyünden seçkin çalgıcılar getirtildi. Nereden bulunmuşsa Acer Harman Yeri’ne, belki de yatak yükleri altında saklanan eski yörüklükten kalma çadırlar kuruldu. Davul, zurna, köçek eşliğinde Kelik Derviş’in peşinde kadınlar kartala gittiler; Turnam oyunu eşliğinde ev ev dolaşıp tüm köy halkını düğüne davet ettiler. Üç gün boyunca dışarıda davul zurna, odada saz, keman, Zeynelabidin cümbüşü ve dümbelek çaldı; çalgıların önünde köçek oğlan oynadı. Hatta Belbaraklı Lomen ile Yahya’nın Ali, kaşıktan yaptıkları kuklayı bile oynattılar. Anlatılanlara bakılırsa o güne dek yapılan düğünlerin en görkemlisi oldu; gelin çıktı, düğün bitti.

O yıllarda varsıl–yoksul yaşantısı arasında fazla bir fark yoktu. Varsıl da yamalı şalvar giyer; eti bayramdan bayrama ya da herkes gibi koyun, kuzu hışırlarsa ya da deneleme sonucunda ölürse yerlerdi. Kışın odasında ocak ya da sobada tezek, kerme yakardı; belki de ısısı ve kokusu fazla olan koyun kermesi yakardı, yoksullardan farklı olarak.

Düğünü izleyen günlerin birinde yeni gelin, dışarıya ahırdan çıkarılmış gübreyi yalınayak çiğneyip tezek harcı yapmaktadır. Her yanına hayvan gübresi yapışmış, eli ve ayakları pislik içinde kalmış durumdadır. Düğününde zurna çalmış Fevzi Usta, kim bilir ne amaçla oradan geçerken, özenle çaldığı zurnaya verdiği emeğe acımış olmalı ki geline bakıp dayanamamış:

“Ah! Senin için koygun koygun çaldığım zurnalar!”

• İlk kez 18 Şubat 2005 tarihinde yayınlanmış bir öyküdür.


Kerme:Tezek.
Zeynelabidin cümbüşü: Metal Tambur.
Koygun: Etkili, dokunaklı, içli.